5 Soru 5 Cevap // Farketmez

17 Posted by - 16 January 2018 - 5 SORU 5 CEVAP

Farketmez grubun Türkiyeli olmayan iki üyesi gitarist Cameron Dean (Avustralya) ve davulcu Carlos Valderrama’nın (İspanya) öncülüğünde kurulmuş. Ardından grubun iki Türk üyesi saksafon ve tuşlularda Selçuk Güllü ve bas gitarda Hasan Kunt Yılmaz olaya dahil oluyor. Dörtlünün ortaya koyduğu kimya, caz eğilimi de gösteriyor rock eğilimi de, hem agresiflik mevcut hem de bolca matematik. Tamamı enstrümantal şarkılardan oluşan ilk albümleri “Deeelicious” geçtiğimiz yılın en sıkı yerli kayıtlarından biri.

– Nasıl tanıştınız?

Hasan: Carlos’u 2013’ten beri tanıyordum. Cameron ile Carlos o yıllarda stüdyoya girmeye başlamışlar. Bir yıl içerisinde bir şeyler oluşmaya başlayınca, Selçuk’u da gruba çağırmışlar. Birkaç ay sonra da basçı ihtiyaçları olduğunu öğrenince, bugüne kadar hep gitar çalıyor olmama karşın ilk kez bir grupta bas gitarist olarak çalmaya başlamış oldum. 2014 yılında bugünkü kadromuza ulaşmıştık.

Selçuk: Ben gruba klavye dahil etmek istediklerini bir arkadaşım aracılığı ile öğrendim. Gruba dahil olduktan bir süre sonra provalara saksafonumu da götürmeye başladım ve yaklaşık 3 yıllık bir çalışmayla bugünkü halimize evrildik. Gruptaki herkesin farklı meslekleri ve yoğun tempo hayatları var. Buna rağmen müzik üretmek için herkes heyecanlı ve disiplinli. Grubun en çok sevdiğim yönü bu.

– İlk konseriniz neredeydi? Neler çaldınız, kimler izledi, ortam nasıldı?

Hasan: Eşe dosta çalınanları saymazsak ilk profesyonel konserim 2003 yılında klasik gitarla klasik müzik türünde, solo bir konserdi ve Ege Üniversitesi Kültür Sanat Evi’ndeydi. Heyecanlı bir deneyimdi. Devamındaki yıllarda elektro gitar çaldığım birçok grup oldu, çeşitli sahnelere çıktık. Farketmez’le ilk konserimiz 2015 Aralık’ında Pendor Corner Bar’da gerçekleşti. Konseri çok ani bir şekilde ayarlamıştık ve o gün çaldığımız parçaların çoğu henüz tamamlanmamıştı. Sonradan o şarkılar çok farklı hallere geldiler. Genelde arkadaşlarımız gelmişti ve Taksim’in daha kalabalık olduğu zamanlardı. Çok sıcak ve mutlu bir ortam vardı.

Selçuk: Geçtiğimiz yıl mart ayında Sofar İstanbul’da bir ev konseri verdik. Arkadaşlarımız olmadan, hiç tanımadığımız insanlar için çalmak hoşumuza gitti. Bir şeyler ürettikçe farklı insanlara ulaşabildiğimizi görmek güzel bir şey.

– Hiç dinlememiş birine müziğinizi nasıl anlatırsınız?

Hasan: Müziğimizin biraz yabani olduğunu söyleyebilirim, bağımsız bir oluşum olmamız sayesinde çoğu yerde istediğimiz gibi hareket ediyoruz ve bunun hep aynı çizgide gelişmesi çok tatmin edici. Özellikle konserlerimizde bu ruh daha da ortaya çıkıyor. Bu yüzden bence canlı performanslarımız, kayıtlarımızın da üstüne çıkıyor. Herhangi bir müzik tarzına veya akımına bağlı kalmaya da çalışmasak da genelde ortaya caz ve funk etkilerini içeren bir rock tarzı çıkıyor diyebilirim. Grupta farklı ülkelerden kültürlerin ve tarzların bir araya gelmesi bence müziğimizin en şanslı özelliği, bu sayede pek benzeri olmayan farklı bir sentez ortaya çıkıyor.

Selçuk: Müzikten hiç bir gelir beklentimiz olmaması bizi özgürleştiriyor. Tek belirleyici grup üyelerinin farklılıklarının yarattığı pozitif anlamda bir gerilim. Üretim de bu gerilimden çıkıyor zaten. O yüzden şöyle müzik yapıyoruz diye tarif etmek de zor oluyor. Zaman içinde bireysel zevklerimiz ve grubun ortak zevki de farklılaşıp gelişiyor. Bundan da keyif alıyoruz. İkinci albümün ilkinden farklı olacağını şimdiden hissetmeye başladık.

– Düşünce dünyanızı en iyi tarif eden isimler/filmler/kitaplar/albümler hangileri?

Hasan: Bu sorunun cevabı o kadar uzun ki özetleyebilmek için biraz kendi adıma ve tür başlıkları ile söylemeye çalışacağım. Özellikle müziğe ve sinemaya olan aşırı ilgim sebebiyle yıllar içerisinde çok fazla isim birikti ve birini söylesem diğeri eksik kalır. Karakter ve konu üzerine yoğunlaşan bağımsız sinema örnekleri, kalbimizden vuran o sinema akımları, tüm zombi filmleri, biraz ayağa düşürülse de çizgi roman uyarlamaları, fantastik ve bilim kurgu filmleri en çok ilgimi çekenler oluyor. Yeraltı edebiyatı örneklerini, kötü örnek karakterleri, psikolojik derinliği olan yazıları ve bazı şiirleri seviyorum. En küçük kardeş olmanın avantajı ile 80’ler pop’una, heavy metal’e ve grunge rock’a zamanında kasetlerle yetişebildim. Gerilere gittikçe psychedelic rock, blues, funk, soul ve punk örneklerini de dinledikçe tüm müzik tarzlarına aynı mesafede durmak istediğimi anladım.

Selçuk: Son dönemde insanlık hatta evren tarihine birkaç yüzyılın ötesinde daha geniş perspektiften bakan kitap ve filmler çok ilgimi çekiyor. Dönemin sıkışmış ve bunaltan atmosferinden kafayı biraz kaldırmak iyi geliyor. Dünya ve evren için bireysel anlamsızlığımı gördükçe o boşluğa basit bir iki nota fırlatma fikri daha da çekici geliyor.

– Şu ara kafayı taktığınız sanatçı/albüm/şarkı/soundtrack hangisi? Neden?

Hasan: Çok uzun süredir hep yeni bir şeyler keşfetmeye ve güncel grupları takip etmeye çalışıyorum. Bir albüme nadiren takılıp kalıyorum ve dönüp bakınca bunun sebebi yakaladıkları sound veya hissettirdikleri sabit duygu durumu oluyor. Ana akım müziklerden genelde uzak dursam da oralarda bazen sadece bir enstrümanın tonuna takılıp kaldığım oluyor. Afrika ve Latin Amerika kökenli ritm yönünden zengin yerel müziklere fazlaca ilgim var. Son yıllardan taktığım albümler olarak Royal Blood’ın ilk albümünü (ikinci değil), Radiohead’in “A Moon Shaped Pool”unu, Tame Impala’nın “Currents”ını, Karen O’nun “Crush Songs”unu,  Chairlift’in “Something”ini, Tortoise’in canlı performanslarını, Battles’ın Gloss Drop’unu, King Gizzard’ın “Murder of the Universe” albümünü, St. Vincent’ın “Strange Mercy”sini, Jakuzi’nin “Fantezi Müzik”ini, The Dø’nun B.W.O.J.’ını ve Q.O.T.S.A’in “Villains”ını sayabilirim.

Selçuk: Ben şu ara Joshua Redman, Chris Potter  çok dinliyorum. Snarky Puppy yine aynı şekilde. Bir konserlerinde Lingus şarkılarına 9 dakikalık solosuyla katılan Chris Potter sahnesini her aklıma geldiğinde açıp dinliyorum şu aralar mesela.

No comments

Leave a reply