5 SORU 5 CEVAP // İPEK GÖRGÜN

0 Posted by - 24 June 2015 - 5 SORU 5 CEVAP

İTÜ MİAM’da Sessel Sanatlar doktorası yapmakta olan İpek Görgün‘ü 2000’lerin ilk yarısında İstanbul alternatif sahnesinin sıkı ekiplerinden Bedroomdrunk‘tan hatırlayanlar olacaktır. Müzisyen, o yıllarda enstrüman merkezli müziklere ilgi duyarken, şimdi elektronik müziğin sonsuzluğu içerisinde arıyor kendi sesini. Ses, sesizlik ve gürültü ekseninde seyreden müziği, perspektif sahibi, derinlikli ve çok katmanlı bir müzik.

Müzikle ilişkin nasıl başladı?
Müzikle haşır neşir olmaya çocukluğumda başladım. Michael Jackson ve Elvis Presley’i çok severdim. Ayrıca Nilufer ve Seyyal Taner’in de çok büyük hayranıydım. Bir de Coşkun Sabah’a sarmıştım yuvaya giderken; sebebini gerçekten bilmiyorum. İlkokul daha karışık geçti, Dr. Alban, Mc Hammer, 90lar Türkçe pop ve yanında Blue Jean okumak gibi. Ortaokul ile beraber grunge başladı. Ardından punk, post-punk, industrial, no-wave, shoegaze, caz ve elektronik müzik geldi. Ortaokulda klasik gitar eğitimi aldım, lisedeyken kendi kendime davul çalmayı öğrendim. Üniversitede bas gitara başladım ve yaklaşık 12 yıl kadar Bedroomdrunk’ta vokalist ve basçı olarak yer aldım. Üniversiteden sonra bir süre caz vokali icin eğitim aldım; ama maalesef devam ettiremedim. Şu anda ise ITU-MIAM’da Sessel Sanatlar (Sonic Arts) bölümünde doktora öğrencisiyim. Elektronik müzik kompozisyonu, müzik algısı, elektronik müzik tarihi-teorisi ve ses/sinyal işleme gibi konular üzerine eğitim alıyorum ve araştırmalar yapıyorum.

İlk konserin neredeydi? Neler çaldın, kimler izledi, ortam nasıldı?
17 yaşındayken Four Handle One Scandal adında bir ska-punk grubunda davul çalıyordum. İlk konserimi onlarla, SSK işhanında Baraka diye bir barda vermiştim. Aynı gün bizlerle beraber Kirli Çoraplar ve Leş de çalıyordu. Listede “Catch 22″yu hatırlıyorum, bir de Rancid’in “Poison”ı olması lazım, çok fena ritim kaçırmıştım. O dönemler Ankara’da parklarda ve sokaklarda daha rahat vakit geçirilirdi, böylece herkes birbirini tanırdı. Bu yüzden o sırada arkadaşlarımızdan etrafta olan kim varsa gelmişti konsere. Dolayısıyla ortam da gayet rahattı, hatta bir arkadaşımız Kirli Çoraplar çalarken stage-dive amaçlı çıktığı sahneden dans ederek düşmüştü. Düşene gülünmez tabi; ama biz gülmüştük. Neyse, umarım karma haneme yazılmamıştır 🙂

>>>Düşünce dünyanı en iyi tarif eden isimler/filmler/kitaplar/albümler hangileri?
İsimler: Miroslav Tischy, Alan Watts, Rowland S. Howard, Courtney Love, Francesca Woodman, Gerhard Richter, Yves Klein, Patti Smith, Layne Staley, Jim Morrison.

Albümler: Bernard Parmegiani – “de Natura Sonorum”, Tim Hecker – “Harmony in Ultraviolet”, Babes in Toyland – “Fontanelle”, Siouxsie and the Banshees – “Kaleidoscope”, Subhumans – “From the Cradle To the Grave”, Nirvana – “In Utero”, Einsturzende Neubauten – “Tabula Rasa”, Ruby Throat – “the Ventriloquist”, Alva Noto – “Xerrox vol.1 & 2”.

Kitaplar: Ingeborg Bachmann’ın yazdığı her şey, Marcel Proust – “A La Recherche du Temps Perdu”, T.S. Eliot – “The Waste Land”, Melih Cevdet Anday – “Rahatı Kaçan Ağaç”, Maurice Blanchot – “l’Arret du Mort”, Nilgün Marmara – “Daktiloya Çekilmiş Şiirler”, Comte de Lautreamont – “les Chants de Maldoror”, Allen Ginsberg – “Howl”, Fazıl Hüsnü Dağlarca – “Dört Kanatlı Kuş”, Dante Alighieri – “La Commedia Divina”.

Filmler: “Alphaville” (Jean-Luc Godard), “Şabanoğlu Şaban” (Ertem Eğilmez), “A Night on Earth”, “Down by Law” (Jim Jarmusch), “Sevmek Zamanı, “Kuyu” (Metin Erksan), “Bir Demet Menekşe” (Zeki Ökten), “Salo” (Pier-Paolo Pasolini) , “Gilda” (Charles Vidor), “Der Himmel, Uber Berlin” (Wim Wenders), “Decasia” (Bill Morrison), “l’Eclisse” (Michelangelo Antonioni).

>>>Hiç dinlememiş birine müziğini nasıl anlatırsınız?
Eğer anlatmak zorunda kalmışsam, ses parçacıkları, uzayan sesler, ritm ve tını bozukluklarıyla, gürültü ve sessizlikle ilgilendiğimi, kimi zamansa sadece bir melodi aradığımı belirtirdim.

>>>Şu ara kafayı taktığın sanatçı/albüm/şarkı/soundtrack hangisi? Neden?
Katie Jane Garside. Her ay en az bir defa Garside’a geri geliyorum. Sesi zaten olağanüstü; ama onu o yapan her şeyi ilham verici buluyorum. Vessel’ın “Punish, Honey” albümüne fena takmış durumdayım. Rock’n roll zihniyetiyle elektronik müzik icra ediyor kendisi, bu etki de parçalarına oldukça yansımış durumda. Son olarak da Stephan Mathieu’nün Schwebung projesine sardım. Mathieu’nün zaten muazzam bir ambient geçmişi var, buna Federico Durand ve Sylvain Chauveau gibi isimleri ekleyince ortaya çok daha karanlık ve bir o kadar da çarpıcı işler çıkmış.

İTÜ MİAM’daki 20 kanallı Acousmonium için hazırladığı besteyi hemen aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Doğa İçin Çal serisinden Akın Ünver ve İpek Görgün’den “Yol”:

No comments

Leave a reply