5 Soru 5 Cevap // Reptilians From Andromeda

0 Posted by - 09 January 2018 - 5 SORU 5 CEVAP

İlk kaydını 2016 yılında yayınlayan ve peşine bir dizi EP servis eden Reptilians From Andromeda ekibi, şimdi ilk uzunçalar için düğmeye basmış durumda. Geri sayım başladı, “Dialogues For Monkeys” adını verdikleri albüm, Çekya merkezli plak şirketi Prof Sny Records etiketiyle 22 Ocak Pazartesi günü yayınlanıyor. Grup bu albüme uzanan süreçte kadroda değişiklikler yaşadı ve bir miktar büyüdü. Sürüngenler evrim basamaklarını bir bir tırmandı. On şarkıdan oluşacak albümün miks ve mastering işlemleri The Monos’un vokalist ve gitaristi Fran Ashcroft tarafından gerçekleştirildi. Kapak tasarımı ise garage ve punk gruplarına yaptığı nefis albüm kapaklarıyla da tanınan Kanadalı meşhur çizgi romancı Derrin Merinuk tarafından hazırlandı. (Kapak görseli yazının sonunda.)

– Nasıl tanıştınız?

Aybike Çelik Özbey: Tolga ile ben 2013 yılında benim o sıralar çalıştığım online bir müzik kanalı vasıtasıyla tanıştık. Öncesinde müzikle alakalı ufak tefek şeyler yapmama rağmen düzensiz yaşamımdan ve ruh halimden dolayı bir türlü bir şeyler yapamamıştım. Ta ki Tolga bana gitarını hediye edene kadar. Bunun hayatım boyunca bana yapılan en romantik jest olduğunu düşünmüştüm. Benim o zamanlarki evimde her gelenle müzik yapmaya başladık. Sadece Tolga’yla benim sabit olduğumuz günübirlik gruplarda çalmaya başladık. Sonrasında Tolga ile ikimiz yalnız kayıtlar yapmaya başladık. İlk başlarda klavye çalıyordum. Şarkı sözü yazmaya bir şaka sonucu ortaya çıkan ve Reptilians From Andromeda’nın ilk şarkısı olan ”More Than Coke” u yazarak başladım. Nisan 2015 – Aralık 2015 boyunca bizimle çalan Taylan Turan(davul) aramıza katıldı, sonrasında bas gitarist arayışlarımız başladı. Bizimle çalmak isteyen bas gitarist arkadaşlarımız olmasına rağmen farklı birini aradık galiba. Derken internette bir bas gitarist sayfasında Merve Ertuğrul’un profiline rastladık. Kapak fotoğrafındaki Kim Gordon ile bizi tavlardı. Konserler, video klipler, kayıtlar derken Taylan Turan kişisel problemleri nedeniyle gruptan ayrıldı. Mert Akgül ile Karga Bar’da Young Shaven’la ortak konserimizde tanışmıştık, Mert o sıralar The Young Shaven ile birlikte çalıyordu. Tolga’nın Tayfun Polat’tan davulcu tavsiyesi istemesi üzerine gelen cevabın Mert Akgül olması hepimizi mutlu etti, çünkü üçümüz de Mert’i tanır tanımaz sevmiştik. Mert ile buluşmaya karar verdik. Bant’ta gerçekleşen Karışık Kaset sergisinde buluştuk ve Mert grupta davul değil de synth çalmak istediğini söyledi, biz de kabul ettik. Hala bir davulcumuz yoktu ve drum machine ile mi devam etsek gibi düşüncelerin aklımızdan geçtiği kısa bir dönem yaşadık. Bu sırada Tolga, 2015 yılının başlarında Tolga’nın çizdiği ”RFA” logosunu revize eden Orkun Bağatur’un bir grubum olsa da çalsam yazısını gördü ve bu konuda ciddi misin dedi, Orkun’un gruba katılmasıyla Reptilians From Andromeda’nın bugünkü kadrosu tamamlanmış oldu.

– İlk konseriniz neredeydi? Neler çaldınız, kimler izledi, ortam nasıldı?

Aybike: Benim Reptilians From Andromeda ile ilk konserim aynı zamanda ilk konserimdi. Kadıköy Sokak Sahne’de Robotat ile birlikte çaldık. Birlikte berbat şeyler yaptığım yakın arkadaşlarımın çoğu oradaydı. İlk dönem şarkılarımız haricinde David Bowie’den “Rebel Rebel” ve Ramones’tan “I Wanna Be Sedated” çaldık.Konserin sonunda Nancy Spungen’e dönüştüm ama, belki bunu yıllar sonra anlatabilirim.

Tolga Özbey: İlk konser galiba biraz da merak edilen bir durum olmuştu, pek kimseye haber vermedik. Sadece internetten duyurduk ama müziğimize ilgi gösteren birçok kişinin haricinde genelde 90’lardan tanıdığım ve arkadaşım olan grupların üyeleri mekandaydı. She Past Away’den Volkan ve The Raws’tan Göksu vardı mesela, Rashit grubunda beraber çaldığım Gökhan Tunçişler ve Barış Önder Güler ve Rumble Fish grubundan Özgür Tülbentçi aklıma gelen isimler. Dehşet eğlenceli bir konserdi tam bir kaos, sanırım insanlara arzuladıkları eğlenceyi sunmuştuk. Bu da devam etme isteğimizi kamçıladı diyebilirim. Çünkü konserlerimiz genelde konserden daha çok bir partiye dönüşüyor. Bu mutluluk verici.

Merve Ertuğrul: Grupla çıktığım ilk konser Kadıköy’de bir mekandaydı. Beste ağırlıklı çalmıştık ve birkaç tane de cover çalmıştık. Daha çok yakın çevre geldi diye hatırlıyorum. Çünkü grubun da verdiği ilk konserdi. Ortamın enerjisi yüksekti.

– Hiç dinlememiş birine müziğinizi nasıl anlatırsınız?

Aybike: Dinlememiş birisine anlatmam galiba ve dinlemediyse dinleyip o bana anlatsın isterim.

Tolga: Garage, gürültü, patırtı, bolca feedback. Bazen deathrock esintili, yer yer electro punk dokunuşlu. Rock severim derken distortion’dan rahatsız olmayanlara yönelik. Ayrıca feministim derken seksi olmaktan kaçmayan bir müzik.

Merve: Ben bile hala müziğimizi belli bir yere koyamıyorum, neredeyse her şarkıda farklı bir hava var ve bu durum hoşuma gidiyor. Hiç dinlemeyen birineyse 80’ler ruhunu da, 90’lar ruhunu da sound’un içinde yakalayabileceğini söylerdim.

Mert Akgül: Müziğimizi beklenmedik, parlak ve iğneleyici olarak tarif edebilirdim.

Orkun Bağatur: Genel olarak müziği tarif etmek her zaman zordur. Aynı durum bizim grup için de geçerli belki bazı referanslarla tarif edilebilir.

– Düşünce dünyanızı en iyi tarif eden isimler/filmler/kitaplar/albümler hangileri?

Aybike: Kitaplar: “Bir Seks Avcısının Günlüğü – Paradoks” – Lydia Lunch, “Betty Blue” – Philippe Djian, “Andy Warhol Felsefesi” – Andy Warhol.
Albümler: The Cramps – “Stay Sick!”, The Damned – “Damned Damned Damned”, Killing Joke – “Night Time”, David Bowie – “Diamond Dogs”, Lou Reed – “Ecstasy”.
Filmler: “The Informers”, “Cry Baby”, “Romance & Cigarettes”, “The Craft”.

Tolga: Suicide (1977 albüm), Television (1992 albüm), Velvet Underground, Stooges, New York Dolls, “Nevermind The Bollocks Heres”, The Sex Pistols, The Cramps, Johnny Thunders, Dead Boys, Dee Dee Ramone, Chrome, Wipers, Sonic Youth, Alfred Bester, Oscar Wilde, William Burroughs, Jack Kerouac, Philip K. Dick, “Rumble Fish”, “Liquid Sky”, “Near Dark”, “Loveless”.

Merve: Müzisyenlerden Robert Smith ve Kim Gordon, yazarlardan Agatha Christie ve George Orwell, filmlerden “Mr. Nobody” ve “Sing Street”, kitaplardan “Yabancı”, “1984”, “Şahidin Gözleri”, “Şeker Portakalı” ve “Küçük Prens”, albümlerden The Cure – “Disintegration”, Sonic Youth – Daydream Nation”, The Velvet Underground – “Loaded”, David Bowie – “Scary Monsters (And Super Creeps)”, Depeche Mode – “Violator”, Pixies – “Doolittle”.

Mert: Şu sıralar 20. yüzyıl Rus edebiyatının büyük çoğunluğu düşünce dünyamı yansıtıyor olabilir.

Orkun: Sıkı bir sci-fi bağımlısıyım. Distopian eserler her zaman ilgimi çekmiştir. Pink Floyd ve Prince ile olan güçlü bağım ise sanırım bir ömür sürecek diyebilirim.

– Şu ara kafayı taktığınız sanatçı/albüm/şarkı/soundtrack hangisi? Neden?

Aybike: İklimsel ruh hallerinden dolayı, Lydia Lunch – “Mechanical Flattery”, Judy Nylon – “Jailhouse Rock”, The Nuns – “Lazy” çok dinliyorum.

Tolga: Yalnızca şu var diyemeyeceğim ama son zamanlarda takıldıklarım şu isimler ve sanırım ortak nedeni ruhu olan müzikler olmaları. GŪTARA KYŌ, X-Rays – “Double Godzilla With Cheese”, Bikini Cops, Table Sugar – “Introductory Material”, Hot Snakes, Laiskat Silmät, Wild Rose, Macho Boys, Cruz de Navajas.

Merve: Şu aralar gün içerisinde kendimi Sixth June’un “Drowning” şarkısını ya da The KVB’nin albümlerini dinlerken buluyorum. Hem post punk, hem de minimal wave işleri sevdiğim için takıldım diyebilirim. Şu aralar ruh halimi, onların müzikleriyle anlatmak istediklerine yakın hissediyorum, sanırım bununla alakalı.

Mert: Şu ara kafayı tamamen Kendrick Lamar albümlerine takmış durumdayım. Özellikle “good kid, m.a.A.d city” albümü beni çok etkiledi. Hikaye anlatış biçimi ve sample kullanmak konusundaki yaratıcılığı asıl sebepler.

Orkun: Yakın zamanda kaybettiğimiz benim için çağımızın en büyük sanatçılarından olan Prince diyebilirim. Hayatı boyunca üretmiş olduğu 40’a yakın albüm, sanatçı olarak duruşu, kıyas kabul etmeyen üretkenliği ve çeşitliliğini keşfetmek benim için hiç bitmeyen bir macera gibi adeta.

No comments

Leave a reply