ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: “ŞU SIRALAR DİNLEMENİZ GEREKEN 5 ALBÜM”

3 Posted by - 06 April 2015 - ALBÜM, KÖŞE YAZISI

alper-bahçekapılıGeçtiğimiz günler yeni albümler açısından hayli verimli ve renkliydi. Sufjan Stevens, Laura Marling gibi kariyerlerinde hayli yol almış müzisyenlerin bugüne kadarki en iyi albümlerini duymanın yanı sıra, Tobias Jesso Jr. gibi yeni nesil müzisyenlerin çarpıcı ilk çalışmalarıyla da tanıştık. Bu albümleri dinlemeden hayatınıza devam etmeyin. İşte şu sıralar mutlaka dinlemeniz gereken beş albüm:

Sufjan Stevens – “Carrie & Lowell”

Multi enstrümantalist Sufjan Stevens, bu son albümünde annesini kaybetmiş olmanın verdiği buhranın üzerine gidiyor. Kederin ve matemin dışavurumu olarak ortaya çıkan, akustik gitarlar ve büyülü fısıltılar eşliğinde ilerleyen Carrie & Lowell, sadece Sufjan Stevens’ın değil, bu yılın da en iyi albümleri arasında. Barındırdığı tüm karamsarlığın yanı sıra albüm müzikal açıdan o kadar engin bir perspektifte geziniyor ki, kulağınıza çalınan her yeni notada, hem içinize bir ağırlık çöküyor hem de doğaüstü bir olay görmüşçesine şaşkınlıkla gülümsüyorsunuz.

Tobias Jesso Jr. – “Goon”

Yeni yüzyılın müziğinin aceleci bir tarafı var hep. Dikkati çabucak dağılan bizleri yakalamak için şarkılar üzerimize üzerimize geliyor. Tobias Jesso Jr.’ın ilk albümü ise aksine, fazlasıyla çekingen ve sakin. Ürkek bir şekilde, hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan, dünyanın sonu hiç gelmeyecekmiş gibi acele etmeden söylüyor şarkılarını Jesso, Jr. Paul McCartney’nin solo dönemlerini de fazlasıyla anımsatan, folka yatkınlığıyla dikkat çeken Goon, 70’lerde kaydedilmiş gibi tınlıyor. The Black Keys’ten Patrick Carney, Girls’den Chet White ve Grammy’li Ariel Rechtshaid’ın prodüktörlüğünde kaydedilen Goon, insanı sakinleştiren muazzam bir sadelik yakalamış.

Laura Marling – “Short Movie”

“Dünya o kadar küçülüyor ve kitlesel üretim o kadar büyüyor ki, her şey birbirinin aynı olma tehlikesiyle karşı karşıya” diyor Laura Marling. Teknoloji ve küreselleşmenin farklılıkları ortadan kaldıran tarafına hüzünle bakan bir müzisyen Laura Marling. Müziğin son sürat dijitalleştiği bir ortamda, akustik gitarına sıkıca sarılan Marling’in fazlasıyla romantik bir tarafı var. Sonuncusunda ilk defa elektro gitara yöneldiği, (yaşına oranla hayli iddialı) beş albümlük kariyerindeyse ne yaptığından her zaman emin gözüküyor. Fiona Apple ve PJ Harvey’nin arasında bir yerde duran, folk müziğin bu tuhaf, benzersiz yeteneğinin yeni çalışması Short Movie, bitmesi hiç istemeyeceğiniz türden bir albüm.

Courtney Barnett – “Sometimes I Sit and Think…”

Avustralyalı şarkı yazarı Courtney Barnett’in bu ilk albümü son birkaç yıldır büyük bir merakla bekleniyordu. İşin aslı Courtney Barnett’in müziğinde olağandışı bir element yok. Standart enstrümanların dışına neredeyse hiç çıkmıyor. Gündelik hayatın bayağılığı üzerine yazdığı şarkı sözleriyse, duyulmamış hikâyeleri anlatmıyor. Konuşma tonunda ilerleyen vokalinde ise çarpıcı bir öğe yok. Ama tüm bu basitlik bir araya geldiğinde ortaya tamamen yeni, dinlemesi büyük keyif veren, harika bir alternatif pop/rock albümü çıkıyor. Courtney Barnett, iyi şarkı yapabilmeyi bu kadar kolay gösterdiği için de başarılı. Bu düzeyde bir basitlikten nadiren bu kadar olağandışı bir şey çıkar.

Sam Lee & Friends – “The Fade In Time”

Kayıp şarkıların peşinden koşan, unutulmak, uçup gitmek üzere olan notaları yakalayan, radikal bir müzisyen Sam Lee. Mercury adaylığı da bulunan Sam Lee, yeni keşifler yapabilmek için özellikle İngiltere boyunca roman kültürüyle yaşayanların kamplarını, evlerini ziyaret etmiş. Onlara geçmişten gelen ‘halk’ şarkılarını anlattırmış, mırıldandırmış. Bu gezileri sayesinde keşfettiği melodileri, bazen anlatıcılarının da katkısıyla, çok enstrümanlı, doğu-batı senteziyle çeşnilendirilmiş bestelere dönüştürmüş. Radikal, güçlü, fazlasıyla emek verilmiş bir albüm The Fade In Time. Standartların oldukça dışındaki bu ikinci Sam Lee albümünün tüyleri diken diken eden bir derinliği var. Nefesinizi tutup dibine dalarsanız asla pişman olmayacağınız türden bir derinlik bu.

*Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı 1 Nisan 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply