MASAÜSTÜNDEN NOTLAR – 24

0 Posted by - 24 June 2015 - ALBÜM, ÖNERİ

“HOW BIG, HOW BLUE, HOW BEAUTIFUL” – FLORENCE AND THE MACHINE
Ruhumuzu özgürleştirmek, “gerçek biz”i saklayan kabuklarımızdan kurtulmak ve bunları yaparken ortalığı hafiften kırıp dökmek. Bunlar albümün ana fikirleriymiş. “Bütün bu sürece sebep nedir?” diye sorarsanız tabii ki kalp yarası. Florence Welsh dünyanın en fazla işlenen temasını işliyor yeni albümünde ve harika sesiyle yeni hit şarkılar sunuyor.

“LAST OF OUR KIND” – THE DARKNESS
Bugünlerde eski usul rock bulmak o kadar kolay değil. Indie’si var, metali var ama 1980 model eğlenceli pop rock yok. The Darkness 2003’te “Permission To Land” ile bu anlamda hoşumuza gitmişti. “Last of Our Kind” ile artık pek havalı sayılmayan glam’a göz kırpıyor ve gitarlar, keskin vokallerle bildiğini okumaya devam ediyor.

“DEJA VU” – GIORGIO MORODER
Yetmişli yılların meşhur disko prodüktörü Giorgio Moroder’a bugünkü pek çok star DJ çok şey borçlu. En azından içinde bulundukları kulvarı ilk açanlardan biri o. Daft Punk’ın yeniden parlattığı Moroder’ın albümünde Kylie Minogue, Britney Spears, Kelis gibi starlar var. Ama yetmiyor. Moroder 2000’lerle yarışmak yerine en iyi bildiği şeyi yapmalıydı: Disko.

“THE EPIC” – KAMASI WASHINGTON
Wayne Shorter, Lauryn Hill, George Duke, Snoop Dogg, Herbie Hancock, Flying Lotus, Kendrick Lamar, Raphael Saadiq… Bu isimlerin hepsiyle çalışabilmiş, ufku açık, 1981 doğumlu genç bir caz insanı ve saksafoncu Kamasi Washington. John-Alice Coltrane ekolünü takip ettiğini söylüyor. İlk solo albümünü yayımladı. Bebop, funk, klasik caz seslerini sevenlerin yanında yeni sentezlere kulaklarını açan müzikseverlere de hitap ediyor. Heyecan verici bir albüm.

“ALTERNATIVE LIGHT SOURCE” – LEFTFIELD
Leftfield’in 1999’da yayımlanan son albümü “Rhythm and Stealth”ten bu yana müzikte çok şey değişti. Leftfield de değişti ve artık Neil Barnes’dan oluşan tek kişilik bir proje. Peki bu albümdeki 10 parçanın durumu ne? Dublaj Türkçesiyle, şarkılar çalışıyor mu? Evet, hem de fena halde. Hepsini bırakın, “Universal Everything”i özellikle dinleyin.

“THE DESIRED EFFECT” – BRANDON FLOWERS
Bronski Beat’i hatırlayanlar elini kaldırsın ya da bana mesaj atsın, Whatsapp’ta grup kurup muhabbet edelim. Ergenken “yabancı pop” dinleyen biri olarak hislendim. Brandon Flowers, Killers ile yaptığı “Day&Age”den bu yana ilk kez dişe dokunur bir albüm yapmış. Solo çalışmasıyla 80’lerin üzerinden şöyle bir geçmiş. Kah Neil Tennant konuşuyor kah “I Can Change” isimli şarkıda olduğu gibi arkadan Bronski Beat’in 1984 kulüp hiti “Smalltown Boy” duyuluyor. Alın dursun köşede. “I Can Change” yaz şarkısı listemde üst sıralara yerleşti.

“I DON’T WANT TO LET YOU DOWN (EP)” – SHARON VAN ETTEN
Biliyorum tatil için yanıp tutuşuyoruz ve kırılgan ruhlu bir kadının söylediği hüzünlü şarkılar önermek için doğru bir zaman değil. Ama indie prenseslerimizden Sharon Van Etten beş şarkılık bir EP kaydetti ve yayımladı. Yaylılar, piyano ve gitarın eşlik ettiği bu şarkıları kenara atmak lazım.

“IN COLOUR” – JAMIE XX
Four Tet sever misiniz? Fridge diye bir şey hiç duydunuz mu? Peki 2000’lerin başında çıkan
DJ Kicks albümlerini beğenir miydiniz? DJ Shadow’un müziğine muhabbetiniz var mı? Dört evet, bu albümü derhal edinin demek. Üç evet, mutlaka beğenirsiniz demek. İki evet, bekle demek. Bir evete mesajım, illa kendine göre bir şeyler bulacaksın. Sıfır evete sözüm şu: Tarza marza, isimlere çok takılma, bu albümü önyargısız dinle, beğeneceksin. The xx prodüktörünün ilk solo albümünü klasik müzik dinler gibi dinleyebilirsiniz.

“THIS IS THE SONICS” – THE SONICS
Su katılmamış garaj rock. 60’ların ve 70’lerin orijinal sound’unu bu sound’u icat edenlerden dinlemek ne güzel. “Ben ara ara moda oluyorum” diyen ailemizin büyüklerinden bir hanımefendiyi hatırladım. The Sonics üyeleri bugün 70’lerinde ve müzikleri şahane bir şekilde gene gözde. Kulaklarımın pası silindi resmen.

“SOL INVICTUS” – FAITH NO MORE
Faith No More sanki hiç ayrılmamış, hiç yeniden birleşmemiş, böyle şeyler olmamış, o kadar yıl geçmemiş gibi. Bu albüm 1995’teki “King For A Day…”den farklı değil. “Sunny Side Up”tan “Seperation Anxiety”ye her şarkı bir yerlerden tanıdık. “Rise of The Fall” da şaşırtmıyor. Eski şarkıların izinden giden melodiler, vokaller. Faith No More hep “garip” tınlayan bir grup oldu. “Sol Invictus” bu bilgiler ışığında şaşırtmadı. Ve aslında bu yüzden de şaşırttı. “Hayır ne bekliyordun?” diye soracak olursanız, siz de haklısınız.

“EVERYTHING IS 4” – JASON DERULO
Haiti asıllı Derulo (tıpkı Wyclef Jean gibi ama o henüz başkanlığa aday olmadı) Amerikan müzik endüstrisini ve pop hiti mantığını çok iyi anlamış biri. Dördüncü solo albümünde de bütün şarkıları hit olmaya aday. Her şarkı adeta nabza göre şerbet. Şu aralar canınız diskolu, hiphop’lu, soul’lu ortaya karışık pop çekerse albümünüzü buldunuz.

“MULTI-LOVE” – UNKNOWN MORTAL ORCHESTRA
Ruban Nielson, Yeni Zelanda’nın deneyselliğini ve Amerika’nın pop ruhunu almış kullanmış. Unknown Mortal Ochestra’nın müziği ateşli hastalık geçiren pop yıldızının sayıklamaları gibi bir şey. Bazen fazla kişisel, bazen çocuksu, bazen çok harcıâlem. 60’lardan da 70’lerden de sağlam müzik dinlemiş birinin progresif şarkıları diye de dinleyebilirisiniz “Multi-Love”ı.

“ENGLISH GRAFFITI” – THE VACCINES
Evet, şarkıları gruplar yapar ama albümler prodüktörlerin eseridir. Bu albümde The Vaccines ile ilk kez çalışan prodüktör Dave Fridmann’ın önceden yaptığı albümlerden üçünü sıralıyorum: Flaming Lips’in “Yoshimi Battles The Pink Robots”u, MGMT’nin “Oracular Spectacular”ı, Sleater-Kinney’nin “The Woods”u. Şimdi klasik bir “haydi beyler coşalım” tarzı bir indie rock grubu olan The Vaccines’in artık nasıl kafalarda olduğunu anladınız.

1 Comment

  • rarara 06 July 2015 - 00:02 Reply

    Baymadı mı artık rakamlı, sayılı başlıklar atmak?

    Ölmeden önce izlemeniz gereken 41 film….
    Bu yaz yapmanız gereken 6 şey.
    Bilmem napmanız gereken üç buçuk şey…

  • Leave a reply