MASAÜSTÜNDEN NOTLAR – 25

1 Posted by - 12 July 2015 - ALBÜM, ÖNERİ

LA Priest – “Inji”
Şu aralar dinleyebileceğiniz en acayip albümlerden biri Sam Dust’ın LA Priest adıyla yayımladığı uzun metrajlı “Inji”. MGMT gariplikleri, Sebastien Tellier ritimleri, distort edilmiş gong sesleriyle uzun uzun interlude’lerin (ara taksim diyelim) ardından başlayan hayal âlemi ritimleri, seksi loop’larla bezeli mid tempo dans şarkıları. Açıkçası bu albümde cidden bir hesapsızlık ve özgürlük hissi var ve o gözle dinleyene de geçiyor. Şöyle bırakın kendinizi bir koltuğa, kafayı boşaltın, öyle dinleyin.

Tobias Jesso Jr. – “Goon”
29 yaşındaki piyanist ve şarkıcı Tobias Jesso Jr. annesini kanserden kaybettikten sonra bir single yaptı. Ardından albüm geldi. Piyanosuyla John Lennon’ın “Woman” gibi şarkılarındaki ruhunu, vokaliyle Damien Rice tarzı çağdaş söz yazarı ozanları andırıyor. Böyle albümlere ihtiyacımız var.

Peace – “Happy People”
Birmingham çıkışlı Peace, İngiliz gruplarının karakteristik özelliklerini taşıyor. Train, Travis, Oasis, Supergrass… Hepsinden bir şeyler bulmanız mümkün. Bu ikinci albümleri. Kimilerine göre aynı pilavı ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyor İngilizler. Ben bu albüm hakkında pozitif duygulara sahibim.

Neil Young – “The Monsanto Years”
Neil Young “The Monsento Years” albümünde dünyadaki tarım tekellerinin GDO’lu ürünlerini eleştiriyor. Doğrudan tarım devi Monsanto şirketini hedef alıyor. Üç akorlu basit armonik yapılar, gitar, davul, bas temelli basit bir sound, basit melodiler ve Neil Young’ın klasik vokali. Young aşktan değil, yiyecekten bahsetmiş bu defa. Bunu yaparken didaktik değil, protest olmayı başarmış.

Miguel – “Wildheart”
R&B çok geniş bir alan. Son yıllarda Frank Ocean, Blood Orange, Weeknd gibi bu tarzın farklı uçlarına doğru yürüyen yeni yorumcular ve besteciler çıktı. Amerikalı prodüktör, besteci ve şarkıcı Miguel, belki bu kulvarda olmayı hak ediyor. Üçüncü albümünde elektronik efektlerden faydalanarak geliştirdiği kişilik oturmuş. Melodik yapılar, güçlü vokaller ve efektlerle ortaya çıkan manzara 80’ler popu.

Jaako Eino Kalevi – “Jaako Eino Kalevi”
Jaako Eino Kalevi, Helsinki İETT’si de diyebileceğimiz Helsingforsregionens Trafik, yani HRT’de memurken tramvay şoförüymüş. Direksiyon başında düşünerek geçirdiği uzun saatler boyunca evdeki mütevazi home studio’sunda ne kayedebileceğini düşünür akşamları da büyük bir heyecanla gündüz düşlerini hayata geçirirmiş. Berlin’e yerleşip “ben burada müzik yapacağım” kararını verdikten sonra minimal elektronik parçalarını alıp kapı kapı dolaşmış. The War on Drugs’ın ses mühendisi Nicolas Vernhes albüme destek veriyor. Şoförlüğü nasıl bilmem ama Erlend Oye ile Todd Terje arasında gidip gelen hissiyatlarını, Schneider TM tarzı Alman usulü elektronik etkileşmelerini sevdim, beğendim.

Everything Everything – “Get To Heaven”
Öyle bir dörtlü olsun ki ne Foals kadar saldırgan, ne Two Door Cinema Club kadar neşeli ne Breton kadar karanlık olsun ama hepsinden bir şeyler barındırsın. Öyle bir albüm olsun ki pop hit’lerine, yeni elektronik fikirlere, rock ve 80’leri andıran vokallere eşit mesafede olsun. İngiliz dörtlü “Everthing Everthing”in üçüncü albümü işte böyle…

Desaparecidos – “Payola”
Çok yönlü müzik insanı Conor Oberst 2000’de kurduğu punk ekibi Desaparecidos ile 2002’de bir albüm yayımlamıştı. Şimdi ekip yeni bir albüme imza attı. Onu Bright Eyes olarak tanıyıp seviyor olabilirsiniz. Desaparecidos öyle sularda değil. Albümü dinlerken “Bu yaştan sonra Blink 182 mu dinliyorsun” yorumları aldım. Belirtmeden geçemeyeceğim.

No comments

Leave a reply