DELTA MACHINE: DEPECHE MODE YAPIMI DEPRESİF MAKİNE

0 Posted by - 25 March 2013 - ALBÜM

Konuk yazarlarımızdan Erdem Belener’in kaleminden: Sonbahardan beri Devotee’lerin baharı bekleme sebebi olan Depeche Mode’un 13. stüdyo albümü ”Delta Machine” yayımlandı ve bir kez daha tüm dünyada Depeche Mode baharı başlamış oldu. Aslında bu hikaye, iki ön parça ile dinleyicileri ikiye ayırarak başlamıştı. İlk olarak Paris’te dinletilen ”Angel” çıktı piyasaya. Parça güçlü synth riff’leri içeren, ritmik ve sert bir yeni nesil Depeche Mode eseriydi. Daha sonra çıkan ilk single ”Heaven” ise gitarların yoğun olduğu, elektrodan daha uzak ve bu albüm için daha önce de yapılan ‘Depeche Mode Blues’u’ görüşlerini doğrular nitelikteydi.

Albüm ise daha ilk saniyelerdeki minimal tekno denemeleri ile bizi yanıltmayı başardı. Üzerine inşa edilen melodik ve 97 model Depeche Mode tarzı, Martin’in ve Dave’in müthiş vokal uyumu ile buluşunca ”Welcome to My World”ü dinlerken kendimi ”Ultra” günlerinde buldum diyebilirim. Bu adamlar ne kadar yeni şeyler deneseler de tüm bu denemeleri geçmişte bir yerlere koyabilmemiz onları asıl sevme nedenimiz olabilir.

Albüme hazır hoş gelmişken ”Angel” ile iyice alışıyorum yeni drum machine denemelerine grubun. Albümün lokomotiflerinden biri olan ”Angel”, agresif vokalleri ve sert synth riff’leriyle ”Delta Machine”in beni iyice sarıp sarmalamasını sağlıyor. Makinenin iyice içindeyiz artık…

”Heaven” biraz sakinleşmemiz için araya yerleştirilmiş bir balad gibi adeta. Bir synth ve elektro modül denizi olan albümde bir karaya çıkmamı sağlıyor sadece 3 dakikalığına. Çünkü ardından gelen ”Secret to the End” ile bu sefer de kendimi gelecekten gelen bir ”Violator” parçasının içinde buluyorum. Dave ve Martin vokal ortaklığı artık zirvede. Synth’ler ve alt yapılar o kadar güçlü ve melodik ki her saniyede iyi bir albüm dinlemenin hazzı var içimde.

Martin Gore’un son projesinden yadigar minimal tekno arayışları ”My Little Universe”te iyice hissediliyor. Bu da bence albümün en sıradan şarkılarından birini dinlememe neden oluyor. Yeni şeyler denerken sizi siz yapan etkenlerden uzaklaştığınızda olmuyor. Daha önce buna benzer denemelerin başarılı bir örneğini ”Exciter”da ”I Feel Loved”ı dinlerken görmüştük halbuki.

Neyse ki albüm ”Slow” ile devam ediyor. İşte hep bahsedilen meşhur ‘Depeche Mode Blues’u bu parçada tamamen hakim. Hikayenin diğer tarafında yapbozu tamamlayan bir parça daha var karşımızda. Gitarları ve yavaş temposu ile ”Heaven”ın ”Delta Machine”deki yol arkadaşlığını yaparken şehvet dolu sözleriyle de ”I Feel You”ya göz kırpan bir hali var parçanın. Ve yine en az onun kadar karanlık…

Yine biraz karaya çıktıktan sonra bu sefer 80’ler rüzgarı esiyor odada. Sanki grup, arşivleri karıştırmış ve ”Music for the Masses” döneminden hiç gün ışığına çıkmamış bir parça bulmuş. İşte yeni ”Little 15”imiz: Broken! Parça, ”This is England 88” serisine soundtrack olabilecek kadar depresif. Zaten bir sonraki parçada da Martin içindeki çocuğu öldürüyor…

Açıkçası ”Soft Touch/Raw Nerve” ve ”Soothe My Soul” bir konserde seyirciyi havaya sokabilecek enerjilere sahip olsalar da albümde arka planda kalıyorlar diğer başyapıtların yanında. ”Playing The Angel”da ”John The Revelator”a nasıl davrandıysam bu parçalara da aynı şekilde davranacağım. Çünkü hepimize yetecek kadar ”Personal Jesus” var.

Delta Machine’de sona yaklaşırken bence albümün uzak ara en iyi parçasına geliyor sıra. Bir kere canlı dinledikten sonra etkisinden hiç çıkamadığım ”Should Be Higher” albümdeki düzenlemesiyle de tam not alıyor. Parçanın albüm versiyonunun tek eksiği biraz fazla yüksek bir oktavdan çalınmış olması. Parçayı canlı dinledikten sonra Dave’in albümdeki performansı pek inandırıcı gelmiyor. Fakat her şeyiyle yeni bir Depeche Mode hiti ile karşı karşıyayız; bu su götürmez bir gerçek.

”Welcome to my World” ile başlayan albüm Dave’in yeni yalnızlık senfonisi ”Alone” ile devam edip ”Goodbye” ile bitiyor. ”Johnny Cash yaşasaydı eminim bu parçaya da bir el atardı” dedirten gitar riff’lerine sahip bir başka soul ve blues kokan Depeche Mode eseri ile elveda diyor bize ”Delta Machine”.

Uzun bir aradan sonra ilk kez bir albümü, yayımlayan grubun konserini izliyormuş gibi heyecanla dinledim. Dinledikçe Depeche Mode tarihinde oradan oraya sürüklendim. ”Delta Machine” Ben Hillier önderliğinde beklentileri çok iyi bir şekilde karşılıyor ve içindeki çoğu şarkı daha ilk dinleyişte bir ömür boyu sizinle olacağının garantisini veriyor. Bu albüm hem 90 öncesi Essexli Depeche Mode’u hem de her zaman yeni şeyler deneyen global 3’lüyü arayanları tek bir adreste birleştiriyor. Depresif makine tıkır tıkır işliyor.

Erdem Belener

3 Comments

  • Arda 25 March 2013 - 17:26 Reply

    tam bir depeche mode hayranıyım. 2005 ten beri bütün albümlerini dinledim, dinliyorum. özellikle enjoy the silence gibi müziği yeniden tanımlayan şarkıyı her gün ama her gün ne olursa olsun, mutlaka dinliyorum. delta machine albümünün de çıkmasını dört gözle bekliyorum o gün hayatımdaki her şeyi duraklatıp tek hedefimi o albümü almaya yönlendireceğim. mayıstaki konsere de aynısını yapacağım. bir öğrenci olarak para biriktirebilmek ve oraya gidip gelebilmek zor olacak fakat ne olursa olsun bunu yapacağım.

  • VİDEO // “SOOTHE MY SOUL” – DEPECHE MODE | hafifmuzik 29 March 2013 - 13:23 Reply

    […] Mode yapımı depresif makine “Delta Machine”in ikinci videosu “Soothe My Soul”a […]

  • Nurettin 04 April 2013 - 13:05 Reply

    Depeche Mode’u ilk albümünden bu yana takip eden 1 kere canlı izlemiş olan ve 17 Mayıs’ta da izleyecek olan eski bir fanıyım. Yazı nefis olmuş . ve Delta Machine albümü gerçekten çok iyi olmuş. Deluxe versiyonunda 2.bir CD ve ekstra 4 şarkı daha var. Türkiye’de de çıktı albüm. Orjinali alınır koleksiyona katılır.

  • Leave a reply