Haftanın albümü: “The Blue Hour” Suede

1 Posted by - 01 December 2018 - ALBÜM, KÖŞE YAZISI

90’ların hedonist rock ekibinin yeni albümü 2013’ten bu yana geri dönüş albümlerinin sonuncusu. Ve galiba tema ve hikaye bakımından en farklı olanı.

Doksanlı yıllarda Brit Pop’u icat eden gruplar arasında onların da adı var. Londra onlardan sorulurdu. Brett Anderson’ın hedonist şehir hikayeleri her zaman içinde bir karanlık yan barındırıyordu o ayrı. Ama zamanın ruhuna ve kendi yaşlarına uygun şekilde hayli çılgın bir yaşantının hikayelerini görüyorduk Suede’de. Onları çekici yapan da buydu.

Suede’in geri dönüş üçlemesi 2013’te “Bloodsports”la başladı. 2016’da “Night Thoughts” ile devam etti. Şimdi “The Blue Hour” ile sona gelinmiş. Bu tam bir sona geldik albümü. Neyin sonu? Suede’in anlatmak istediği hikayeler bitti mi? Bilmiyoruz ama bu defter kapanıyor. İzlenimler bu yönde.

Bir defa bu albümün içerik olarak farkı Anderson’ın artık şehirde yaşamaması. Bu albümün öncesinde yaşadığı Londra’dan, Somerset kırsalına taşınarak hiç de “urban” olmayan bir şey yaptı. Burada karısı ve iki çocuğuyla yaşıyor ve neredeyse bütün vaktini onlarla geçiriyor. Ayrıca bu hayatın eski hayatından çok daha zor olduğunu da söylüyor. “20’lerimdeyken gökten şarkı yağardı, şimdi ıkına sıkına beste yapabiliyorum”. Başlarda sırf laptop’un başında takılarak ne etrafını görmüş ne çocuklarını. “Berbat bir baba ve kocaydım” diyor. Şimdi değiştiğini söylüyor. Yeni hayatına alışmış gibi duruyor verdiği röportajlarda.

Aphex Twin’den Four Tet’e, Groove Armada’ya kadar herkes kırsala taşındı ama Anderson için bu daha derin anlamlar içeriyor belli ki. Anderson’ın sözleri daha romantik, duygusal açıdan daha farklı bir seviyede. Bunca yıllık şehri yaşantısı, kültürü ve adetlerinden kopmak onu hayatı farklı düşünmeye zorlamış. Aşk şarkılarından karanlık taşra tasvirlerine (ölü kuşları toprağa gömmek, gece karanlığını yaran köpek havlamaları, kayıp bir çocuğu arayan gece ekipleri) savrulan şarkılarda beni en fazla ilgilendiren açıkçası Suede’in dramatik gitar arpejlerini ve görkemli rock sound’unu duymaktı. Bu amaca ulaştım. Suede’den nasıl şehrin karanlık sokaklarını, insanlarını dinlediysem, kırsaldaki hikayeleri de dinlemeye hazırım. Bu arada hâlâ arenaları coşturacak şarkılara imza attıklarını da söyleyeyim. (“Life is Golden” böyle bir şarkı.)

Albüm Anderson’ın yıllar önce yazmaya başlayıp, Suede başarısının ardından yarım bıraktığı, ancak bugün tamamladığı “Coal Black Mornings” isimli anılarının izinden gidiyor. Anderson bu kitaptan bahsederken babasıyla olan ilişkisi ve genel olarak çocukluğu ve ailesiyle ilgili olduğunu söylüyor. Ancak kitabı 20 yaşındayken yazmaya başlayıp 50 yaşında bitirdiğinden “Bugün artık başka bir şeye dönüştü” notunu da düşmeyi ihmal etmiyor.

20’li yaşlarını sevdiğimiz insanların 50’lerini de sevebilir miyiz? 20’lerindeki insanlar 50’lerindekilerle aynı insanlar mıdır? İkinci sorunun yanıtı bende yok. Ama konu Suede olduğunda ben ilk soruya kocaman bir evet yanıtını verebiliyorum.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply