Pop kuzeyden yükselir

3 Posted by - 03 November 2018 - ALBÜM, KÖŞE YAZISI

Sonbahar henüz soğuk yapmasa da güzel “pop” yaptı. Kayıtsız kalmak mümkün değil. Christine and the Queens, Neneh Cherry, MO derken şimdi de Robyn’in “Honey”si karşımızda.

İsveç’in son 15 yılda yetiştirdiği sayısız müzisyen arasında Robyn’in seçkin bir yeri var. Dans ve electronica odaklı müziği hiçbir zaman sıradan olmadı, o da 1995’ten bu yana devam eden kariyerinde hiçbir zaman sadece dans müziği şarkıcısı olmadı. Besteleri ve vokaliyle dikkat çekti. Yaptığı işe tarz ve sanat kattı. Tek yönlü değil çok yönlü olmaya özen gösterdi. 2000’lerin ortalarında Londra bağlantıları güçlenince pek çok büyük isimle çalışarak adını duyurdu. Robyn cidden çalışkan biri. Ve iş seçmeyen biri. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? İsveç’te kaç tane müzik ve beste ödülüm var benim” demeden kah Britney Spears’in arkasında vokal yapıyor, kah Basement Jaxx’in bir şarkısında ortaya çıkıyor. Kah Coldplay konserinde ön grup oluyor, kah Röyksopp’la albüm yapıp turneye çıkıyor ya da bir anda Nobel ödül töreninde şık tuvaletiyle şarkı söylerken görüyoruz onu. Kariyeri bir pop sanatçısının alışılagelmiş hamlelerini içermiyor. Daha doğru deyimle klasik bir “entertainer” değil. İki albüm arasına sekiz yıl koyabiliyor mesela.

Robyn, 2010 tarihli “Body Talk” üçlemesinin ardından albüm yapmadı. Üç albümlük bir seri de zaten klasik bir pop hamlesi değil. Bu seride prodüktör kolduğunda Diplo ve Röyksopp ile çalışmıştı. Bugün farklı bir perspektife sahip olduğu anlaşılıyor. Bu perspektifi biz dinleyici olarak gayet olumlu karşılıyoruz (yani yazar olumlu karşıladı).

Robyn’in “Honey” adlı yeni albümü bir öncekinden sekiz yıl önce gelen, hazırlanması uzun sürmüş bir albüm. Öte yandan çok güçlü bir albüm. Düzenlemelerde Metronomy olarak sound’unu çok iyi tanıdığımız Joseph Mount var. Güçlü yanı alternatif bir şarkıdan büyük bir hit çıkarabilmesi. Bunu kendi grubu Metronomy ile başardı. Kendi evinde bilgisayarları ve türlü elektronik oyuncaklarıyla ürettiği seslerle başta “The Bay” olmak üzere beklenmedik başarılara sahip şarkıları var. Robyn ile çalışırken işi daha kolay çünkü Robyn zaten deneyimli ve iyi besteleri olan bir pop şarkıcısı. Sırf vokal numaralarna yüklenerek işini gören bir solist de değil üstelik. Sözlerini yazdığı çoğu üzgün ama funky ve güçlü şarkılardaki lafları söylerken inandırıcı olabiliyor. Bu filanca oktavlık bir sesten daha önemli bir özellik.

Bazı şarkılardan söz etmem gerekirse, albümün adını taşıyan “Honey” ve açılıştaki “Missing” albümün en pop noktaları. Ancak albüm en pop yerinde bile süper güçlü nakaratlara sahip değil. Sanırım kulağı en fazla yakalayan şarkı “Missing”. Robyn’in müzik anlayışı güçlü nakarata yaslanmıyor. Vokal nakaratı seslendirmek yerine çoğu zaman bir enstrüman gibi düzenlemeyle yaratılan atmosfere katkı sağlıyor.

“Because It’s In The Music” sanki disko ‘70’lerde değil 2018’de doğsa nasıl olurdu sorusunun yanıtı gibi. Son şarkı “Ever Again” Mount’un etkisinin en fazla hissedildiği yeri albümün. Ben çok sevdim. “Between The Lines” güçlü groove’a sahip, caz kokuları aldığımız nefis bir downbeat anı olmuş. “Beach2K20” albümün sona doğru yükselme noktalarından. Robyn başta estetik açıdan daha genele yönelik bir duruş sergilerken albüm sonlara doğru bambaşka yerlere gidiyor. Sanırım Robyn’in canı dans kulüplerinde after hours saatlerde çalmalık, güzel remikse gelecek bir iki şarkı yapmak istemiş. İyi ki de istemiş. Uzun lafın kısası, İsveç’in dünya popuna katkıları tam gaz devam ediyor.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply