Bir Guns N’Roses yazısı…

0 Posted by - 06 July 2012 - KONSER

İstanbul bu akşam Tuborg GoldFest vesilesiyle Guns N’Roses ile üçüncü randevusuna çıkıyor. Axl’ın bu seferki marifetlerini yarından tezi yok okumaya başlarız. Ama önce, rock & roll tarihinin en tehlikeli grubundan, rock & roll tarihinin en “axl’ın grubu”na evrilen Guns N’Roses’a dair bir şeyler okumak isterseniz, buyrun…

Türkiye’nin stadyum konserleriyle henüz yeni tanıştığı günlerde gelmişlerdi ilk kez. Eşzamanlı yayımlanan ‘Use Your Illusion I’ ve kardeşi ‘Use Your Illusion II’nin raflarda yerini almasının ardından çıktıkları 2 yıllık dünya turnesinin son konserlerinden birini 26 Mayıs 1993’te İstanbul’da vermişlerdi. Üstelik yanlarında Brian May’i de onlardan hemen önce sahne alması için getirmeyi ihmal etmemişlerdi. O gün İnönü Stadı’nda hazır bulunabilenler için yıllarca hatırlanacak, bileti itinayla saklanacak, fırsat bulundu mu ballandıra ballandıra anlatılacak çok özel bir konser olarak kolektif bilincimizde silahlı ve güllü harflerle almıştı yerini.
O konserden tam 13 yıl sonra, bu kez Axl ‘biraz kilo mu almış ne’ Rose ve yeni Guns N’Roses’ı olarak teşrif etmişlerdi İstanbul’a. Piyasaya çıkışı, yılan hikayesine dönmek deyimini solda sıfır bırakacak kadar zaman alan ‘Chinese Democracy’nin iki yıl öncesiydi. Konser, nihayet Axl’ı sahnede canlı izleyebildik memnuniyeti, Izzy Stradlin sürprizi ve Axl’ın başrolünde olduğu magazin haberleri derken, yine üzerine epeyce konuşulan bir hadiseye dönüşmüştü. İlk konser gibi hafızalarda ‘efsane’ statüsüne yerleşmekten uzaktı, ama yine de güzel bir rock’n’roll hatırası olarak yerini almıştı.
Önümüzdeki hafta Cuma akşamı üçüncü kez geliyor Guns N’Roses. Tel Aviv’den Sofya’ya geçerken İstanbul’a da uğrayacaklar.

2012 model Guns N’Roses
5 farklı müzisyenin ortaya koyduğu 5 farklı karakterin çarpışmasıyla, aralarındaki çekişmenin, uyumun, farklılıkların birleşimiyle kendiliğinden tutuvermiş bir kıvam söz konusuydu bundan 25 yıl önceki Guns N’Roses’ta. Kabul edelim, o ‘kıvam’dan bahsedebilmek pek olası değil şu anki grup için. Ama bu mevzubahis fark, 6 Temmuz akşamı sahne alacak, Axl’ın şartlarına daha uygun olarak tasarlanmış gibi görünen Guns N’Roses’ın kötü olduğu anlamına da gelmiyor kesinlikle. Hatta belki de son 10 yılın en iyi Guns N’Roses’ını izleyeceğiz o akşam Tuborg GoldFest bünyesinde.
Bir nevi rock’n’roll geleneğidir, yıllanmış rock gruplarından bahsedilirken sıkça ‘orijinal kadrodan sadece…’ ile başlayan cümleler kurulur. Axl Rose’un Guns N’Roses’ı bu tip cümlelerin hakkını tam anlamıyla vermekte hiç zorluk çekmiyor. Slash’in yeri, tıpkı onun gibi sahnede sadece gitar stiliyle ve bastığı notalarla değil, hareketleri ve giyim kuşamıyla da dikkat çeken iki gitaristle dolduruluyor; Ron ‘Bumblefoot’ Thal ve günümüzün en ‘havalı’ gitaristlerden DJ Ashba. Her daim kendi halinde takılan, grubun kurucularından olmasının yanısıra Axl’ın ilkgençlik çağlarından beri dostu Izzy Stradlin’in yerine tıpkı onun gibi işini ön planda tutan ve Axl’a yakınlığıyla bilinen Richard Fortus ritim gitarda. Tıpkı Duff McKagan gibi punk kültüründen gelen Tommy Stinson’a ise bas gitar emanet. Davul setinin başındaysa Matt Sorum’un 20 yıl önceki, anahtar kelimesi güç olan tarzını aratmayan Frank Ferrer var. Vakti zamanında Axl’ın gruba dahil ettiği Dizzy Reed ve 1998’den beri yanından ayırmadığı Chris Pitman da artık Guns N’Roses müziğinin başrolündeki enstrümanlardan biri olan ‘tuşlu çalgılar’dan sorumlu.

Tehlike geçti
Rock ve roll kelimeleri bir araya geldikleri neredeyse ilk günden beri hep bir ‘tehlike’ arz etmiş. Elvis Presley, televizyonlarının karşısında mükemmel aileyi oynamaya kendini iyice kaptırmış çekirdek Amerikalı anne-babalar için ciddi bir tehlike yaratmıştı o ‘kıvrak’ dansıyla. The Rolling Stones, orta sınıf İngiliz ebeveyni için çocukların erişemeyeceği yerde saklanması elzem şarkılar yazıyor, genç dimağları düpedüz zehirliyordu. Sex Pistols, vitrininde yer aldığı punk’la, sistem için olduğu kadar rehavete kapılmış rock dünyası için de büyük bir tehlikeydi. Bu ‘misyon’u 80’li yılların son günlerinde taşıma görevini, isteseler de istemeseler de, Guns N’Roses üstlenmişti. En büyük dertleri sanki o gece konserden sonra kiminle beraber olacakları, saç spreylerinin ne kadar işe yaradığı ya da plaklarının ne kadar sattığının hesabını tutmakmış gibi görünen onlarca ışıltısı tam, rock’ı tehlike arz etmeyen grubun arasından derhal öne çıkmışlardı. Fütursuzdular, küfretmekten, kavga etmekten çekinmiyorlardı. Dahası, kadınlardan, uyuşturuculardan ve alkolden de uzak duramıyorlardı. Ama tüm bunların yanında çok iyi şarkılar yazıyor, sahneden eşine benzerine az rastlanır bir elektrik yayıyorlardı. Kötü şöhretleri ve iyi şarkıları Los Angeles’ın sınırlarını aşmakta hiç zorlanmadı. Tabii peşlerinden her gittikleri yere sürükledikleri ‘Dünyanın en tehlikeli grubu’ ünvanları da.
Bugünse artık o tehlike arz eden grubun yerine, 50 yaşına gelmiş bir Axl Rose ve onun sözünden çıkmıyormuş gibi görünen ekibi geçmiş halde. Evet, Axl yine arıza çıkarmadan edemiyor, yine sahneye geç çıkıyor, hala basınla arasını iyi tutma zahmetine girmiyor ve hala doğru bildiği ne varsa onu yapmaktan çekinmiyor. Görünümü ve sesi bir hayli değişmiş de olsa, milyonlarca müzikseverin sevgisini (ve nefretini) kazanmasını sağlayan ne varsa hala yerli yerinde. Axl Rose’u dünyanın hakkında en çok konuşulan rock müzisyenlerinden biri haline getiren süreci başlatan Guns N’Roses albümü “Appetite For Destruction”ın 25. yılında sahnede, onu hayatımızın pek çok anına eşlik edip anlam kazandırmış şarkıları(nı) söylerken görmek, nereden bakarsanız bakın yine gayet güzel bir rock’n’roll hatırası olacak. Tabii her şey yolunda gider ve kafası bozulmazsa.

Hangi şarkıları çalacaklar?
Guns N’Roses’ın sahneye çıkmak üzere olduğunu alandaki hoparlörlerden gelecek Massive Attack’ın “Splitting The Atom”unu duyar duymaz anlayacağız. Bu yazki tüm konserlerde sahneye çıkmadan önce bu şarkı çalınmış. ‘It’s So Easy’, ‘Mr. Browstone’, ‘Welcome To The Jungle’ ve ‘Rocket Queen’ gibi 25. Yaşını kutlayan ‘Appetite For Destruction’dan şarkılar konserin hemen başında peşpeşe çalınıyor. Ama aralara ‘Better’, ‘Sorry’ ve ‘Shackler’s Revenge’ gibi 2008’de (nihayet) piyasaya çıkan ‘Chinese Democracy’den şarkıları da sıkıştırmayı ihmal etmiyor grup. Konserin ikinci yarısında ‘November Rain’, ‘Sweet Child O’Mine’, ‘Knockin’ On Heaven’s Door’ ve ‘Don’t Cry’ gibi eşlik etmeden durulmayacak klasikler çalınıyor. Finali ekseriyetle ‘Paradise City’ ile yapıyorlar. Ama sürpriz bir cover veya ‘Patience’ gibi bir şarkı da son dakikaları daha güzel kılmak adına eklenebiliyor o geceki sete.


Diğerleri ne yapıyor?
Steven Adler
Uyuşturucu problemleri yüzünden gruptan mecburen mecburiyetten gönderilen Steven Adler kendi grubuyla müziğe devam ediyor olsa da Axl onu gruba geri davet ettiği an iki eli kanda da olsa geri döneceği kesin.
Duff McKagan
Henüz gruptan ayrılmadan evvel solo bir albüm çıkarmasına rağmen grubu en son terk eden orijinal eleman da, ilginçtir, o olur. 2002’de diğer Axl-zede müzisyen Slash ve Matt Sorum’la Velvet Revolver’u kurar. Şu sıralarsa kendi grubu Loaded’la haşır neşir.
Izzy Stradlin
Gemiyi kendi rızasıyla ilk terkeden o olmuştu. Sessiz ve sakin mizacına uygun hareket ederek sürekli yeni şarkılar yazıyor, albümler kaydediyor. Bu arada her ihtiyaç anında da eski grubunun yanında olmaktan gocunmuyor.
Slash
Axl ile araları fena bozuk. Grubun ‘ideal’ kadrosunun yeniden bir araya gelmesindeki en büyük engel bu iki rock ikonunun artık aynı telde oynamaya niyetlerinin olmaması. Axl’ın kayıp olduğu yılları kariyerini daha da üst seviyelere taşımakla geçiren Slash’in kendi adına kaydettiği son albümü ‘Apocalyptic Love’ bu yılın en iyi hard rock albümlerinden biri.

Geçen cumartesi Akşam Gazetesi’nde yayımlanan yazımın Hafif Müzik’leştririlmiş halidir efendim.

No comments

Leave a reply