JACK WHITE İSTANBUL KONSERİ: ORGANİK BİR ROCK’N’ROLL GÖSTERİSİ

1 Posted by - 08 November 2014 - KONSER

Metroda seçmeye başladım; şu kesin Jack White yolcusu, bu kesin inecek durakta. Müzik yazarı Zeynep Okyay ve müzisyen Umut Töre ile aynı vagondayız. Merdivenleri çıkarken eskiz’den Deniz Ağan ve Can Tunaboylu’yla rastlaşıyoruz, konserin heyecanı onları da sarmış. Şimdiden afiyet olsun deyip ayrılıyoruz.
Metrodan indikten sonra ücretsiz servisi tercih etmeyip yürüyor, bir yandan da yudumluyorum. Kapı önü kalabalık, içeriyi merak ediyorum. Umut Adan’ın ilk birkaç şarkısı kaçtı. Son yudumumu alıp gireceğim içeri. O arada uzaktan Alper Bahçekapılı’yı görüyorum, Büyük Ev Ablukada tayfası geçiyor yanımdan. Canavar’la selamlaşıyoruz, şakalı gülmeli.
İçerideyim. Konser salonuna açılan kapının önü oldukça kalabalık. Umut’un performansını izlemek için hemen giriyorum içeri. Dışarıdaki kadar insan içeride de var, kalabalık fena değil. Umut güzel çalıyor, biraz heyecanlı. Seyirciyle temas halinde sürekli. Son şarkısını çalarken şükranlarını sunuyor, onu izlemeye gelenlere. Jack White için son yarım saate girdik artık; ihtiyaçlar gideriliyor. Görüş açımızdan memnunuz, bu noktadan ayrılmamak için konser başlamadan biralarımızı alıyoruz. Sahneye en yakın bar bomboş, herkes giriş kapısının yanındakine gitmiş, uzunca bir sıra var orada.

Saat tam 21:15’i gösterdiğinde perde aralanıyor. Ekipten biri beliriyor karşımızda. Az sonra tanıklık edeceğimiz şeyin ihtişamından, ne kadar etkileyici bir performans izleyeceğimizden bahsediyor, gerçek bir rock’n’roll şovu izleyecekmişiz. Konuyu güzel bağlıyor: “Konseri gözlerinizle izleyin, iPhone’larınızla değil. Ana dahil olun! Hem fotoğrafçımız var, arkadaşlarınızla paylaşmak istiyorsanız eve gittiğinizde onun çektiği fotoğrafları kullanabilirsiniz bu iş için.” Fotoğrafçı flaşını bize doğru patlatıyor ve perdenin arkasına gidiyorlar tekrar. Jack White’ı beklerken hip hop dinliyoruz. Şarkıların groove’u Jack White öncesine yakışır cinsten. Jack’in kendine has yarı-spokenword vokalini de andırıyor bu şarkılar.

jackwhitewhite

Kısa bir vakit sonra, mavi perde sonuna kadar açılıyor. Jack White karşımızda! Çığlıklar, alkışlar ve yoğun gitarlar. Sahnede o kadar keskin ve kendinden emin duruyor ki, boşuna değil diyorsunuz. Tesadüf değil hiçbir şey. Jack White’ta yıldız kumaşı var. “Dead Leaves And The Dirty Ground” ile açılıyor konser. -Rock’n’Roll işte bu-

Grubun herbir üyesi sahnede çok rahat, yüksek enerjiye sahipler. Özellikle davul başında baget sallayan, sahnenin en soluna yerleşmiş olan Daru Jones konserin ikinci yıldızı. Bir eli boşa çıktığı zaman bagetini göklere yönelterek bekleyişi, enstrüman hakimiyeti ve groove’uyla sahneye çok yakışıyor. Takımın gizli forveti ise Jack White’ın anavatanı saydığı Nashville’den bir müzisyen: Fats Kaplin. Kaplin sahnede theremin’den kemana (aslında fiddle) birçok enstrüman çalıyor. (Kendisi aynı zamanda Türk ve Ermeni müziğine fazlaca ilgi duyuyormuş.)

davulcuz

Konserin öne çıkan, aklımda kalan anlarını gözümde canlandırmaya başlayınca herbir şarkıdan ve her 10 dakikalık periyottan en az bir an var hafızamda. O derece yani.

Lazaretto’nun durup, bitti sanacağınız kadar süren bir esin ardından geri döndüğü an. Seyirciye ritim tutturulan “High Ball Stepper”ın her saniyesi. “Ball and Biscuit”in hafiften bozulmuş riff’ini duyduğumuz ilk an. “Top Yourself”le kudurmalar. Jack’in hepimizi “Hotel Yorba”ya buyur ettiği an. “Freedom At 21”da Jack White’ın ilk kez grup arkadaşlarından bir adım öne çıkışı ve artık onunla özdeşleştirdiğimiz gitar tonunu biraz daha garip bir noktaya, 21. yüzyıl ruhuna yanaştırıp gitarıyla hepimize ateş ettiği an. Fats Kaplin’in theremin’in başında boşluğa gerçekleştirdiği dokunuşlar. Bayrağın grubun diğer elemanlarına bırakıldığı, kemanın ve tuşlu çalgıların devleştiği anlar. “Seven Nation Army” gibi çağımızın en meşhur rock hitlerinden biriyle yapılan kapanış ve herkesin tek bir ağızdan melodiyi söylediği o an…

jackz

İki perdeden oluşan gerçek bir rock’n’roll gösterisiydi izlediğimiz. Sahne duruşu nedir, ne değildir? Çağımızın son büyük “guitar hero”su sizseniz sahnede ne yapmanız gerekir? Efsane kategorisine girebilecek grubunuzu dağıtmış bir yıldız olsanız da grup ruhunu kaybetmeden çalmak, bunu seyirciye dahi hissettirmek nasıl becerilir? Hepsini bir bir gözlemledik. Eğer bir konserden ‘pert halde’ ayrıldıysanız, ayakta durmakta zorlanıyorsanız artık, yani siz de efor harcadıysanız sıkı bir şeylere tanıklık etmişsiniz demektir. Tıpkı Jack White’ın İstanbul seyircisine deneyim ettirdiği gibi bir şeye…

jackoo

Açıkçası, egosu yüksek bir rock yıldızı göreceğimizi sanıyordum. Ancak Jack White bulunduğu noktayı hazmetmiş bir yıldız imajı çiziyor. Grup arkadaşlarıyla olan diyaloğu, sahnede varlığını kimsenin üzerine çıkarmadan şovunu yapabiliyor oluşu, hazmetmişliğin getirisi. Eğer o an sahnede bir başka insan ilgiyi hak ediyor ise, Jack White bunu vücut diliyle hissettiriyor size. Kemancıyı mı izlemeniz lazım, Jack bir adım geri gidiyor. Arkasını dönüp bas gitaristiyle karşılıklı takılarak anı yaşıyor. Seyirciyle iletişime geçtiğinde güzel güzel laflıyor, “Nasıl gidiyor İstanbul?” diye soruyor. Kim olduğunu bilerek hareket ediyor ama yıldız endamıyla konuşmuyor. Dev bir sanatçı olduğunu sahnedeki rahatlığıyla ve arada hınzır bir çocuk gibi tatlı tatlı şımardığı anlarda hissettiriyor.

Öncelikle müzikal açıdan, ardından da sade ama bir o kadar etkileyici sunumuyla eksiksiz bir geceydi. Alkışlar Jack White ve tüm ekip için gelsin!

Berk Sayan

1 Comment

  • TMR 08 November 2014 - 22:44 Reply

    Arka tarafta duran biri olarak konserden pek birşey anlayamadığımı söyleyebilirim, başlıca nedeni ses miksajının kötü yapılmış olmasıydı, White Stripes’ı daha önce benzer bir alanda görmüş biri olarak şöyle diyeyim her notayı, enstrümanı ayrı ayrı duymak mümkündü.
    Dün ise baskın bir bateri ve gitar soundu vardı.
    Adamın vokaller eski radyodan çıkıyormuş gibiydi ve çok zor duyuluyordu (tamam biliyorum JW bazı şarkılarında öyle tercih ediyor ama bu bütün bu konsere yayılır mı?), öbür enstrümanlar ise tamamen kayıptı.
    Ayrıca şarkıların yeniden aranje edilmiş biçimleri pek güzel değildi, ecnebiler “bozulmamış bir şey tamir edilmez” ve “az daha çoktur” derler ya, sen bir davul bir gitar, bir vokal ve az pedal ile (muff,delay, whammy,etc..) elde ettiğin sound’a alıştırınca sonrasında böyle daha sofistike ve geniş bir gurupla aynı enerjiyi yakalayamıyorsun sanki.
    Arkadaşım ve ben böyle düşündük bilmiyorum belki gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisindeyiz.

  • Leave a reply