Le Guess Who?: Utrecht’te Müzikle Dolu 4 Gün

0 Posted by - 01 December 2015 - KONSER

Le Guess Who? her yıl Kasım ayının sonunda Hollanda’nın Utrecht kentinde rock’tan elektronikaya, avangart olandan standart kalıpları kullananlara, müziğin ve müzisyenin türlüsünü bir araya getiren bir festival. İlk kez 2007 yılında düzenlenmiş. Seneye Wilco’nun katılımıyla 10. yılını kutlamayı hedefliyor.

Bu yıl 19-22 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen festival şehrin dört bir noktasında 10’dan fazla salonda 150’yi aşkın müzisyeni sahnesinde ağırladı. Hal böyle olunca festivali değerlendirmek için ara başlıklara mutlaka ihtiyacımız var. Söze festivalin Türkiye’den ağırladığı isimlerden girelim, sonra peşi sıra eski kurtları, festival sahnesinde tanıştıklarımızı, line-up’ta ağırlığı çıplak gözle görülen post punk’çıları ve tabii favorileri anlatalım.

Mustafa Ozkent Photo's by- Tim van Veen

Fotoğraf: Mustafa Özkent / Tim van Veen

Türkiye’den sevgilerle

Festival geçtiğimiz yıl Selda Bağcan, Baba Zula, TSU! ve Grup Ses Beats’i konuk etmişti. Üstelik Selda’nın Boom Pam ile verdiği konserin kaydı sınırlı sayıda plak olarak da basıldı. Nereden geliyor bu ilgi alaka diye şaşırabilirsiniz. Ancak şaşırmayın, Türkiye ve Anadolu müziği bir süredir epey ilgiyle karşılanıyor Avrupa’da. Canlı olarak tanıklık ettik. Festivalle aynı tarihlerde düzenlenen plak fuarında Finders Keepers reyonunda John Berberian And The Rock East Ensemble (Middle Eastern Rock) plağını “Ben Türk müziklerini çok severim” diyen yaşı geçkin bir Hollandalı elimizden kapmaya çalıştı, Berberian’ın Amerikalı bir Ermeni olduğundan habersiz bir şekilde. Festivalde bu sene ise Gaye Su Akyol, Okay Temiz ve Mustafa Özkent aynı sahnede çaldılar.Bu sahne festivalin birçok konserine ev sahipliği eden TivoliVredenburg binasının en geniş kapasiteye sahip salonu Grote Zaal idi. Önce Gaye Su Akyol çıktı sahneye, biraz heyecanlıydı ama bu herhangi bir sorun yaşamadı, tatlı heyecan diyelim. “Develerle Yaşıyorum” hitlerini, Yaz Gazeteci ve Yali Yali uyarlamalarını bir de yeni albümden bir şarkı çaldılar. Ardından Okay Temiz ve La Fanfare Du Belgistan var idi. Şilili Föllakzoid’i izlemek üzere Tivoli’ye 10 dakika mesafedeki Ekko’da olduğumuzdan onu kaçırdık, ama Belçika Orkestrası ile birlikte çalan psikedelik Anadolu funk’ın mucitlerinden Mustafa Özkent’i sahnenin hemen önünden izledik. Bütün salonun göbek dansı konusunda ne kadar beceriksiz olduğunu, geçen yılların Mustafa Özkent’in enstrüman kabiliyetinden hiçbir şey alamadığını gördük ve müziğin birleştirici/iyileştirici/umut verici etkisini hissettik.

Gaye Su photo's by- Tim van Veen

Fotoğraf: Gaye Su Akyol / Tim van Veen

Ustalara saygı

Le Guess Who? her yıl birden fazla usta isim ağırlıyor. Bu yılın en etkileyici konuğu da bir eski kurt, Alman krautrock grubu Faust idi. Yaşına vererek geçiştirebileceğiniz ufak tefek handikaplar dışında harika bir performans sundular. Sahnede örgü ören üç kadının eşliğinde çaldılar, gösterinin teatral bir ruhu vardı. Onları The Notwist’in peşi sıra izlemek de etkileyiciydi. Faust’un her ne kadar disiplinler dışı bir duruşu olsa da, Notwist ile birçok noktada benzerlik taşıyorlar. Melodik ve armonik standart şarkı formlarından yola çıkıp daha avangart yollara savrulmak (Notwist bunu elektronik müziğe meylederek yapıyor) iki grubun da canlı performanslarının vazgeçilmezi.

Faust - Juri Hiensch

Fotoğraf: Faust / Juri Hiensch

Bu başlığa dahil edebileceğimiz isimler arasında Magma ve Annette Peacock’un performansları da etkileyiciydi. Christian Vander ve eşi Stella Vander enerjilerinden hiçbir şey kaybetmemişler. Sahneye hakimlerdi. Annette Peacock ise mavi bir ışığın vurduğu piyanosunun başında yer yer elektronik seslerin de dahil olduğu büyüleyici bir sunumla karşımızdaydı.

Os Mutantes ve Arthur Brown için ise övgü dolu sözler etmek epey zor ne yazık ki. İki performans da ses açısından sorunluydu, vokaller kulak tırmalıyor, gitarlar tüm orkestrayı bastırıyordu. Sahnede mutlu ve enerjiklerdi, özellikle Arthur Brown’ın sahne şovu festivalin en iyilerinden biriydi fakat müzik yoksa bu ne yazık ki bu pek bir işe yaramıyor.

İlk görüşte aşk
Festival sahnesinde tanıştığımız ve vurulduğumuz isimlerin başında Blanck Mass geliyor. Fuck Buttons kurucularından Benjamin John Power’ın elektronik müziğe balıklama daldığı bu proje ve 2011’den beri varlığını sürdürüyor. Son albüm “Dumb Flesh” geçtiğimiz Mayıs’ta yayınlanmış. Sahnede, görsel ve ışık eşliğinde dinlemek muazzamdı.

Blanck Mass ile birlikte yine 2010’ların başından beri müzik yapan ama gözden kaçırdığımız bir ekip olan Protomartyr, radarımıza girmeyi Le Guess Who? sayesinde başardı.

22536677933_1f683c330c_k

Fotoğraf: Protomartyr / Erik Luyten

Post-punk istilası

Festival programı yoğun post-punk taarruzu altındaydı. Az önce bahsettiğimiz Protomartyr ile birlikte Ought, METZ, Viet Cong ve A Place To Bury Strangers müzikal olarak aynı familyadan geliyorlar. Sex Pistols’ın açtığı derin yarıktan içeri dalan ve kendini kaybeden müzikal akımın günümüzdeki uzantıları onlar. Aralarında en sıkı canlı performansın Viet Cong tarafından sahnelendiğini söyleyelim ve haklarını teslim edelim. Umarız Türkiye’de de izleriz.

Viet Cong
Fotoğraf: Viet Cong / Tom Roelofs

Favoriler

Ayrıntı ve detaya girmek imkansız, Sunn O))) sahnesi kelimelerle tarif edilecek türden bir şov sunmuyor. Girişte kulaklar için tıkaç, içeride yoğun sis. Noise ve drone başrolde. Sen çok yaşa Sunn O)))! Eğer bir kez tutulursanız, müritlik mertebesinde bir sevgi besleyeceksiniz Sunn O))) için. Onları dinlerken kendinizi bir yere ya da herhangi bir zaman konumlandıramıyorsunuz ama hiç iletişim kurmayan bu adamlarla aranızda garip bir bağ kurulduğunu hissediyorsunuz.

SUNN O o's by- Tim van Veen

Fotoğraf: Sunn O))) / Tim van Veen

Deerhunter ise Sunn O)))’nun tam tersi istikamette. Konuşkan ama çok da sıcak ve samimi gelmeyen bir mizaca sahip Bradford Cox. Peki bu önemli mi? Değil. Sahnede bir harikaydılar. Gıcır hit “Snakeskin”i çalmadılar diye biraz üzüldük ama o da koymadı. Yağ gibi mübarek diye tanımlamaktan geri durmayacağımız akıcı performansları, her ne kadar her albümde farklı sulara açılsalar da, neo-psychedelia estetiği ile çevreleniyor.

Festival sayesinde Ariel Pink ile de buzları erittik. Ne yalan söyleyelim çok da çekmiyordu Ariel Pink’in müziği. Sahnede yakaladı, bir daha bırakmaz. Sahneye Magma tişörtüyle çıkması ve konser sonrasında festival alanında dolanması hanesine artı puan olarak yazıldı.

Ariel Pink Foto_JelmerDeHaas_JdH-20151122 Ariel Pink 016_

Fotoğraf: Ariel Pinl / Jelmer De Haas

Kamasi Washington esnasında performansı yere göğe sığdırılamayan Bo Ningen ve çok merak ettiğimiz Islam Chipsy / Eek kaçtı ama değdi. Yetenekli saksafoncu muazzam albümü “The Epic”i sahneye başarıyla taşıdı. Orkestranın tamamı alkışı hak ediyor.

Ustalara saygı bölümünde sınıfta kalanlardan bahsetmiştik, The Pop Group onların yere düşürdüğü bayrağı yeniden zirveye çıkardı. 77’de Bristol’da kurulan efsanevi post-punk ekibi, bu yıl “Citizen Zombie” isimli bir geri dönüş albümü yayınladı. Açıkçası bu albüm o kadar da parlak bir çalışma değil ama The Pop Group ve frontman Mark Stewart enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş ve sahnede bir harikalar.

Favorilerimizin hepsi rüştünü ispat etmiş, devler liginde oynayan ya da adımını atmak üzere isimler. Föllakzoid ise jüri özel ödülünü alan gönüllerin birincisi. Şilili kozmik rock grubu, Ekko sahnesinde çaldı. Şov yapmaya yeltenmeyen, sade kurulumu ve mütevazı sahnesiyle iyi müziğin parlatılmaya ihtiyacı olmadığını kanıtladılar.

*Kapak fotoğrafı: The Notwist / Erik Lutyen

**Festival 2016’da Wilco’yu ağırlayacağını duyurdu, takipte kalmak için şuraya.

No comments

Leave a reply