Oslo’daki Ultima Festival’da ne öğrendim?

0 Posted by - 22 September 2014 - KONSER

Efendim sanat en sevdiğimiz laf. Ama sanat maalesef bizdeki gibi “ünlülerin yaptığı şey” değil. Hafta sonu Norveç’in başkenti Oslo’daki Ultima Festivali’nde gördüklerimden bahsedeyim biraz

Bir kere sanat öyle kolay kolay ayağınıza gelen kapınızı çalan bir şey değil. Sanatı gidip Oslo’da da olsa bulacaksınız. Buldum. Sağolsun Norveç Konsolosluğu bu festivali görmem gerektiğini düşünmüş. Tavsiyelerine uydum çok de memnunum.
Festival dediğimiz güneş tepedeyken yerli, güneş batınca yabancı grupların çaldığı açıkhava konserleri demek değil sadece. Ultima Festival 1991’den bu yana Oslo’daki farklı mekanlarda düzenleniyor ve 20 gün devam ediyor. Bu bir çağdaş müzik festivali ama siz bunu daha geniş anlayın. Temelinde müzik olan bir çağdaş sanatlar festivali diyelim.

21mlpaz-mehexoticakagel
En fazla etkilendiğim konser, Mauricio Kagel’in “Exotica” isimli eseriydi. Arjantin asıllı Alman besteci Kagel bu eseri 1973 yılında bestelemiş. Temeldeki fikir, Batılı olmayan müzik enstrümanlarının kullanıldığı bir müzik eseri yazmak. Batı enstrümanları olmadığı gibi bugün bütün dünyaya hakim olan Batı armonisi de kullanılmayacak. Kagel’in müziği şaşırtıcı, şok edici, önceleri garip, gülünç, zor anlaşılan, ama konser ilerledikçe kendi dünyasını yaratan bir müzik anlatısı.
Birtakım müzisyenlerin çığlıklar atarak garip boruları üflemesi, enteresan vurmalılar ve hatta kemençe gibi yaylı çalgılarla neredeyse kaotik bir ortam yaratması başta duvara çarpmak gibi. Ya bunlar bizle dalga geçiyor, ya da biz toptan kafayı yedik dedirten bir performans. Ama insan gözlerini kapadı mı kendini tarih öncesi bir ormanda, ilk insanların arasında bile hissedebiliyor.
Sanki ilkel çağlar yeniden canlandırılıyormuş gibi. İnsanı hakim müzik zevkine ve kalıplara yabancılaştıran, her şeyi baştan düşünmemizi sağlayan bir eser. Hangisi egzotik, kime göre kimin kültürü egzotik?

Bernhard-Schuetz-Reinhold-Friedl-600x692

Enteresan bir diğer eser Schumann Renewed adını taşıyor. Schumann’ın “Dichterliebe” isimli (A Poet’s Love) eserine yapılan bir yorum ve özgün bir canlandırmadan ibaret. Yani yorum demek aslında tam anlatmıyor, Schumann sevenler eminim buna hakaret diyecektir.
Bir piyanist, bir punk grubu, bir aşçı ve çırağı. Sahnenin önünde kıyma makinası, iki ölü tavşan, bir sürü soğan ve domates, köfte yapıyorlar. Adam hem soğan ayıklıyor hem Schumann’ın eserini söylüyor piyano eşliğinde. Çırak ise türlü aşırılıklar yapıyor. (Buna punk grubuyla şarkı söylemek, muhtelif komiklik denemeleri, seyirciye votka shot ve köfte servis etmek, önümdeki teyzelerin üzerine mürekkep atmak, salondan erken çıkan seyircinin kafasında şişe kırmak -oyuncak tabii ki-, oyunun sonunda penisine iple bağlı flütü çalıp dans etmek de dahil).
Valla oyun bitince biz de bitmiş sayıldık. Hatta selamdan sonra tekrar gelen çırak şimdi bu elimde gördüğünüz muzu anüsüme sokacağım deyince ben “hanım hadi kalk kalk kalk” diye kendimi dışarı zor attım. Salondaki homurtuyu duymalıydınız. Özellikle Schumann’ı duyup klasik müzik dinlemeye gelen teyzeler ve amcalar büyük arıza çıkardı.
Sanırım selam sonrası performans son seyirciyi de kaçırıncaya kadar devam etmiştir. O yumurtalarla kimbilir ne yaptı düşünmek dahi istemediğimden daha sonra kireç gibi suratlarla dışarı çıkanlara soramadım bile. Konuştuğum Kanadalı bir caz yapımcısı “bu yaşıma geldim böyle rezalet görmedim çaresiz kendimi votkaya vurdum sarhoşum biri benimle ilgilensin” diye söyleniyordu. Kimi gülüyor, kimi kızgın ama herkes bunu konuşuyordu.
O an anladım ki (işte burası bir şey öğrendiğim an oluyor) sanat için bir bedel ödemek lazım. Ama bilet almak falan değil. Ne bileyim mesela sanat için neyinizi verirsiniz? Böbreğinizi verir misiniz? Kol saatinizi? Arabanızı, en sevdiğiniz ayakkabınızı? Zamanınızı? Ben hafta sonumu verdim. Önümde oturan teyzeler temiz gömleklerini feda etti. Kanadalı sarhoş oldu, erken kaçmaya çalışan seyirci kafasına şişeyi yedi.
Sanatın bedelini hep beraber ödedik yani.
Bu yazdıklarımdan memnuniyetsiz olduğum falan çıkmasın. Aksine insanı düşündüren, konuşturan belki öfkelendiren ama tepki vermeye zorlayan kafa açan şeyler lazım. Yoksa tatlı bir uykuda mışıl mışıl her şeyin en doğrusunu iyisini bildiğimize emin bir şekilde yaşayıp gidiyoruz.

Nationaltheatret_Oslo_Front_at_Night
Schumann Renewed adlı eser National Theatret’te sergilendi.

No comments

Leave a reply