Renkli, Çeşitli, Çok Sesli Bir Festival Deneyimi: Le Guess Who?

0 Posted by - 24 November 2017 - KONSER

On yılı geride bırakan Le Guess Who? festivaline bu yıl ikinci Hafif Müzik çıkartmasını yaptık. 2015 yılında Faust, Kamasi Washington, Deerhunter, Ariel Pink ve nice etkileyici isim vardı. Bu yıl da bir o kadar zengin ve çekici bir line up sunan festival, küratörlük kavramını öne çıkaran nadir müzik festivallerinden. Festivalin genel programına ek olarak, Han Bennink, James Holden, Jerusalem in My Heart, Grouper, Perfume Genius, Shabazz Palaces gibi müzisyenler ile Basilica Soundscape ekibi tarafından festivale davet edilen sanatçılar sahne aldı. Her biri alanında yetkin ve iyi müzisyenleri festivalin mimarı olarak görevlendirmek, haliyle programı renkli, kapsamlı ve çok çeşitli kılıyor. Bu yıl siyahi müziklerin, cazın ve avangart müziğin ağırlığa sahip olduğunu ve 12-Hour-Drone ayağıyla da gürültünün onlarla birlikte başrolü paylaştığını söyleyebiliriz.

James Holden & the Animal Spirits (Fotoğraf: Tim van Veen)

James Holden & the Animal Spirits (Fotoğraf: Tim van Veen)

Şehre Yayılan Bir Festival Deneyimi

Utrecht şehir merkezinde bulunan TivoliVredenburg müzik kompleksi, beş salonu ve giriş katıyla festivalin ana üssüydü. Aynı zamanda şehrin dört bir yanında birçok konser salonu, tiyatro sahnesi ve kilise konserlere ev sahipliği yaptı. Bu yıl Le Guess Who?’ya eklemlenen Lombok Festival, kentin ağırlıklı olarak Türk ve Faslıların yaşadığı Lombok bölgesinde düzenlenen kültürel bir organizasyon. Kebap kokusu, bakkaldan bozma marketler, manavlar ve ramazan pidesinin eksik olmadığı fırınlar, kilometrelerce uzakta insanı bir anda Tarihi Yarımada civarında bir semte ışınlıyor. Lombok Festival kapsamında Altın Gün, Yank ve Barış Güney gibi Türk isimlerle, Walid Ben Selim ve Karima el Fillali gibi Faslı müzisyenler sahnedeydi. Ayrıca festivalin ana programında da İstanbul’dan Ekin Fil ve Almanya’da yaşayan Türk asıllı müzisyen Derya Yıldırım ve Grup Şimşek gibi isimler de vardı.

Sınırları Aşan, Özgür ve Özgün müzik

Han Bennink & Keiji Haino (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Han Bennink & Keiji Haino (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Le Guess Who? herhangi bir müzik türünü merkeze alan bir festival değil. Mainstream’den hayli uzak duran isimler de programın bir parçası olabiliyor, günümüzde rock star mertebesine ulaşmış müzisyenler de. Bu çeşitlilik içinde her renk var; caz, rock, pop ne ararsanız bulabiliyorsunuz. TivoliVredenburg katlarında, Utrecht’in dört bir köşesinde festival boyunca onlarca farklı ses yükseliyor.

Hollandalı davul üstadı Han Bennink’in küratörlerden biri olmasıyla ciddi bir özgür doğaçlama ağırlığı hissediliyordu. Bennink festivale, Keiji Haino, Thurston Moore ve Peter Brötzman gibi isimleri davet etmiş. Keiji Haino ile nefis bir performans sergilediler. Sahnede bir basket topu ve asılı bir akustik gitar vardı, bunların ikisi de Haino’nun ses çıkarmak için kullandığı araçlara dönüştü. Müziğin kalıplara sığdırılamayacağını, kalıplara sığmayan bir festivalde deneyimlemek paha biçilmezdi.

Linda Sharrock (Fotoğraf: Melanie Marsman)

Linda Sharrock (Fotoğraf: Melanie Marsman)

Aynı etkiyi yaratan bir diğer isim de caz solisti Linda Sharrock’tu. Sahneye genç bir orkestrayla çıkan Sharrock, arkasından yükselen caz köklerine bağlı “karmaşaya” (özgür doğaçlama) içinden, çok derinlerden geldiğini hissettiğiniz inlemeler, homurdanmalar ve histerik çıkışlarla eşlik ediyordu. O karmaşanın içinde bir sıkışmışlık hissediyorsunuz ve Sharrock o hissi en ilkel biçimde kullandığı vokaliyle yıkıp geçiyor.

Üflemelilerin Gücü Adına

Pharoah Sanders (Fotoğraf: Tim van Veen)

Pharoah Sanders (Fotoğraf: Tim van Veen)

Saksafon ustası Pharoah Sanders, sahne duruşu, enstrüman hakimiyeti ve büyüleyici müziğiyle festivalin yıldızıydı. Caz müziği hem geleneksel anlamda hem de doğaçlama ve serbest caz alanında derinden etkilemiş, ilham kaynağı olmuş efsanevi bir isim o. Klas ve klasik nasıl olunur dersi verdi sahnede.

Sanders’a, Pharaoh takma adını uygun gören Sun Ra’nın kozmik orkestrası da festival programının öne çıkan isimlerinden biriydi. Sun Ra Arkestra İstanbul’da çaldıktan birkaç gün sonra Utrecht’in yolunu tutmuş ve Le Guess Who? sahnesinde yerini almıştı. Her zamanki gibi çok sesli, çok renkli bir şovdu onlarınki.

Sun Ra Arkestra

Sun Ra Arkestra (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Sun Ra’dan hemen önce aynı sahnede izlediğimiz Shabaka and the Ancestors ekibi de birkaç gün önce İstanbul’daydı. The Comet is Coming, Sons of Kemet gibi genç caz topluluklarından tanıdığımız 1984 Londra doğumlu saksafoncu Shabaka Hutchings’in bahsini geçirdiğimiz gruplara nazaran daha çiğ bir estetiği benimsediği projesi Shabaka and the Ancestors, ruhunu Güney Afrika’dan alan, ustaların ayak izlerini takip eden bir müzik icra ediyor. Sahnede genç ve yetkin bir caz orkestrası izlemek kadar, kadın hakları aktivizmi ve pozitif ayrımcılık söylemleri duymak da güzeldi.

Keşfe Açık

Hollanda’nın hepi topu 350.000 nüfuslu kenti Utrecht, 2007’den bu yana her yıl Kasım ayında 15 ila 30 bin arasında değişen bir dinleyici kitlesini ağırlıyor, bu kitlenin büyük bir kısmı şehir ve ülke dışından geliyor. Bunda LGW?’nun çok sesli, keşfetmeye açık, ufku geniş bir festival olmasının payı büyük.

Essaie Pas (Fotoğraf: Melanie Marsman)

Essaie Pas (Fotoğraf: Melanie Marsman)

Festival sayesinde birden çok isimle tanıştık, hayranı olduk. Mısırlı müzisyen Nadah El Shazly, gürültücü İngiliz topluluk Sex Swing ve Fransız synth ikilisi Essaie Pas bunların başında geliyor (ilk ikisi bu yıl, sonuncusu geçtiğimiz yıl yeni albüm yayınladı, kulak vermekte fayda var). Belki keşif sayılmaz ama canlı şovlarını izledikten sonra hayranlığın iki katına çıktığı Ex-Easter Island Head ile de festival aracılığıyla fanlık mertebesine adım atıldı. Sahnede gitarların perküsyon gibi çalındığı, matematiğin ve senkronizasyonun çok önemli olduğu, görsel olarak da etkileyici bir performans sundular.

Tahmin Et Kim? Sahnede Bir Efsane

The Residents

The Residents (Fotoğraf: Jelmer De Haas)

Le Guess Who? bu yıl ismine yakışır şekilde birkaç tane sürpriz konser gerçekleştirdi. Bunlardan ilki 10 Kasım Cuma akşamı TivoliVredenburg içindeki Ronda sahnesindeydi. Açıkçası Bant Mag. ekibinden Cem Kayıran, “Aman kaçırma” tüyosu vermese, muhtemelen kaçmıştı bu konser. Neyse ki o salonu dolduran şanslı insanlar olarak, The Residents efsanesini sahnede görme şansına eriştik. Amerikalı avangart müzik topluluğu sahnede tuhaf maskeleri, meşhur şapkaları, hem garip hem çekici olmayı başarabilen müzikleri ve tiyatral sahne şovlarıyla büyülediler. 2015’te Faust’u izlerken hissedilen tarihe tanıklık etme duygusu bu konserin en ağır basan hissiydi.

Yıldız İsimler, Göz Kamaştıran Performanslar

İlk gün merkeze yürüyerek yarım saat mesafedeki De Helling’de sahne alan Liars’ın performansı tarif edilemez derecede etkileyiciydi. Grubun artık tek üyesi olan Angus Andrew, son albüm TFCF’in kapağında olduğu gibi gelinliğiyle çıktı karşımıza. Yıkıcı bir şov onunki, punktan sert bir elektronik müzik anlayışına savrulan yoğun, yer yer temposuna ayak uyduramadığınız dinamik bir performans.

Liars (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Liars (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Yine bu yıl yeni bir albümle evleri şenlendiren Juana Molina da festivalin en çok ilgi gören konserlerinden birini verdi. Pandora salonunda gerçekleşen performansa girebilmek için sıra beklemek zorunda kaldık. Beklediğimize de değdi, tekrara dayalı gitar riff’leri, puslu vokali, sahne duruşu, yalın ama damakta dolgun bir his bırakan müziği nefisti.

Akordeon sanatçısı Mario Batkovic tek kişilik dev kadro tabirinin altını dolduran yetenekli bir müzisyen. Enstrümanının armonik zenginliği, onun deneyselliğiyle buluşunca ortaya gözünüzü kırpmadan izlediğiniz bir performans, dinlemeye doyamayacağınız bir müzik çıkıyor. Onunla hala tanışmadıysanız bu yıl yayınlanan kendi isimli albümüne bir an önce kulak verin.

Mario Batkovic (Fotoğraf: Erik Luyten)

Mario Batkovic (Fotoğraf: Erik Luyten)

Sahnede takım elbisesiyle uzun uzun şiirler okuyan, hikayeler anlatan bir adam. Enfes bir ses. Ona eşlik eden iddiasız gibi görünen ama işinde yetkin klasik bir rock müzik orkestrası. Karşınızda Sun Kil Moon. Dokunaklı, şairane, keşke 2018’de burada da izlesek dedirten bir performanstı.

Festivalin küratörlerinden biri olan Perfume Genius seyirciyle iletişimi çok iyi olan, sahnede yıldızlaşan bir isim. Eğer müziği size çok çekici gelmiyorsa bile ona başka bir gözle bakmanızı sağlıyor performansı. Bir yıldız gibi parlamak ne demek, cevabını veriyor sahnede.

Perfume Genius (Fotoğraf: Erik Luyten)

Perfume Genius (Fotoğraf: Erik Luyten)

Ve tabii ki Thurston Moore. Sonic Youth’un kurucularından olan Moore, yola uzunca bir süredir tek tabanca devam ediyor. Solo albümler ve ortaklaşa çalışmalar yayınlıyor. Bu yıl da bir solo albüm yayınladı. “Rock N Roll Consciousness” adlı bu albümün tüm şarkılarını, yine bu yıl yayınladığı Cease Fire isimli parçayı ve bir önceki albümün açılışında yer alan Speak to the Wild’ı çaldı. Thurston Moore gibi bir efsaneden ne bekliyorsanız, sahnede ne eksiği ne de fazlası vardı.

Thurston Moore (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Thurston Moore (Fotoğraf: Jelmer de Haas)

Berk Sayan

No comments

Leave a reply