Rockwerchter’den manzaralar (devam)

0 Posted by - 09 July 2012 - KONSER

Geçen hafta gidip gördüğüm Rockwerchter festivalinden geriye teknik olarak bir adet bileklik, birkaç fotoğraf ve bir sürü güzel anı kaldı. Bir de sağdan soldan aldığım çalakalem notlar…
Her zamanki gibi şort, tişört ve konverslerimden oluşan kıyafetimle her türlü şarta uyum sağlamayı bildim. Bot al, yağmurluk al, üzerine hırka al, sweatshirt al gibi uyarılar boşa çıktı. Hepsini almama rağmen hiçbirini kullanmadım. Yağmurda, çamurda aynı şekilde takıldım. Siz istediğinizi yapın, bende durum buydu. Bu arada o kavurucu sıcakta festivalde gördüğüm en acayip şeylerden biri ugg giyen bir kızdı: “Kızgın güneşte ugg keyfi!” Gerçi yaz kış giyilirmiş ama yine de acayip.

Belçika’nın midyesi meşhur ya, buraya gelen her ölümlü midye yiyecektir şeklinde yazılı olmayan ama geleneklere geçmiş bir uygulama var. İlla yedik tabii. Ben ızgara balık ve yanında rakıyı tercih ederim midye ve şaraba.

Festivalin üç sahnesinden biri olan The Barn’da (yaklaşık 5-6 bin kişilik bir çadır) izlediğim indie gruplar şu düşüncemi pekiştirdi: Bizdeki indie gruplarla İngiliz ve Amerikalı indie grupları arasındaki en önemli farklardan biri müziğe ve sound’a bakışta. Biz daha çok herkes kafasına göre çalsın ne çıkarsa zihniyetindeyiz. Bu gruplarda gördüğüm ise başkaydı: Enstrümanlara hakimiyeti bilinçli olarak bir sound oluşturmak yönünde kullanıyor bu gruplar. Ne kadar lazımsa o kadar, biz bu kadar çalıyoruz, o halde bu kadar olsun değil. Bir gitarist gerektiğinde bir şarkı boyunca iki notadan ibaret melodi yapıyor, gerektiğinde deli gibi solo atıyor.

Günde 8-10 kilometre yürümeye hazırlıklı olun

Festivalde bira ve suyun fiyatı aynıydı. İkisi de 2.5 Avro. Ve evet bu bir eleştiridir. Festivale gideceklerin bilgisine, alanda tek bir marka bira var: Jupiler. Hoegaarden’ın meyvalı bir birasını da veriyorlar ama ona hiç girmeyin derim. Bir de şarap var isteyene. Yani Belçika festivalinde ne biralar vardır kimbilir gibi bir durum yok. Onlar dışarıda.

Ücretsiz wi-fi ihtiyacı bambaşka dostluklar kurduruyor. Festivalde ücretsiz internet hizmeti verilen ve yemek stand’larının bulunduğu açık alan sosyalleşmenin merkeziydi. “Şifre ney birader?” diye soracak oldum alışkanlıktan, meğer dev gibi yazıyormuş yanında durduğum direğin üzerinde.

“Uluslararası dolaşım”ı açmak ya da açmamak, işte bütün mesele buydu. İnternete çok yüklenildiğinden her şey çok yavaştı. Bir süre sonra “Ne yazarsa yazsın arkadaş ben bu fotoyu feyse koyarım” diyenleri gördük. Gitti gül gibi megabaytlar…

Rockwerchter’in üç sahnesinde de duyduğumuz ses çok iyiydi. Hem volüm olarak hem de enstrümanları ve müziği duymak açısından. Acaba bizde de bir gün böyle bir konfor yaşanacak mı? Yurt dışında izleyeceğiniz bir büyük rock festivalinde asla kaçamayacağınız üç şey: Yürümek, yürümek, yürümek. Hesapladım, festivale geliş, festival içindeki turlamalar, dönüş ve otele varış, toplam neredeyse 8-10 kilometre yol yürümüşüz her gün. Benim gibi yürümekle sorunu olmayanlar için hiç dert değil, ama ben yürümem o kadar yolu diyorsanız unutun festivale gitmeyi. Yürümeyene ekmek yok.

Acaba Asmalımescit’i ve çevresindeki eğlence alemini fazla mı abartıyoruz? Koskoca İstanbul’da topu topu iki sokak. Festivalin yakınındaki Leuven isimli kasabada Asmalı’dan daha büyük, daha fazla, daha çeşitli mekan, restoran, bar var. İnsan elmayla armutu kıyaslamadan edemiyor.

Sbarro’nun festival alanındaki standında satılan pizzaların tipini tarfi ediyorum: Bizim standart pastane poğaçaları alın, üzerine bazı malzemeleri atın, kalınlık ve tıknazlık olarak öyle bir şey. Buna ‘Leuven etli ekmek’ adını taktık. Acıkınca işe yarıyor Leuven etli ekmek. (5 Avro…) Festival alanında para değil fiş geçiyor. Bir fiş 2.5 Avro. Birer ikişer gidiyor fişler dikkat.

Engelliler için hiçbir engel yok burada

Engelliler için festival tam bir cennet. Kendilerine ait yolları, özel izleme alanları var ve bütün görevliler ile festival katılımcıları onlara çok özen gösteriyor. Ben ilk defa bir festivalde bu kadar fazla engelli müzikseveri birarada gördüm, hepsinin de keyfi yerindeydi. Etkinliklere katılmaları önünde hiçbir engel yoktu. Umarım bizde de bir gün böyle olur ve engelli vatandaşlardan isteyenler istedikleri konser ve kültürel etkinliklere rahatça katılabilirler. Onların alandaki varlığı bana çok iyi hissettirdi kendimi.

Meme raporu: Gossip konserinde seyirciler arasında yer alan “omuzlara alınan kız” tam kamera onu gösterirken göğsünü açtı. Die Antwoord konserinde solistlerden Yolandi de göğsünü açtı. Her iki göğüs de Madonna’nın göğsünden daha seksiydi… Not: Parklarda öpüşenler kanıma dokunuyor diyen müdür buraya gelse kalp krizi geçirirdi.

Kapıda birinin çantasında dildo buldular. Önce bunu ne yapsak diye baktı güvenlikler. Sonra buyur ettiler. İçeri sokulması yasak maddeler arasında yokmuş dildo. Kadın güvenlik görevlisinin kahkasını görecektiniz çantayı ararken eline gelen cismi görünce…

20 plastik şişe ya da bardağı yerden toplayıp ‘recycle’ standına götürdüğünüzde size bir bir fiş veriyorlar. Bazen beş dakikada 60-70 tane toplanabiliyor bunlardan. Biz de topladık, bir sürü fiş aldık. Bizim festivallerde de olmalı bu uygulama.

Belçika’da hava 23.00’e doğru kararıyor, o yüzden her gün üç gün gibi geçiyor. Bundan kimsenin şikayeti yoktu, uzun uzun takıldık.

Belçikalı bir çocukla tanıştık. “Türk müsünüz?” dedi, “Evet” dedik. Bir anda “Seni seviyorum aşkım” dedi. Sevgilisi Türk’müş. Ne sevgililer var…

Bir ara Jupiler bira standında güreşen kızlar mı gördüm bana mı öyle geldi? Sıcaktan herhalde.

Benden duymuş olmayın ama dövme fena halde ‘out’. In olan şey vücuda (enseye, boyuna, bacağa, kola) kalın sabit kalemlerle bir şeyler yazmak. Artık mesajın neyse. Sonra siliyorsun gidiyor.

Bir-iki tavsiye
Seneye gitmeyi düşünenler. Tavsiyem basit: Beş günlük bir seyahat için her şey dahil kişi başı
2 bin TL kadar para biriktirin. Erkenden festival biletini, uçak biletini alın. Otelde kalmak isteyenler erken davranırsa çok ucuz oteller var. Leuven zaten küçük, her otel tren istasyonuna yakın. İstasyondan devamlı shuttle var festival alanına ve 15 dakika sürüyor. Çadırda kalıp ortamı yaşarız diyenleriyse biraz sefalet ve bolca eğlence bekliyor. Bunun için kombine kamp bileti almanız lazım. Şimdiden iyi eğlenceler.

kutu***
15 konserden 15 yorum
* Cypress Hill konseri şahaneydi. Keşke Türkiye’ye gelseler diyeceğim ama burada başları belaya girer. Ellerinde kocaman bir sigara vardı elemanların. Türk toplumu buna hazır değil. Ama şu bir gerçek ki bir rap konserinde eğlenmek çok kolay. Eğlence eşiği yüksek olanlar için bile…

* Garbage solisti Shirley Manson “indie alemin Madonnası” gibi bir şeye dönüşmüş. Kendisine yapılan muamele böyle. Kendisinin hal ve tavrı da öyle. Özellikle konser boyunca gay’lere selam çakması ve şarkılarından bazılarını onlara adaması çok alkış aldı.

* Wiz Khalifa çok eğlenceliydi. Birileri bir festival yapalım ve ev ya da havuzbaşı partisi gibi bir ortam olsun, herkes hem eğlensin, hem dans edip sallansın hem de istediği kadar konuşup muhabbet etsin diye düşünüyorsa benden söylemesi, Wiz Khalifa’yı çağırsın (ya da üstadı Snoop Dogg’u).

* Herkes bir noktada bir Jack White konseri izlemeli. Hem White Stripes’tan hem de The Raconteurs’ten hit’leri patlatıyor White, şahane gitar tonu, şapkası ve takımıyla… “Seven Nation Army” büyük coşkuydu ama benim için konserin en baba anı “The Hardest Button to Button”ı çalmasıydı. En sevdiğim White Stripes şarkılarından biri.

* Noel Gallagher’s High Flying Birds konserinde çok büyük coşku olmadı. Elbette herkes Oasis dinlemek istiyor, Noel Gallagher’ın yeni şarkıları pek bilinmiyordu. Beklenen oldu. Oasis’ten “Little by Little” geldi. Ve ardından dünya gözüyle “Don’t Look Back in Anger”ı da dinledik. Gallagher bu durumun farkındaydı ama hiç takmadı. Hatta eğlendi… Her halükarda cool adam…

* Pearl Jam festivalin en iyi konserlerinden biriydi. Grup mükemmel çalıyor. Eddie Vedder’ın sesi şahane, neşesi yerinde, en güzel şarkılar artarda patlıyor daha ne olsun. “Even Flow” ve “Alive” efsane oldu tabii… 90 bin kişi söyleyince hep bir ağızdan insan fena oluyor. Pink Floyd’un “The Wall”unu yorumlarken “Police, leave us kids alone” diye değiştirdi sözleri Vedder.

* Wolfmother artık iyice Led Zeppelin’e bağlamış. Led Zeppelin yoksa Wolfmother var deyip özleminizi giderebilirsiniz.

* Lana Del Rey white trash tadındaki saçları, pantolonu ve ayakkabılarıyla sahneye çıktı. Etkileyici biri olduğu kesin… Seyircinin arasında giriyor, onlara söylüyor şarkıyı aralarında dolaşarak. Lana Del Ray’in de sahne şovu da buydu.

* Kitty, Daisy and Lewis şahane bir ekip. Rockabilly revival diye bir şey varsa (ki var) işte olay budur. Erkekler Daisy’ye, kadınlar Lewis’e hasta oldu, ben en çok Daisy’nin topuklu ayakkabılar ve kızgın bakışlarla davul çalmasına… Benden tavsiye bu ekip seneye bir festivale gelsin muhakkak ortalık yıkılır.

* The Kooks, bildiğimiz The Kooks. Ama onları bir de festivalde izleyin. İnanılmaz bir geceydi. Festivalin ikinci büyük sahnesi The Barn’da neredeyse 10 bin kişi vardı ve eğlenmeyen tek bir insan yoktu.

* M83 konseri festivalin en fazla eğlendiğim üç konserinden biriydi. Festivalin üçüncü sahnesi Pyramid Marquee’de öyle bir sound yaratıp o kadar iyi çaldılar ki kan ter içinde kaldık bittiğinde. Üstümüzden tren geçmiş gibiydi.

* The XX mükemmeldi. 20’li yaşlarında dört tip. Ana sahnede 50-60 bin kişinin karşısındalar ve hiç de sırıtmıyorlar. XX şarkılarını aynen albümdeki gibi çalıyor ama kimsenin sıkıldığını görmedim. Benim için “Shelter”ı dinlemek bile yetti. Susuzluktan dilimiz damağımız kurusa da bir yere ayrılamadık, kitlendik kaldık…

* Die Antwoord fena coşturdu. Bilmem Türkiye’de kimse gider mi konserlerine ama orada kalabalıktan millet birbirini eziyordu. Bir yerlerde denk gelirseniz muhakkak izleyin.

* Mumford&Sons konserinin tamamını izleyemedim. Ama “Little Lion Man”i duydum. O sırada en önde olan bizim kızlara “Nasıl coştunuz mu?” diye sorduk. “Aa çaldılar mı ki onu?” dediler. Meğer o sırada solistin karısı kimdi diye meraktan delirip internete giriyorlarmış. Bir roaming kullanma nedeni olarak kayıtlara geçsin.

* Red Hot Chili Peppers’a gelince… Arkadaşlar dost acı söyler. RHCP konser grubu değil. Flea çok çalışıyor ama bir süre sonra müzik tabiri caizse mahalle maçlarında dendiği gibi “dan dun”a dönüyor. Üç kişi çalacaksan bir The Police ya da bir Rush değilsen sahneye çıkma bence, ya da yanına en az iki eleman daha al. Ama coştuk mu, coştuk o ayrı…

6 Comments

  • Cem Çetinok 09 July 2012 - 13:38 Reply

    Sevgili Mehmet Dostum! Engelliler için açtığın paragraf çok hoşuma gitti. Ben de kısmen bir engelli olarak görüşlerimi tavsiyelerimi sana bildirmek isterim. Hiçbir festivalde konserde etkinlik öncesi hiçbir telefon hattı yok. Tamam arayınca yardımcı oluyorlar orada da destek oluyorlar ama soru işaretleri ile alana gitmek beni çok geriyor. Sizinle bu konu ile ilgili Türkiye’de bir girişim başlatmak isterim. Desteğinizi bekliyorum. Biletix ve organizatörler bu konuda yardımsever ama eksik! Mesala Pozitif bu konuda Red Hot Chili Peppers konserinde bir alan açmış. Ama duyurmuyorlar neden duyurmuyorsunuz dedim..Cevap yok Galiba kimse başına dert almak istemiyor : ( Bu bir Sosyal Haktır. Özellikle IKSV nin yıllardır bu konu ile ilgili hiçbirşey ama hiçbirşey yapmadı. Fransa’dan Nişan almak önemli ama bu sizinde Bileceğiniz üzere Avrupa’daki en önemli konu..Bu konu ile ilgili ben sizinle bu konunun önderliğini yapmak isterim. Bir yazı dizisi bile hazırlarımm. Sevgilerimle.

  • bıdıbıdı 09 July 2012 - 20:30 Reply

    bir engelli olarak yazınızı okurken yürümek ile olan kısımda gülerek bana uygun değilmiş demek ki diye düşünmüştüm 😀 ancak bir paragraf altında söyledikleriniz beni çok memnun etti. seneye gitmeyi düşünüyorum

  • fannyfink 10 July 2012 - 11:48 Reply

    hoegaarden’a niye laf ettin yaw ben bayıldım :/
    regina’nın çok kötü olduğunu yazamamışsınız tabi aklı olan herkes the XX’teyken biz onun mızıklanlamasını dinledik, epic fail !
    bu arada 4 günün sonunda içeri 3-4 kutu bira, en azından bir büyük içki sokabilme kabiliyetini kazandık, festival biraz daha uzasa karaborsaya başlardık ama kısmetse seneye artık..

    • Mehmet Tez 10 July 2012 - 13:41 Reply

      Hoegaarden’In meyvalı bişeyiydi o bira. Harbi Hoegaarden’dan neden nefret edeyim? Severim.

  • Facebook User 10 July 2012 - 15:40 Reply

    festivale gidecekler için çok faideli bir yazı dizisi olmuş. ben roman okur gibi okuyup keyif aldım ayrıca çok kıskandım!

  • ahmet 27 July 2012 - 03:42 Reply

    çok teşekkürler faideli olmuş :d sıkılmadan okudum

  • Leave a reply