Sophie Ellis-Bextor: “+24 tuhaf bir uygulamaymış”

0 Posted by - 17 November 2012 - KONSER, RÖPORTAJ

“Yok canım ne alakası var. Hiç öyle öyle hissetmiyorum…”Üç çocuğunuz var, sonuncuyu altı ay önce doğurdunuz, nasıl bu kadar fit ve güzel olabiliyorsunuz?” sorusuna verilen duyduğum en mütevazı ama inandırıcılıktan en uzak yanıt bu. Zaten Sophie Ellis-Bextor da bu soruyu iltifat olsun diye sorabileceğiniz en son kadın herhalde. Geçen hafta yayıncılık ve reklam camiası dışında İstanbul’un en şık bazı orta yaşlı, genç-yetişkin “sosyelit” ve hipsterlarını bir araya getiren “GQ Men of The Year” gecesinde konser vermek için buradaydı. Aramızdaki konuşma şöyle gelişti.

Şu aralar neyle uğraşıyorsunuz?

Yeni albümümü hazırlıyorum. Geçen iki hafta yoğundum, galiba en önemli iki şarkıyı hazırladık.

Yine bir dans albümü mü olacak?

İçinde dans edebileceğiniz şarkılar var ama hayır sonuncusu gibi bir dans albümü değil. Bir önceki albümüm “Make A Scene” tür olarak dans olan ilk albümümdü. Sanırım bu ona bir tepki olarak…

Neden, dans albümü yapmanın nesi rahatsızlık vericiydi? Çok fazla DJ ve prodüktörle çalışmak mı? Calvin Harris, Armin Van Buuren, Metronomy, Ed Harcourt gibi isimler albümünüzde yer almıştı…

Hayır aslında işin o kısmı zevkliydi ama neticede benden genel olarak farklı düşünen insanlardı. Eğer şimdiye ve ana dair bir coşkuyu anlatmak istiyorsan dans müziği iyi. Ama biraz daha derin bir şeyler söylemek istediğinde bunu başaramıyorsun. En azından ben böyle düşünüyorum. Yeni albümüm bu anlık hislere tepki olarak biraz daha uzun ve derin hikayeler anlatacak şekilde hazırlanıyor.

Müzikteki kahramanlarınız kimler?

PJ Harvey ve Madonna’nın yeri ayrı bende. Aynı zamanda dinlemekten zevk aldığım isimler var. Arcade Fire, Bon Iver gibi. Groove Armada’nın sahne şovunu çok beğeniyorum. Phoenix de sevdiğim isimlerden.

Yakın zaman önce müziğin çocuk eğitimi ve yetiştirilmesindeki yeriyle ilgili bir sosyal sorumluluk projesinde yer aldınız. Neydi tam olarak?

Müziğin çocukların yetiştirilmesi ve gelişmesindeki faydalarıyla ilgili pek çok araştırma bulunuyor. Çocukların üzerine çok uzun vadeli ve olumlu etkileri olabiliyor müziğin. Çocuklara yönelik bir müzik etkinliği ve festivaliydi ben de bu kampanyanın yüzlerinden biri oldum. Çocuklarım ve ben müzikle iç içeyiz devamlı zaten.

İngiltere’deki festivallere çocuklarınızı götürebiliyor musunuz?

Elbette. Aslına bakarsanız son zamanlarda bu giderek teşvik edilen ve artan bir uygulama oldu. Bugün eskisinden çok daha fazla sayıda festival var İngiltere’de. Festivallere giderek büyüyen yeni nesil bu alışkanlığını devam ettirdiği gibi kendi çocuklarını da beraberlerinde taşımak istiyor. O yüzden eskisinden çok daha fazla çocuklu çift ve genç yetişkinleri görebiliyorsunuz festivallerde. Bu çok yaygınlaşan bir şey İngiltere’de.

Türkiye’de 24 yaşın altındakilerin içki sponsorluğundaki festivallere katılımını yasaklayan bir uygulama yürürlüğe girdi. Ne düşünüyorsunuz?

24 yaş mı? Nasıl yani festivale katılabilmek için 24 yaşından büyük mü olmak lazım?

Mesela sizin iki yıl önce gelip çaldığınız festivale bundan sonra 24 yaşın altındakiler alınmayacak. İngiltere’de böyle bir uygulama var mı?

Hiç duymadım. Bana garip geldi açıkçası çünkü ben gençlik yıllarımı festival ve konserleri izleyerek geçirdim ve kimsenin beni
20 yaşındayım ya da 24 yaşın altındayım diye kapıdan çevirdiğini hatırlamıyorum. Bu festivalleri izlemek benim için çok önemliydi. Dünyayı tanımaya meraklı her genç için de öyle olduğunu sanıyorum. İnsanın ufkunu genişletmesine yardımcı olacağını düşünüyorum. Tuhaf bir uygulamaymış. Şaşırdım açıkçası.

Üç çocuk annesisiniz. Konserler, albümler ve çocuklarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Sanırım her ortama uyum sağlamaya çalışıyorum. Mesela geçen hafta çocuklarla çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Parkta gezindik, annemi ziyaret ettik. Normal bir aile ne yapıyorsa onları yaptık. Bugün çalışıyorum buradayım. İki gün sonra onları okuldan almaya gidiyor olacağım. Şimdi “Christmas” zamanı geliyor ve çok işim olacak ama sonra ocakta onlara daha fazla zaman ayırabileceğim. Böyle böyle geçiyor. Biraz iş biraz aile.

Çocuklar yaratıcılığı öldürüyor mu?

Hiç değil. Tersini düşünüyorum hatta. İlk anne olduğumda 25 yaşındaydım ve ben de endişe ediyordum. Çocuk sahibi olmak hayatında önemli bir dönüm noktası. Eski hayatın geride kalıyor ve yepyeni bir hayat başlıyor. Onlara odaklanıyorsun, önce yaptığın her şey anlamsız ve alakasız kaçıyor. Ama bu durum hayata farklı açıdan bakmanı ve konulara farklı şekilde odaklanmanı sağlıyor. Şimdi üç çocuktan sonra ilham verici olduğunu bile düşünüyorum.

“Bebeğim altı aylık oldu artık spor zamanı geldi çattı”

Yeni müzik dinleyecek vaktiniz oluyor mu?

Evet. Aslında kocam çok yapıyor bunu ve ben de ondan faydalanıyorum. Bana kalsa ben daha çok geçmişe dönük dinleme yapıyorum. “Aa bu albümü 10 yaşımdayken dinlemiştim ne güzeldi” diyorum başlıyorum dinlemeye.

En son keşfettiğiniz iyi müzik nedir?

Beach House’ı ve vokallerini çok beğendim.

Facebook ve Twitter’da varsınız, sosyal medyayla ilgili en güzel şey nedir sizce?

Her şeyin hemen, aniden ve ansızın olması galiba. Aynı şekilde korktuyor da. Her şeyi koyabiliyorsun çünkü oraya.

Çoğu insan aslında kontrol edebildiği için açıklamalarını sosyal medyada kendi hesabından yapıyor. Sizi neden korkutuyor?

Ne bileyim bir anda heyecanla ya da coşkuyla ters bir şey yazdığınızda insanların bilmemesi gereken bir şeyi farkında olmadan söylediğinizde tehlikeli olabilir. Tanımadığınız insanlar sizi izliyor neticede, hepsini tanıyamazsınız ki…

Bu röportajı okuyan bütün kadınlar üç çocukla nasıl bu kadar güzel ve fit olduğunuzu merak edecek. Ne diyeceksiniz?

Yeni doğum yaptım, bu aralar hiç öyle hissetmiyorum. Ben mutlu biriyim ve yaptığım her şeyden zevk alıyorum. Bu yardımcı oluyor.

Yaptığınız bir diyet falan yok mu?

Yok hiç öyle şeylerim. Üç hafta önce spor salonuna başladım. Bebek altı aylık oldu, artık zamanı geldi diye düşündüm.

“Bu altıncı gelişim”

Bu kaçıncı gelişiniz?

Altı oldu galiba. Hem konsere hem DJ’lik yapmaya geldim.

Madem o kadar geldiniz artık size nasıl buluyorsunuz bu şehri diye sorulabilir, çok da turist sayılmazsınız…

Çok seviyorum. Progresif bir yer. Her şey her an çok hızlı gelişiyor. Geceler çok canlı. Her türden yenilik ve sürprize açık. Kafelerini, restoranlarını seviyorum. Bilemiyorum, ben burada hep iyi vakit geçirdim, benim tarafımdan böyle görünüyor.

Türkiye’den birileriyle ortak bir şarkı falan yapsanız? Böyle projelere açık mısınızdır genellikle?

İsterim çok, fırsat olursa. Kesinlikle açık fikirliyim. Armin Van Buuren’la şarkı yaptığımda kim olduğunu bilmiyordum. Neticede önceden tanımam gerekmiyor biriyle çalışmam için. Anlaşmak yeterli.

No comments

Leave a reply