Sziget’te olan Sziget’te kalır dediler ama…

0 Posted by - 13 August 2013 - KONSER

Cuma sabaha karşı saat 6 suları, Atatürk Havaalanı’ndayız. Bir enteresan his, ilk defa Sziget yolcusu olmak heyecan verici. Avrupa’nın en büyük festivali olarak anılan ve kendine mekan bellediği adaya ‘Özgürlük Adası’ adı verilen bir festivale gidiyoruz ne de olsa.

image(4Festivalde sahne alacak müzisyen sayısı bir hayli kalabalık ve damak kızıştıran cinsten. Bu derya içerisinde kaçırdıklarımız da oldu tabi. Festivalin hafta sonuna denk gelen son üç gününe katıldığımızdan ötürü Nick Cave, Bad Religion gibi dev isimleri izleyemedik. Blur, Editors, Franz Ferdinand, Mika gibi sıkı gruplar seyrettik ve Seeed gibi bir güzellikle tanıştık.

Etkinlik çizelgesine göre Sziget’te tam 10 ayrı sahne var. Ancak, bunlar sadece diğerlerine nispeten daha büyük olan sahneler. Yani sayı 10’dan da fazla. Sahne sanatlarının sergilendiği bir çadırdan afro-latin-reagge sahnesine, dünya müziği sahnesinden blues sahnesine her taraf performans… Herkese göre bir şeyler var Sziget’te. Üstelik Türkiye’den gidiyorsanız beklediğinizden daha da fazlası var. Çünkü festivalin Roma Tent sahnesinin sponsoru Yeni Rakı. image(5)Roma Tent isimli sahnenin yanı başına bir meyhane kurmuşlar. İmkanlar kısıtlı olsa da kavunuyla, peyniriyle evimizde gibi hissettirmeyi başardılar. Tüm alana dağılmış ‘Fusion Is Beatiful’ barlarında her daim buz gibi rakı bulunuyor ve Tolga Germiyanoğlu’nun okaliptüslü ve kavunlu rakı kokteyllerini ister bardakta ister aile boyu kovalarda doya doya tadabiliyorsunuz.

Sziget, gerçek bir festival. Bizdekilere hiç benzemiyor. Devasa bir alana yayılmış ve her köşesinde sizi çekecek bir şeyler var. Festivalin gözle görünür en büyük özelliği insanların oraya yalnızca eğlenmek için gelmeleri. Müzik tabii ki umurlarında ama müziğin kalitesinin ikinci planda olduğu ortada. Bu yüzden sahnedeki müzisyenin ne kadar sattığı, ne kadar meşhur olduğu değil, ne kadar eğlendirdiği ve enerjiyi ne derece yükseltebildiği önemli.

Blur

Kaan Sezyum’un deyimiyle, Blur ‘romantik serseri’ playlist’i çaldı Sziget’te. “Girls & Boys”la çok iyi girdiler ve “This Is A Low” ile bitirdiler. Geri geldiklerinde grubun roadie’lerinden birinin doğum gününü kutlamak için Happy Birthday Song söyledi Damon Albarn ve üç şarkı çaldılar biste. Kapanış şarkısı “Song 2” tozu dumana kattı.

Seeed

Onları sahnede görene kadar hiç mi hiç tanımıyorduk. Calexico’yu izlemeye giderken şans eseri takıldık. Yemek için durmuşken reagge-dancehall kırması müzikleri bir anda bizi yakaladı. Herkes sallanıyordu. Grubu hiç tanımadığımızdan kalabalık ve yarattıkları atmosfer o an oldukça şaşırtıcı gelse de YouTube’da 20 milyon izlendiklerini görünce durum anlam kazandı. Sahne şovları harikaydı hem kendileri dans ettiler hem seyirciyi dans ettirdiler. Tabi, MIA’dan Jay-Z’ye yaptıkları remiksler ve “Harlem Shake” çalıp ipi kopartmış olmaları da seyirciyi onlara bağladı. Eğer Seeed’in kafalara düşmek isterseniz bu ve şu yardımcı olacaktır.

Tame Impala

Tame Impala, psikedelik sound’uyla uyumlu bir görsel uygulamayı arkasına alıp, adını A38 isimli meşhur Budapeşte kulübünden alan çadırda sahne aldı. Son albümleri 69996d1a03a111e3990022000aeb0f0c_7“Lonerism” yılın en iyi işlerinden biri ve şu sıralar herkes onları konuşuyor. Albümün aynısını çaldılar, bazen bir iltifat belki ama Tame Impala farkını kayıtların aynısını çalmayarak gösterdi. Şarkıların bazılarının formlarını bozdular bazılarını uzatarak, sonlarına jam-vari takılmalar ekleyerek keyfimizi ikiye katladılar.

Bu üçlünün dışında güzel konser yok muydu, elbette vardı. Franz Ferdinand gündüz gözüyle gördüğümüz en ateşli gruptu. “Take Me Out” çaldıklarında alanda göz gözü görmedi. (Mübalağa değil, herkes zıplayınca öyle bir toz kalktı ki adeta bulut oluştu.) Festival alanına ilk geldiğimiz anda sahnede olan !!! (chk, chk, chk) de harikaydı. Daha sahneyi bile görmemişiz ince ince sallanmaya başladık sayelerinde. Dünya müziği sahnesinde çalan Leningrad kalabalık sahnesi ve şovu ile kalbimizi çaldı. Festivalin daha önceden aşina olduğumuz tek Macar grubu Besh o Drom’un performansı da görülmeye değerdi. Onları “Rumelaj” çalarken görmek yetti de arttı bile. Mika’nın enerjik sahne şovu ve sonunda patlattığı konfetilerle ortaya çıkan görüntü bir harikaydı. Empire Of The Sun, Calexico, Katy B ve Erol Alkan ile Boys Noize gibi izlemek isteyip de kaçırdıklarımız.

(Fotoğraf: Sándor Csudai)

(Fotoğraf: Sándor Csudai)

Çok şaşırdık

* Macarca ve Türkçe’nin aynı dil ailesinden geldiğini ve sondan eklemeli olmak gibi birçok ortak noktası olduğunu öğrenince çok şaşırdık. Şapka, patlıcan, nektarin, büfe gibi kelimelerin ortak olduğunu duyunca daha da şaşırdık.

* Şimdiye dek o kadar insan gitti geldi Sziget’e herkes kızlarından bahsediyor. Kimsenin Sziget erkeklerinden bahsetmemesi enteresan. Boyumuzu aştılar vallahi.

* Macarların da şu an bizdeki gibi bir hükümetle başa çıkmaya çalıştıklarını öğrenince çok şaşırdık. Müthiş bir akustiğe sahip olan gösteri salonunu hem kullandırtmayan hem de yıktırtmayan Budapeşte Belediye Başkanı ise bize buralı bir Belediye Başkanı’nı hatırlattı. Hani twitter’la çok haşır neşir olan var ya, onu.

* ‘Ünlü fotoğrafçı’ Mehmet Turgut’un şarkıcılığa da soyunduğunu görünce çok şaşırdık. Bu nasıl mı oldu? Kendisi Yeni Rakı çadırında ufak bir canlı performans yapan Redd solisti Doğan Duru’ya bildiğin kaynak yaptı.

WP_20130811_007

Peki ya Budapeşte?

Budapeşte harika bir şehir. Oldukça sakin, kafanızı ne tarafa çevirseniz tarih. Hiçbir şey aramadan, beklemeden boş boş gezmesi bile huzur ve keyif veriyor insana. Her gecemiz festivalde geçtiğinden Budapeşte gecelerinin tadına bakamadık ama A38, Moulin Rouge gibi kulüplerinin ve Ötkert, Budapest Jazz Club gibi konser salonlarının methini çok duyduk. Şehir, festivalin olmadığı bir vakit gidip mutlaka gezilmeli. Gitmişken de “House Of Terror” yani Terör Müzesi’ni mutlaka görün. Macaristan’ın Nazi zulmüne maruz kaldığı yıllar ve sonrasında gelen komünist rejim esnasında yaşadıklarını tarif edilmez bir müze deneyimi ile yaşatıyor.

No comments

Leave a reply