VIP SEYİRCİ FESTİVAL RUHUNU ÖLDÜRÜYOR MU?

2 Posted by - 15 June 2014 - KONSER, KÖŞE YAZISI

Festivallere sadece bilet almak geçen yüzyılda kalan bir alışkanlık. Bilmemne circle, VIP, özel lounge, sahne önü, onun da en önü falan derken artık havuzlu, kahvaltılı, duşlu, açık büfeli seçenekler mevcut.

Geçen hafta sonu İstanbul Maçka Küçükçiftlik Park’taki %100 Fest’in headliner’larından Kaiser Chiefs solisti ilk şarkıyla sahneye adımını attı. Şöyle bir baktı ve muhtemelen içinden “bu ne biçim seyirci düzeni” diyerek kendini arka sıralara doğru attı. Arka sıralara selam çakarak başladı konserine.
Peki neden rahatsız olmuştu? Muhtemelen daha pahalı bilet satın alarak en öne giren ancak bekenen coşkudan yoksun seyirciyeydi bu itiraz. Biraz da belki konser alanının bu sınıflandırmayı kaldırmamasıydı sorun. Her sanatçı sahne önünde boş boş bakan üç beş insana söylemektense kalabalığa yakın olmak ister
Bugün konserler, festivaller müzik sektörünün tek gelir kaynağı ve masraflar eskisi gibi kuru kuruya bilet satmakla hatta sponsorlardan gelen parayla bile karşılanmıyor. Mesela Arcade Fire sahneden “Eminim VIP alanlarının içini merak ediyorsunuz. Hiçbir b.k yok merak etmeyin” dediğinde arka sıraların takdirini kazanıyor ama konser başına aldıkları dört milyon doları VIP alanı olmadan karşılayamıyor organizatörler.
Türkiye’deki VIP alanı konsepti henüz dünyadaki bazı festivallere göre son derece mütevazi. En fazla kuyruk beklemeden bira almak, biraz daha düzgün bir yere poponuzu koyup oturmak imkanı var. Ama zaten bira da hemen tükeniyor bizim festivallerde. Mesela geçen yıl Rock’n Coke’ta 23.00 itibarıyla bira bitmişti. Yani VIP konusunda emekleme dönemindeyiz.
Bir de şu var, bizde VIP alanları sahnenin tam önünde falan değil. Sahneyi uzaktan ama rahat gören bir yer tercih ediliyor genellikle. Son gittiğim Primavera Sound Festivali’nde de aynı şekildeydi düzen aşağı yukarı. Orada satın alınan VIP bileti kuyruk beklemeden ayrı bir kapıdan girmeye, VIP alanından yiyecek içecek almaya ve kalabalıktan çok bunalırsanız biraz soluklanmaya yarıyordu. Oysa mesela Coachella’da durum farklı. 3500 dolara alınan bilet size sahnenin önündeki klimalı safari çadırına arabayla transfer edilme imkanı sağlıyor. Üç öğün gurme yemek ve tercih edilen marka şaraplar da var. New York’taki Governer’s Ball’da 16 kişilik lounge’larda sınırsız bira ve organik açık büfe var. Lounge fiyatı 30 bin dolar. Bonnaroo’da 600 dolarlık VIP biletine duş ve açık büfe dahil. Lollapalooza’da festival alanında 75 kişi için tasarlanan “cabana” tipi evler kiralanabiliyor. Fiyatı 75 bin dolar. Alabama’daki Hang Out Festival’da sahnenin yanındaki VIP alanında havuz var. Millet üstüste tepinirken siz havuzdan konser izleyebiliyorsunuz.
Kimilerine göre, ve bana göre de bu festivallerin sonu aslında. Evet anlıyorum sektöre daha fazla para lazım ve organizatörler kaynak yaratmaya çalışıyor. Evet anlıyorum giderek yaşlanan, mızmızlaşan ve yaşlandıkça konforuna düşkün olan 90’ların festival seyircilerini de düşünmek lazım. Evet biliyorum hayatında festivale gitmeyecek birilerini de buraya çekmek için türlü numaralar bulmak gerekiyor.
Ama festival emek isteyen bir şey. Festivale gitmek, orada toz yutup çamura bulanmak, terlemek, itiş kakışa girmek, en önde çıldırmak, sesin kısılana kadar bağırıp şarkı söylemek lazım. Ayrıca festival bir iki günlük için bile olsa sınıfsızlık demek, eşitlik demek. Bir hayali yaşamak demek. O hissi yok ederseniz gerçek hayattan farkı kalmıyor. VIP festivalin özünü, ruhunu zedeliyor.

No comments

Leave a reply