1 Mayıs tamam, ya 31 Mayıs?

0 Posted by - 05 May 2014 - KÖŞE YAZISI, O OLDU BU OLDU

Alper Bahçekapılı sormuş. Yanıtına bakalım…

***

Screen shot 2014-05-05 at 6.10.17 PMNe mutlu, 1 Mayıs’ı ölüm olmadan atlattık. Sevindiğimiz şey gerçekten bu. Dünyanın birçok şehrinde huzur ve barış içerisinde kutlanan 1 Mayıs, hükümetin korkuları, “Bizim dediğimiz olacak” inadı yüzünden bizde yine yanan gözlerle, göğüslere sıkılan plastik mermilerle, yerde sürüklenen insanlarla geçti. Ne nefesi kesilen ufacık çocukların gözyaşları, ne de vücudunu TOMA’lara siper eden, bu ülkenin ‘dokunulmaz’ milletvekilleri o akıl almaz ama alıştığımız vahşete dur diyebildi.

İnsanlar Kızılay’a girmesin diye ‘konuşlandırılan’, Ankara’daki o Çin Seddi misali yeni ‘duvardan’ anladık… Hükümet kendi halkından Çinlilerin 2 bin yıl önce düşmanlarından korktuğundan daha fazla korkuyor. Ya da bir başka deyişle, bizlere kimin ‘yönetici’ olduğunu göstermek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Manzara tanıdık. Geçtiğimiz seneye oranla değişen hiçbir şey yok. Bir kez daha görüyoruz ki hükümetin politikasında gelecekte de bir değişiklik olmayacak. Kendi tutumunu meşrulaştırmak ve tabanını korumak için bir ‘öcü’, ‘düşman’ yaratmak birçok politikacının temel stratejileri arasında yer almıştır. Bize özgü değil. Yeni Türkiye’nin en çok korkulan öcüsü de Geziciler işte. Her şeyi onlar (ve elbette paraleller) yapıyor. Es kaza hükümet giderse bu Geziciler ‘milleti’ yer. Hükümet işte ‘milletini’ bu (sözde) öcüden koruyor. Niyeti başka olan, marjinal gruplardan. Yoksa vay halimize.

O niyet tabii ki başka. Üç, beş ağacın ötesinde. Mesele; ödediğimiz tüm vergilere, yasalara, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalarla korunan haklarımıza rağmen bizleri ezip geçmeye çalışanlar, sahibimizmiş gibi davrananlar. Hak, hukuk, adalet bilmeyenler. Sahip çıkılan bu meseleler sadece bir tarafın, Gezicilerin sorunu değil elbette. Çok daha geniş bir kesimi kapsayıcı temel haklara sahip çıkılıyor. Hükümet de bunu bal gibi biliyor. Gezi’yi er ya da geç okumamış olmaları mümkün değil. Ama Gezi’ye yapıştırdıkları etiketi sökmüyorlar ki, ortada cepheleşmeyi gerektiren bir düşman varmış gibi görünsün. Son seçimlerde oyunu malum partiye verenlerin bir kısmı hükümete olan sevgisinden ziyade, diğerlerine olan öfkesi yüzünden yaptı bunu. Ellerindekini de kaybedecekleri korkusu yüzünden. Bu algıyı da havuz medyası her geçen gün daha da perçinliyor. Dünyadaki basın özgürlüğünü inceleyen Freedom House’un geçtiğimiz günlerde yayımladığı raporunda, Türkiye’yi ‘özgür olmayan ülkeler’ kategorisine düşürmesi de bu bağlamda anlamlı.

Hükümettekilerin vicdanlarının sızlamadığına, sırf birilerini kötü, kendilerini güçlü göstermek için türlü despotluklar yaptıklarına gün aşırı şahit oluyoruz. Bunun yaparken insanların gözlerini kaybetmesi, sakat kalması ve ölmesi de umurlarında değil. Tek bir hamle ciddi bir yumuşa getirecekken bunu bilinçli olarak tercih etmiyorlar. Hrant’ın, Berkin’in cenazesinde, Taksim’in açık olduğu 1 Mayıs gösterilerinde olduğu gibi, insanları ‘özgür’ bıraktıklarında sorun yaşanmadığını bilmelerine rağmen buna yanaşmıyorlar. Birilerinin öcü olmadığını, diğerleri görsün istemiyorlar. Peki nereye kadar? Gezi’nin yıl dönümüne sadece birkaç hafta kaldı. Binlercesinin yaralandığı, hayatların yitip gittiği, birçok insanın yaşamının sonsuza kadar değiştiği Gezi’nin yıl dönümünde ne olacak? Kuşağımızın o en sarsıcı günlerini parkta, Taksim’de anabilecek miyiz?

Hükümet buna izin verip ılımlı bir ortam sunacak mı? Hiç sanmam. Tıpkı 1 Mayıs için yaptıkları gibi duvarlar örecekler. Parkla, Taksim’le insanların arasına. Yüzde elli ile, öcü olarak gösterilen diğer yüzde elli arasına. Bunu söylemek acı ama, muhtemelen o yıl dönümü yasaklar yüzünden bir başka trajediye dönecek. Keşke böyle olmasa. Ama göremedikleri bir şey var; er ya da geç o duvarlar yıkılır. Bazen duvarı inşa edenlerin kendi başlarına…

(Birgün gazetesinde yayımlanmıştır.)

No comments

Leave a reply