5 SORU 5 CEVAP // GOBLIN SHARK

6 Posted by - 27 February 2015 - O OLDU BU OLDU

Goblin Shark, farklı farklı projelerden tanıdığımız Çağrı Erdem, Alp Çoksoyluer, Giray Gürkal ve Onur Başkurt’tan kurulu bir ekip. Yaptıkları müziği mathcore ve sludge janrları çevresinde tanımlamayı uygun görüyorlar. Yoğun gitarlar, inceden elektronikler, brutal vokal ile spoken word okunan karanlık sözler. Tıpkı gruba adını veren ve güneş ışığı görmeyen yerlerde yaşayan köpekbalığı türü Goblin Shark gibi, yerin epey altından, diplerden gelen ürpertici ve yıkıcı bir sound’ları var.

Nasıl tanıştınız?
Aslında ortak ve pek de büyük olmayan bir çevreden müzisyenler olarak tanışıklıklarımız farklı zamanlara dayanıyor; herkesin birbiriyle çeşitli yerlerde karşılaşmışlığı, çalmışlığı, proje üretmişliği var ayrı ayrı. Bu projenin ise ilk hali m.ö.r, 2011 sonlarında oluşmuştu ve 2013’ün o meşhur Haziran’ında, Onur’un da aramıza katılmasıyla şu anki halini aldı.

İlk konseriniz neredeydi? Neler çaldınız, kimler izledi, ortam nasıldı?

Goblin Shark olarak ilk ve tek konserimizi KES ile, geçtiğimiz Aralık ayında, Peyote’de verdik. Sadece kendi parçalarımızı çaldık. Nefis bir kalabalık vardı; birçok dostumuzun da bir araya geldiği sıkı bir parti oldu.

Düşünce dünyanızı en iyi tarif eden isimler/filmler/kitaplar/albümler hangileri?
Alp: Aki Kaurismaki – “La Vie de Bohème” 
Andrei Tarkovsky – “Nostalghia” (Beni en çok etkileyen filmin sonundaki şiiridir.)

“Ah… Anne!
Başının etrafında dolaşan…
Ve sen güldükçe berraklaşan…
O hafif şey havaymış.”

Onur: Tony Oxley, Catch 33 – “Meshuggah”, Tran Anh Hung – “Cyclo”, Jean Baudrillard- “Kötülüğün Şeffaflığı: Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme”.

Çağrı: Şu an aklıma ilk gelenler: Pessoa, Char, Attar, Brautigan, Deleuze, Viyana Aksiyonerleri, Miike, Cocteau, Godard, Burzum, Meshuggah, Pink Floyd, Coltrane, Derek Bailey, Jim Morrison, Palestrina, Ligeti, Cage, Merzbow, Aphex Twin, Ahmet Kaya, Müslüm Gürses…

Giray: Vladimir Mayakovski – “Ne Var Ne Yok?”, Ketil Bjørnstad, Terje Rypdal, Jon Christensen, David Darling – “The Sea”.

Hiç dinlememiş birine müziğinizi nasıl anlatırsınız?

Çoğunlukla riff’ler üzerine kurulu, aksak zamanlı, gürültülü, agresif bir müzik. Belli bir janrdan bahsetmek çok güç; genel olarak matematiksel, progresif bir yapısı var. Yer yer elektronik ve/veya üflemeli partisyonlar olsa da temel enstrümantasyon, 2 bariton gitar, bas gitar, davul ve yer yer brutal vokaller şeklinde.

Şu ara kafayı taktığınız sanatçı/albüm/şarkı/soundtrack hangisi? Neden?
Alp: Tek bir isim söylemek çok zor çeşitli müziklere kafayı takmış durumdayım. Sürekli değişiyor dinlediklerim fakat bu aralar sıkça geri dönüp dinlediğim isimler şöyle; Pan Sonic, Ben Frost, Sainkho Namtchylak, Fire!, Humcrush, Mondkopf, Swans, Tod Dockstader, Colin Stetson.

Onur: Seçip isim vermek zor, ayıp olur diğerlerine. Ama noise, avant-garde, doğaçlama içeren müzikler, metal ön planda.

Çağrı: Vallahi noise’den, İbo’nun eski gazellerine kadar bir sürü şey var. Zaten bir süredir sabit isimlerden ziyade label takip ediyorum özellikle –Alp’in saydıklarına da ayrıca imzamı atarım.

Giray: Veljo Tormis – Kompozisyonları ilgimi çekiyor. Kimisi karışık ve komplike, kimisi de tam tersine sade ve basit. Çoğunlukla insan sesi kullanıyor -ki insan sesine ayrı bir zaafım var ve Estonca fonetik olarak hoşuma giden bir dil.

No comments

Leave a reply