“Adalet Plaza”dan izlenimler…

0 Posted by - 08 September 2011 - O OLDU BU OLDU


İstanbul’un en büyük ve en “lüküs” adliye binasından selamlar saygılar. İstanbul Adliye Sarayı’nda işiniz varsa üzerinize bir çeki düzen verip, gardıroptan en şık ve temiz kıyafetlerinizi çıkarsanız iyi olur. Zira burası eski tip sıcaktan bunaltan, insanların kapılarda kuyruklarda yığılıp perişan olduğu, ter kokulu, havasız adliye binalarından değil. Burası adalet sarayı da değil adeta bir “Adliye Plaza”, bir “Adalet Center”, bir “Hukuk Dünyası”…

Soğuk meşrubat servisi
Klimalı ortamlarda hakimler insanların geleceğine, mallarının mülklerinin kaderine karar veriyor, savcılar iyi döşenmiş modern ofislerinde serin serin oturup iddianamalerini hazırlıyor. Hosteslerin ittiği arabalar vatandaşa soğuk meşrubat servisi yaparken şık giyimli kadınlar ve adamlar koridorlarda hızlı adımlarla arz-ı endam ediyor. Girişteki devasa alanın hemen arkasında yer alan iki adet dev adalet heykelinin önünden ‘segway’lerine binmiş güvenlikler geçiyor. Bir ara durup sohbet ettikten sonra muhtemelen kulaklıklarına gelen bir emirle dönüp gerisin geri gidiyorlar. Hukuk firmaları çalışanlarına burada yollarını nasıl bulacaklarına dair rehber kitaplar hazırlamış. Ben kendi başıma buldum o kapı senin bu kapı benim…

‘Faili meçhul’ler sakin
İcra Müdürlüğü ve İflas Müdürlüğü çok popüler. İçeride görevliler sürekli dosya çıkarıyor, dosyaların içine bir takım kağıtlar koyuyor. Belgeler belgeleri imzalar… Faili meçhul suçlar bölümü çok sakin. Sanki bir plazadaki insan kaynakları bölümünde yaşanan yemek sonrası mahmurluğu saati. Ses yok. Kapılar kapalı camekanların ya da açık kapıların ardından sessizce gözleri bilgisayarda insanlar var.
İnsanın canı burada avukat olmak istiyor. Birbirleriyle dizilerdeki gibi konuşuyorlar. “Duruşmadan çıktım bir şeyler yiyelim mi?”, “Asliye Hukuk’a gidiyorum, sen?”, “Öğleden sonra bir kahve içelim mi?” gibi cümleler. Şortlu kulaklıklı kızlar, sırt çantalı genç adamlar geliyor, baro/cübbe yazan bölüme giriyor, cübbelerini giyip avukat olarak çıkıyorlar. Bu süpermenin kostüm değiştirmesi misali dönüşüm birkaç dakika sürüyor sadece. Yukarıda dinlenme odaları da var.

‘Formcular’ yine var
Burada bir dizi çekmek lazım. Hukuk dizisi. Ben senaryosuna şimdiden adayım.
Elbette her tür vatandaş var Adliye’de. Mini etekliler, başörtülüler, köylüler, yol soranlar, yol arayanlar. “Sabıka nerde?”, “Aile mahkemesi ne taraf oluyor?”, “Cumhuriyet savcılarının odasını arıyoruz kardeş…”
Güvenlikler kendilerinden emin, her köşe başındalar. Ama güvenlikten ziyade yol gösteryorlar. Rehber olmuşlar. “Senin işin en fazla altı ay sürer ”, “Senin davaya bakan hakim önceden de…” Böyle konuşmalar.
Eski dost “sabıka kaydı”na da gittim. Ne zaman iş değiştirse insan ya da yeni bir işe girse buraya işi düşer hani. Kuyruk falan yok gayet medeni. Yalnız kapıda “Form var, form lazım mı abi?” kafası aynen devam. Formcu sanatını burada da icra ediyor.
Bir icra davası izleyeyim dedim. Salona girip arkaya oturdum. Küçük temiz iyi aydınlatılmış bir salon. Kadın hakim espriler yapıyor, avukatlarla şakalaşıyor. Stajyer bir avukat yanımda harıl harıl not alıyor. Sıkılıp çıktım.

‘Bu ocak savcılara’
Yalnız çok mühim bir konu var. Çay ihalesi yıllık 10 milyon 643 bin TL bedelle satılan İstanbul Adliye Sarayı ’nda yarım saat çay aradım, bulamadım. Kafeterya kapalı. “Çay ocağı var mı?” diye sordum arabalı hosteslere, “İlerde solda” dediler. İlerde solda memleketin en sık verilen tarifidir. “İleri ve sola” gittim. Orada bir güvenlik, “Burada ocak var ama savcılara” dedi.
Çaresiz bir poğaça alıp gelen geçenin bol olduğu bir yere oturdum. “Burası Türkiye, nasıl olsa poğaça çayı çeker” dedim. Ben milletin davalarına kulak misafiri olur, hakimle sinirli sinirli konuştuğu için işi hallolmayan babasına fırça atan 11 yaşındaki çocuğa hayretle bakarken önümde duran biri, “Çay ister misiniz?” dedi. İşte çay yolunu bulmuştu. “Ver” dedim.
Buz gibi ama olsun. 1 TL. Taş gibi poğaça da 1 TL.
Ama 10 milyon TL ’lik ihaleyle satılan ocaktan çay içmenin keyfine doyum olmuyor.

No comments

Leave a reply