Afrika’ya gerçekten nasıl yardım edilir?

0 Posted by - 10 October 2011 - O OLDU BU OLDU

Damon Albarn "Kinshasa One Two" albümü kayıtları sırasında...

Açıkhava’da konser düzenleyerek olmayacağını galiba hepimiz anladık. Başbakan’ın uçağıyla Somali’ye gidip göbek atmak da olsa olsa kariyere iyi geliyor, Afrika’ya değil. Peki ne yapmak lazım?

Somali’ye yardım ziyaretini “Bunu nasıl kullanabilirim diye düşündüm” diye ifade eden sanatçıdan açlığa çözüm gelir mi? Bence gelmez.
Elimizde bir adet boş salona yapılan gözden düşmüş popçular derneği konseri, bir de bireysel eylem (Ajda Pekkan konseri) var. 330 bin TL toplanmış. Ajda çeki Başbakan’a bizzat teslim edecekmiş. Ona da şükür.
Bakın geçenlerde bir albüm yayımlandı. Adı “Kinshasa One Two”. Blur’ün solisti Damon Albarn’ın 50 kadar Kongolu müzisyenle beş gün süren bir stüdyo seansında kaydettiği bir albüm. Bu albümde Afrikalı müzisyenler batılı müzisyenlere eşlik falan etmiyor. Birlikte müzik yapıyorlar.
Acayip iyi bir dub albümü. Africa ritimleri, kabile sesleri, vurmalılar, çığlıklar, hırıltılar, alkışlar birbirine geçmiş. Dinlemeniz lazım.
Damon Albarn yanına Gorillaz’daki prodüktör Dan The Automator ve Richard Russel’ı yani XL şirketinin patronunu alıyor. XL Radiohead’in de şu ara pek meşhur olan Adele’in de, The White Stripes’ın da XX’in de şirketi.
Bu üçlü uzun süre Kongo’da zaman geçiriyor 50 kadar müzisyenle albüm kaydediyorlar. Ve bu albüm sonunda bu hafta Albarn’ın kurduğu Democratic Republic of Congo (DRC) isimli şirketten piyasaya çıktı. İnternette ücretsiz dinlenebiliyor.
Neden yapıyorlar bunu, manyak mı bu adamlar? Hepsinin işi gücü var… Bilmiyorlar mı bir konser vermeyi de yıllarca git gel proje falan uğraşıyorlar?
Albarn Afrika meselesine eskiden kafayı takanlardan. Bir gün OXFAM onunla bağlantıya geçiyor.
Diyorlar ki “Afrika’da açlık var, bir şeyler yapalım, seni kullanalım.” Albarn düşünüyor taşınıyor, “tamam” diyor özetle; “Ama oralara gidip iki fotoğraf çektirip gelmekse iş, ben yokum. Ben insanlarla ilişki kurmak istiyorum. ‘Yazık Afrikalılara’ kafasını terk edeceğim.”
Pılını pırtısını toplayıp gitti Afrika’ya Albarn. Aylarca dolaştı. Mali’de tanıştığı müzisyenlerden etkilendi. İki yıllık sürecin ardından orada yaptığı “Mali Music” (2002) bugün hâlâ en sevdiğim albümlerdendir. Yaptığı şey kendi şarkılarını onlara söyletmek, iş yapan, satan bir proje planlamak ve o ara ses getirmek falan değildi. O, müzisyenlerin eserlerine prodüktörlük yaptı. Bir ilişki kurmak, uzun soluklu olmak istiyordu. Bir şirket kurdu ve albümlerini bu şirketten yayımladı.
“Biz 80’lerdeki Live Aid bakışını yok etmek istiyoruz. Elitist bir acıma duygusu ve şefkatle onları besleyip aceleyle ortadan yok olmak istemiyoruz. Anlamak, bağ kurmak, iletişime geçmek, tanımak istiyoruz.”
Ey büyük firmalar, markalar… Bütçelerinizi her yıl aynı şarkıları söyleyen üç-beş kişiye ayıracağınıza ne olur böyle projeleri destekleyin. Böyle işler yaratın.
Ama tabii Damon Albarn gibi adam bulmak da zor. Hem star olacaksın, hem gözün tok olacak, hem zor yolu seçeceksin, hem kendini adayacaksın.
Afrika’nın işi zor…

No comments

Leave a reply