ALKAN AVCIOĞLU YAZDI: PELİKÜLÜN KURTARICILARI

1 Posted by - 19 November 2014 - O OLDU BU OLDU

Tarantino, Nolan, Scorsese, P.T. Anderson gibi yönetmenler yok olma tehlikesindeki analog filmi hala hayatta tutmak için varıyla yoğuyla savaşıyor. 70mm çekmekse artık bu savaşa dikkat çekmenin etkili yöntemlerinden biri.

“Dijital projeksiyon kamuya açık bir televizyon gibi, hepimiz bir araya geliyoruz ve ekrana bir uzaktan kumanda doğrultmadan, birlikte TV seyrediyoruz” diyordu Quentin Tarantino, geçen hafta Los Angeles’ta yeni film projesi “The Hateful Eight”i anlatırken. Mike Fleming’in moderatörlüğündeki oturumda Tarantino, oyuncularının da katılımıyla 70mm çekeceği yeni filminin detaylarını anlattı. Ve özellikle neden 70mm çekmek istediğini…

Hayatın her alanında analoga düşkünlüğüyle tanınan yönetmenin konuşmasında, negatif filme karşı tutkusu ve aynı zamanda dijitalleşmeye karşı hisleri ön plandaydı. “20 yıl çalıştım. Bu süre, pembe dizileri çektikleri aynı boktan aletlerle film çekmeyi kabul edebilmem için çok uzun. Benim için yeterince iyi değil” diyordu dijital kameralar için.

Panavision’in desteğiyle 65mm çekip 70mm basacağı yeni filmi “The Hateful Eight”in “sinemaya gitmek” duygusunu tekrar hatırlatacağını umuyor Tarantino. Bununla dijital akıma karşı etkili bir karşı-argüman yaratmak ve dijitalleşmenin momentumunu durdurmayı hedeflediğini belirtiyordu. Bu yolda yalnız da değil; son filmi “Yıldızlararası”nı 70 mm çeken Christopher Nolan analog filmin en fanatik savunucularından biri.

Nolan’ın geçen haftalarda, ABD’de filmini gösteren bazı sinemalara gidip projeksiyonun doğru olup olmadığını kontrol ettiği biliniyor. 44 yaşındaki yönetmen, negatifin yok oluşu ve dijitalleşme sürecini masaya yatıran 2012 tarihli belgesel “Side by Side”da dijitale yergi cümleleri kuran ender yönetmenlerden biriydi. Röportajlardan oluşan belgeselde Lynch, Soderbergh gibi pek çok yönetmen pelikülle artık işlerinin kalmadığını ve dijital kameraların çekim sürecinde yarattığı avantajları anlatırken Nolan, bu yeni medyuma temkinle yaklaşanlardandı.

Analog filme en büyük desteği veren isimlerin başındaysa Martin Scorsese geliyor. “Ipad’i taşımak daha kolay diye genç ressamların tuvallerini ve boyalarını attığını düşünebiliyor musunuz? Tabi ki hayır” diyor usta yönetmen. İşin arşiv boyutuna da ısrarla dikkat çekiyor. Filmlerin birer kültürel miras olduğunu hatırlatıp bunların nasıl muhafaza edileceğini tartışmaya açmaya çalışıyor. Nitekim onca yeniliğe ve hızlı teknolojik gelişmelere rağmen filmleri muhafaza etme konusunda en sağlıklı yöntem analog. Filmerin negatif formatta muhafaza edilmesi konusunda Scorsese’ye destek veren bir diğer usta yönetmense Steven Spielberg. Ayrıca Spielberg, görüntüyü oluştururken fotokimyasal sürecin hala en iyisi olduğunu savunanlardan.

People-Quentin Tarantino

DİJİTALLEŞMENİN HIZINA KARŞI PROTESTO

Sinemayı bir sanat formu olarak gören yönetmenlerin bu yeni araca temkinle yaklaşması ve adeta ışık hızındaki dijitalleşme üzerine düşünmesi son derece normal. Bunun için teknik, estetik ve plastik yönden envai çeşit gerekçeleri mevcut. P.T. Anderson ‘The Master’ı dijital çekseydi aynı sonuca ulaşabilir miydi? Hayır. Tabii ki soruyu tersten de sorabiliriz: Michael Mann ‘Collateral’ı dijital değil de 35mm çekseydi aynı sonuca ulaşabilir miydi? Hayır. Bu iki farklı aracın farklı özellikleri ve farklı avantajları olduğunu unutmamalı. Salonlar dijital projeksiyona geçmişken, her geçen gün sinema endüstrisi için daha iyi kameralar üretilirken geleceğin dijitalde olduğu aşikar. Ancak dijitalin film çekim sürecini ucuzlaştırdığı ve kolaylaştırdığı, bağımsız yönetmenlere büyük bir avantaj ve özgürlük sağladığı gibi beylik cümlelerin dışında bu özellikleri ne kadar tartıştığımız ve bir sanat formu olarak sinemanın içine entegre ettiğimiz tartışılır. Bu yeni medyumun film gramerini direkt değiştirdiği, kurgu ve görüntü yönetmenliği gibi kavramları yeniden tanımladığı kesin. Lakin dijital çekmeye başlayıp başarılı olmuş pek çok usta yönetmen de bu yeni medyumu yeni bir ifade aracı olarak görüyor. Fakat ekonomik sebepler ve milyar dolarlık şirketlerin hesapları, bu tarz tartışmaları masaya yatıracak zaman bırakmıyor. Gözümüzü bir açıp bir kapatmışız ki, bazı yönetmenler çekecek negatif film bulamıyor; bazı filmler 35mm projeksiyon salonları bulamıyor; dijitale çeken bazı yönetmenlerse bu sürecin hikaye anlatım teknikleri üzerine getirdiği yeniliklerden bihaber.

Dönüşümün hızı çok yüksek; tartışacak zaman yok. Tam da böyle bir ortamda Tarantino’nun adeta analoga bir saygı duruşu / dijitale bir protesto gibi olan 70mm girişimi vb. fikirler önem kazanıyor. Filmleri cep telefonlarında izlemeye başlamış bir nesli sinema salonunda görüp görebilecekleri en geniş negatif filme çekilmiş görüntüyle tanıştırmak ve büyüsüne kapılmalarını sağlamak radikal ve güzel bir fikir. Umarız ki sektörde gücü olan yönetmenler bu tercihi kullanmaya devam ederler. Çok şükür ki ticari sinema hala özünde bir hikaye anlatma endüstrisi ve hikayeleri anlatanlar da bireyler. Ve görünen o ki Hollywood’taki bazı A-listesi yönetmenler analogu hala umursuyor. Geçen aylarda Tarantino, Nolan, J.J. Abrams, Judd Apatow ve birkaç yönetmen daha majör stüdyoların Kodak’a negatif film üretmeye devam etmesi için destek yapmaları konusunda baskı yaptı ve başarılı oldular. Gücün hala hikaye anlatıcılarda olduğunu bilmek güzel.

*Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı BirGün Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply