ALPER BAHÇEKAPILI YAZDI: SANAL SEVGİLİ… SANAL HÜKÜMET…

0 Posted by - 06 February 2015 - O OLDU BU OLDU

alper bahçekapılıYeni sevgilinize merhaba deyin; ufak bir ücret karşılığında size mesajlar, mektuplar gönderecek, hatta dilerseniz sizinle nişanlanacak… Size bu sevgilinin yanında yeni bir hükümet de verebiliriz… İster misiniz?

Kemal Sunal’ın o ‘futuristik’ filmi Japon İşi’ni hatırlarsınız. Garson Veysel (Kemal Sunal), ünlü bir şarkıcıya Başak’a (Fatma Girik) âşıktır. Gazinoların peşinden koştuğu, ama Veysel ne kadar koşarsa koşsun ona pas verme ihtimali olmayan bir kadındır bu. İmkansız aşk hikayesi. Veysel’in kaderi Japon bir arkadaşının ‘hediyesiyle’ değişir. Aşık olduğu kadının tıpatıp aynısı olan bir robot gönderir Veysel’e bu arkadaş. Eksik de olsa Veysel’le bu robot –Başak- arasında bir aşk yaşanır. Bir Kemal Sunal komedisi olmasına rağmen filmin garip bir dramı vardır. Tarifsiz bir rahatsızlık, huzursuzluk bırakır insanın üzerinde. Üstelik bunu, günümüz sinema koşullarının çok gerisinde bir teknolojiyle, ortalama bir senaryoyla, hiçbir gerçekçi yanı olmadığını bariz şekilde bilmenize rağmen, hani tabiri caizse –aman film işte- dediğiniz haliyle hissettirir.

Bu sanal ‘sevgililerin’ elbette uluslararası film, dizi endüstrisinde de sayısız örneği var. Channel 4’un hayli tartışmalı, çarpıcı dizisi Black Mirror’ın bir bölümünde, Be Right Back’te de aynı minvalde bir konu işlenir. Sevdiği insanı, –Ash’i- trafik kazasında kaybeden Martha, bir arkadaşı baskısıyla özel bir servisten hizmet almaya başlar. Bu servis Ash’in bütün sosyal medya hesaplarını tarayarak, onun karakteristik özelliklerinden oluşan bir yapay zeka yaratır. Bu yapay zeka, çoktan ölmüş olan Ash’in yerine sevgilisi Martha’ya mesajlar, e-postalar göndermeye başlar. Dahası, sesini ‘taklit’ ederek telefon konuşmaları yapar. Bu da yetmez en sonunda –sentetik- bir bedene kavuşarak, Ash’in bir klonuna dönüşür. Duygusal açıdan yetersiz, bir denileni iki etmeyen bir klona. Tıpkı Japon İşi’nde olduğu gibi. Çok ciddiye almazsınız ama, tedirginlikle izlersiniz Be Right Back’i de.

Bir başka örnek, Spike Jonze’un Her’ünde ise ana kahramanımız bu sefer bir işletim sistemiyle aşk yaşamaya başlar. Duygusal zekası da hayli ileri olan, özel bir işletim sistemidir bu. Pek tabii bu ilişki de, iyi yanları olsa da, bir çeşit hayal kırıklığıyla sonuçlanır. ‘Gerçek zeka’ karşısında tutunamayanlar, ‘yapay zeka’ karşısında da tutunamamıştır. Jonze’un Her’ü, sanal ilişkilerin popüler kültürdeki yansımalarının en güncel ve büyük çaplı örneklerinden biriydi. Ancak en nihayetinde o da sadece bir ‘senaryodan’ ibaretti.

İlginçtir, bunlar artık senaryo değil. Geçtiğimiz hafta Invisible Girlfriend (ya da Invisible Boyfriend) isimli yeni bir servis/uygulama görücüye çıktı. Kendinize bir sevgili yarattığınız bu uygulama sizi bir anlamda Frankestein’vari bir karaktere dönüştürüyor. Servise kayıt olmanızın ardından sevgilinizin adını, yaşını, tipini, karakterini, hobilerini belirliyorsunuz. Sizinle nasıl tanıştığına dair bir hikaye uyduruyorsunuz. Dahası, fotoğrafını da seçiyorsunuz. Belirlediğiniz ‘pakete göre’ sevgiliniz sizinle iletişime geçiyor. En temel pakette sevgiliniz size ayda 100 mesaj, 10 sesli mesaj bir de elle yazılmış mektup yolluyor. Kimi zaman özlediğini söylüyor, kimi zaman kızgın olduğunu (trip de yapıyor yani). Bazen toplantıda oluyor sanal sevgiliniz (hem meşgul), bazen de yanınızda uyanmanın güzelliğinden bahsediyor (hem romantik). Hatta cüzdanınızı biraz daha açıp bir üst pakete geçerseniz (yüzük alıyorsunuz herhalde), sizinle Facebook’ta ‘nişanlı’ bile oluyormuş. Söylenildiğine göre tüm o mesajlar, arka tarafta sizin için ‘çalışan’ gerçek insanlar tarafından gönderiliyor. Yani aslında zeka kısmı yapay değil. Yapay olan sevgilinin kendisi. Ürkütücü değil mi? Böyle bir hizmetin ürkütücülüğü, varlığından ziyade kısa sürede ciddi ciddi kullanılmaya başlanmış olmasında yatıyor. Servisin iddiasına göre bu şekilde, sevgiliye sahip olmamanın sosyal baskılarından da kurtuluyormuşsunuz. Zira sanal ‘sevgilinizin’ gerçekliğini, attığı mesajlar ve fotoğraflar aracılığıyla arkadaşlarınıza kanıtlayabilirmişsiniz. “Hayatım o kadar da kötü değil, bakın bir sevgilim de var” diyorsunuz yani.

Yalnızları daha da yalnızlaştıracak bir servis. Ya da yalnızlara sıra dışı bir rahatlama sunacak bir servis. Her iki durumda da ‘insanın’ içi ürperiyor. Görünen o ki günümüz toplumunun o kemikleşmiş bireyselliği, sanallığı, herkesi olmasa da en azından birilerini bu düzeyde bir garipliğe dahi ittiriyor. Servis henüz Türkiye’de yok. Burada da aktif olmayı düşünüyorlarsa ben onlara başka bir fikir vereyim. Sanal sevgili yerine, sanal hükümet servisi kursunlar. Başbakanı, cumhurbaşkanını, bakanları ‘gerçekten’ biz seçelim. Nelerden hoşlandıklarını, eğitimlerini, karakterlerini de. Bizi o hükümet yönetiyor olsun. Ona dair haberler, mesajlar gelsin telefonumuza. Seçtiğimiz paket oranında bu sanal hükümetin sağladığı güzellikler de artsın. Paketin genişliğine göre bağımsız yargı, ifade özgürlüğü, adalet, çevreye duyarlılık, eşitlik, demokrasi yüceltilsin. Gerçekte istediği gibi bir sevgili bulamadığı için sanalıyla rahatlayan varsa, belki birileri de gerçekte istediği gibi bir hükümet bulamadığı için sanalıyla rahatlar. Sanal sevgiliyi bilmem ama sanal hükümet bu ülkede kesin tutar. Sizce?

*Alper Bahçekapılı’nın bu yazısı 1 Şubat 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır.

No comments

Leave a reply