ANARŞİK ARMONİ VE KAFA KARIŞIKLIĞI: !f ÖDÜLE LAYIK GÖRDÜ AMA…

2 Posted by - 22 February 2014 - O OLDU BU OLDU

13. !f İstanbul’da bu yıl ilk kez düzenlenen “Aşk ve Başka Bi’ Dünya” isimli yarışma (ve tanışma) bölümü kapsamında 7 ayrı film gösterildi. Yarışmaya katılan tek yerli yapım olan Koray Kaya’nın ilk yönetmenlik deneyimi “Anarşik Armoni” ödülün sahibi oldu ama…

Üzülerek şunu sormak durumundayız: Bu film o ödülü gerçekten hak ediyor mu? Diğer altı filmi izlemeden bunu söylemek zor belki. Ancak adını John Cage’in “Anarchic Harmony” teorisinden alan ve Stravinsky, Schoenberg gibi dahiler ile elektronik müzik öncülerinden İlhan Mimaroğlu’nun avangart müzik yaklaşımlarından besleneceğini ve hatta bunu toplumsal bir başkaldırı örneği (Gezi Direnişi) ile ilişkilendireceğini iddia eden bir belgeselin buna benzemeyeceğini söyleyebiliriz.

En kestirme yoldan ‘duymak isterseniz müzik hayatın her anında’ olarak özetleyebileceğimiz John Cage’in “Anarchic Harmony” teorisi, gürültünün, kalıplaşmış müzik matematiğine uzak ses dizimlerinin ve sessizliğin anlam kazandığı bir yaklaşım. Film bu teoriden yola çıkmış. Ancak nostaljik tramvayla bir tur attıktan sonra Tünel’de iniverilmiş. Atonal müzik de, Cage’in filme ismini veren teorisi de bu belgeselin yalnızca figüranları. Avangart müzik deneyimlerinden ve yöntemlerinden beslenerek Gezi Direnişi’ni farklı bir işitsel deneyimle aktaracağını sandığımız film, bahsettiğimiz ustalara yarım yamalak bir selam verdikten sonra müzik hakkında düzensiz ve özensiz bir bilgi yumağını, hepimizin defalarca seyrettiği direniş görüntüleriyle kolajlayarak kucağımıza bıraktı.

Adı anılan ustalardan ve onlara yakın duran müzisyenlerden çok, İstanbullu popüler müzik sanatçılarıyla yapılan röportajlar hakim filme. İlhan Mimaroğlu’ndan yola çıkıp ‘elektronik müzik’ sevdalısı gençlere mikrofon uzatmak, kusura bakmayın ama biraz komik. Şunu belirteyim, belgeselde yer alan yerli müzisyenlerin 10’da 7’si severek dinlediğim isimler. Hatta İlhan Mimaroğlu’ndan ve John Cage’den daha sık dinliyorum onları. Avangart müzik varken, popüler müzik de neymiş demiyorum. Sorun zaten kişisel beğeni meselesi değil. Filmde bir türlü bitmeyen kavram karmaşası asıl can sıkan.

Bu kavram karmaşası, folk müziği fakir bırakılmış toplumların fakir üretimi olarak tanımlayan İlhan Mimaroğlu sözlerini mottolarınızdan biri gibi sunup, yerel seslerden beslenen müzisyenleri filme dahil ettiğiniz noktada çıkıyor. Çok satanı popüler müzik olarak adlandırıp, özgünlük düzeyi zayıf, egemen normlar çerçevesinde müzik üreten isimlerin çağdaş müzik icracıları olduğunu iddia ettiğinizde kendini gösteriyor. Atonal müziği merkeze aldığınızı söylerken filminizin yarısını elektronik müziğin popüler örnekleriyle, armonik standartlar çerçevesinde üretilmiş bestelerle süslediğinizde gözardı edilemez hal alıyor.

Belgesel üç dakikadan fazla tutarlı kalamıyor. Tam olarak ne anlatıldığını söylemek neredeyse imkansız. Bu, filmin kopuk kurgusunun yanında yapılan röportajların hiçbir konuya tam olarak odaklanamayışından kaynaklanıyor. Ne müzik ve özgürlük bağlamında elle tutulur bir şey var, ne Gezi Direnişi, ne müzik teorileri. Filmin bir anında teknolojik gelişmeler sayesinde bilginin değil, sadece hızın arttığı dile getiriliyor. Aynen öyle. Belgesel işte o an içeriğiyle örtüşüyor. Müzik üzerine yarım saatlik Wikipedia taraması ve Youtube’dan direniş görüntüleri. Son teknoloji kayıt cihazları zaten elinizde. Hepsi bu.

Peki bu film nasıl ödül aldı o zaman diye sorabilirsiniz. Jüri kendi alanında ehil insanlardan oluşuyor. IndieBrazil Film Festivali’nin sanat yönetmeni Sandro Fiorin, Selanik Film Festivali ekibinden belgesel bölümü küratörü Tanos Stavrapulos ve şair/yazar Bejan Matur var kadroda. Aralarında müzikle içli dışlı bir jüri üyesinin olmayışı talihsizlik.

Kendini bu kadar iddialı bir biçimde ortaya atmasa ve absürt bir biçimde ödül almasaydı keşke. Vasat bir belgesel olarak aklımızda kalır ve handikaplarını fark edecek dostlarımıza ‘sen yine de bir izle’ derdik muhtemelen. Sırf Arto Tunçboyacıyan’ın keyifli sohbeti, Aydın Esen’in uçuk halleri, Alper Maral, Şevket Akıncı ve Mimar Sinan Üniversitesi öğrencilerine John Cage’i anlatan Semih Fırıncıoğlu’nun hatırına.

Berk Sayan

**

Filmin fragmanı:

Watch My Soundtrack Anarchic Harmony Trailer from 47vision on Vimeo.

**

Bir türlü sadede gelemeyen film sırf başladığı noktaya dönebilmek için İlhan Mimaroğlu’nun caz trompetçisi Freddie Hubbard ile ortak albümü “Sing Me a Song of Songmy”den aşağıdaki kesit ile final yapıyor.

**

Anarşik Armoni üzerine bilgi edinmek isterseniz Halil Turhanlı’nın aynı ismi taşıyan kitabı yardımcı olabilir.

5 Comments

  • Burak Baysun 23 February 2014 - 10:49 Reply

    Ne kadar iyi niyetli bir eleştiri. Herşeyden önce jürinin filmi izlemediğini düşünüyorum. İzledilerse ve gerçekten ödüle layık gördülerse hayata dair çok daha pesimist bir noktaya savrulacağım. Cehaletin ve cahil cesaretinin sonunun olmadığını haykıracağım var gücümle. Hayattan el etek çeksinler yapanlar ve ödüle layık görenler. Ve dahi hayat ve politika mevzusunda o pek ”değerli” görüşlerini paylaşan zavallı müzisyenler, çalgıcılar…ne derin bir cehaletin, zavallılığın içindeler! Sinematografiyi geçtim, tutarlı olarak görülebilecek, sinemada herhangi bir estetik norma ya da norm reddiyesine tekabül edebilecek bir tek kurgu kırıntısı yok. Sinema’nın s’si değil ğ’si de yok. Sinema adına hiç ama hiç ama hiç birşey yok. Kafa karışıklığını kusmuş, ukala bir züppenin elinden çıkmış bu film bir rezalet timsali. Benim zihnimde Facebook filmiyle if’e katılmış bir hipsterden başka bir şeyi imlemiyor bu paçavra. Hayatımda izlediğim en rezil şey. Sıçmış ve sıvadıkça sıvamışlar. Ve bu memlekette sanatın hal-i pür melalini en iyi özetleyen hadise sanırım bu filmin ödül alması. Utanç verici!

    • arzu 24 February 2014 - 20:01 Reply

      Film ile ilgili yorumunuzu malesef taraflı buluyorum ..Filmi seyretmiş biri olarak yaptıgınız eleştiri cok sert ..Filmin uzunluğu konusunu eleştiri yaparsanız katılabilirim size.Ayrıca tanımadıgınız biri hakkında yaptıgınız ” züppe “eleştirisini fazlaca “Erdoğan’ca” buluyorum ( son dönemlerin tabiri olarak ) …umarım daha fazla iktidar sahiplerine benzemeyiz.Tüm genç arkadaşların yolu açık olsun 🙂 Yönetmenin eline sağlık …

  • Şükrü Okan 24 February 2014 - 12:02 Reply

    Detaylı güzel bir eleştri yazısı, umalım yönetmen bu satırları okuyordur.

  • wroomandboom 26 February 2014 - 16:42 Reply

    Çok haklı eleştiriler bunlar. Mimaroğlu’ndan herkesi
    kucaklayan perküsyonculara giden yol nereden geçiyor?
    Gezi olaya nerede, hangi alakayla dahil oluyor?

    Türkiye’de her şeyin ’emek vermiş ne olursa olsun’la
    geçiştirilmediğini görmek güzel.

  • Koray Kaya 24 March 2014 - 12:40 Reply

    Okudum.

  • Leave a reply