Antrepo antrepo dolaştım seni aziz İstanbul!

0 Posted by - 02 October 2011 - O OLDU BU OLDU

IMG_3537
Hafta içi sabahtan vurdum kendimi Bienal’e, istikamet Tophane’deki antrepolar…

* Bienal’e giden yol nargilecilerle döşeli. Atasözü gibi oldu ama doğru. Nusretiye Camii ve külliyesi muhtemelen hepsi kaçak olan yapılarla işgal altnda olduğundan çaresiz geçmek durumunda kaldım o keşmekeşin içinden.
Ya arabaların arasından gideceğim Bienal’e, ya da nargile, sigara ve küflü kilim kokuları arasından. Sanat fedakarlık istiyor. Aklınızda bulunsun.

* Eski bienallere göre daha az oyuncaklı daha az görkemli Bienal. Ama durun, hemen “Yaaa” demeyin. Çok enteresan işler var. Pasaport isimli bölümü çok etkileyici buldum.
* Dünyadaki sınırların anlamsızlığı üzerine çalışmalar sergileniyor Pasaport başlığı altında. Neticede toprak, hava, su. Ama işte insanlar etrafını çitle çevirip kapıya da adam dikince “burası benim aga” oluyor. Mülkiyet devreye girince sınırlar geliyor ve sonrası da savaş.

* Dünyadaki ülkelerin haritadan kesip çıkarılmış, alfabetik olarak yan yana dizilmiş halini çok beğendim (Kirsten Pieroth’un eseri).
Parça parça ne kadar anlamsız duruyor dünya böyle bakınca. Dünya bile değil, yan yana şekilsiz toprak parçaları. Hiçbir ülkenin tek başına bir şeye benzediği yok.

* Garip garip şekiller aslında ülkeler. Ve siz ne kadar tek başınıza var olacağınızı düşünseniz, “Binlerce, on binlerce yıl, sonsuza dek var olacağız, bölünmez bütünlüğümüzle” falan deseniz de bu harita öyle olmadığını vurguluyor.
Tek başına değil, birlikte…

Sınırları bir de bize sor ey Bienal!

Bizim çocukluğumuz televizyonda aklına esince ülkesinden kalkıp çat diye başka ülkelere uçan dizi ve film kahramanlarını izleyip bunların sadece filmlerde olduğunu düşünerek geçti.
Yabancı bir ülkeye gitmek demek, peeehh… Çok para lazım, tapu lazım, mal mülk lazım, sağlam banka hesabı lazım, fotokopileri çektireceksin yığınla belgeyi toplayacaksın, kapılarda kuyruklarda bekleyeceksin, suçlu muamelesine alışacaksın…
Acaba verecekler mi vermeyecekler mi, karın ağrıları çekeceksin, dualar edeceksin…
Verirlerse bayram. Vermezlerse yas. Verseler de bitmedi. Ya sınırda bir terslik olursa…
Hâlâ bugün bile iş güç sahibi, toplumda yer edinmiş adamlar, kadınlar, gençler, herkes, hepimiz, yurtdışına çıkınca pasaport kuyruğunda o uğursuz, sevimsiz tedirginliği yaşamıyor muyuz?
Hâlâ espriler, şakalar yapılmıyor mu bu kuyruklarda içten içe kıllanılarak?
Hala “Benim cüzdanımdaki paraya baktı”, “Bana bilmem ne sormadı” diye ilkokul sınavı bulantısı geçirmiyor muyuz? Geçer geçmez derin bir “oh” çekmiyor muyuz?
O yüzden Bienal’in Pasaport bölümünü beğendim ben. Çünkü biz Türkler olarak sınırların ne anlama geldiğini iyi biliriz. Hayatımız Bienal bizim.

No comments

Leave a reply