Bir David Bowie yazısı: “Bowie’nin kaçınılmaz sonu”

0 Posted by - 09 January 2013 - O OLDU BU OLDU


“Heathen” çıktığında 2002’de Radikal’de yazdığım bir yazı. Arşiv iyidir. Yeni albümü beklerken okuyabilirsiniz…

Yeni albümü Heathen, David Bowie’nin zaman zaman sözünü ettiği dünyanın sonu temasına noktayı koyuyor. 55 yaşına gelen müziğin ‘dâhi yaratığı’ bu defa bizzat kendi sonunu anlatıyor…

15/06/2002

“It’s the beginning of an end / and nothing has changed. / Everything has changed.”
David Bowie’nin son albümü Heathen, bu çarpıcı sözleri içeren Sunday ile başlıyor. 11 Eylül travmasının getirdiği paranoya mıdır, yoksa altıncı his midir bilinmez ama son dönemde Amerika’da yayımlanan pek çok şarkı, sözleri itibarıyla bir mahşer/kıyamet edebiyatına kurban gidiyor. Söylenen her şeyin altında 11 Eylül’ün izleri aranıyor. Bowie’nin kendi firması ISO’dan yayımladığı ilk albüm Heathen da bu anlamda 11 Eylül’ün azizliğine uğramış gibi. Ancak böyle düşünenler yanılıyor. Çünkü Bowie her şeyin sonunun yaklaştığını ilk kez söylemiyor. Üstelik bu defa söz ettiği New York’un ya da dünyanın değil, kendisinin sonu. 55 yaşındaki
Bowie için yeni bir albüm yapmanın anlamı eskisine göre farklı. Bowie “Artık 20 yaşındaki rock’çılarla başa çıkamayacağımı biliyorum,” diyor. “Onlar gibi sahnede koşturup duramam, artık albümlerim daha az çalınacak, giderek televizyonlarda daha az görüneceğim…”
Zaman daralıyor
Bowie hep kimyasal, buğulu, dumanlı bir perdenin ardından, herkesi kışkırtan ama hayal edilemeyecek kadar uzaklarda, yıldızların üzerinde dolaşan bir fantezi kahramanı oldu. Geçirdiği kazada rengi değişen sol gözbebeğiyle bize iki ayrı renkte bakarken kimileri için tedaviye muhtaç bir hasta, kimilerine göreyse yirminci
yüzyılın en büyük rock yıldızıydı. David Bowie olmaktan sıkıldığındaysa Ziggy Stardust
çıktı sahneye. Kendine, kendinden bir tane daha yaratacak kadar yabancılaşabilen kaç kişi var ki bu alemlerde? Şimdi ise daha sakin, daha çok düşünen, zamanını ve geleceğini daha iyi planlamak zorunda olan ve kendi deyimiyle her şeyi denemeye artık pek vakti olmayan biri.
90’lardaki elektronik müzik çizgisine biraz uzak düşen bir albümle, Heathen ile geçmişe dönüyormuş izlenimi bırakıyor Bowie. 70’lerin rock ruhunu taşıyan, elektronik öğelerin müziğin tamamını ele geçirecek kadar baskın kullanılmadığı, yani en sadık hayranlarının onu görmek isteyebileceği bir yerde Heathen. Albümün prodüktörü, Bowie’nin efsanevi Berlin üçlemesi Low (’77), Heroes (’77) ve Lodger’ın (’79) ve 1980 yılında yaptığı Scary Monsters’ın da prodüktörlüğünü yapan Tony Visconti. Kendisi aynı zamanda Bowie’nin kariyerinde 1969’daki ilk büyük çıkış olan Space Oddity’nin de prodüktörü olarak Brian Eno’yla birlikte özel bir yere sahip. Onu en iyi tanıyan bir-iki insandan biri. Bowie bu kadar iyi anlaşmalarından başlarda rahatsızlık duyduğunu çünkü eskiye öykünen bir nostalji albümü yapmayı hiçbir zaman düşünmediğini söylüyor. Bu durumun ustalıkla aşıldığı, albümde ortaya çıkıyor zaten.

İki soru ve Heathen
Albüme katkıda bulunan isimler arasında farklı kuşaklardan müzisyenler var. Foo Fighters’dan (ve tabii Nirvana’dan davulcu olarak hatırladığınız) Dave Grohl, bir Neil Young parçası olan I’ve Been Waiting for You’da, Bowie’nin daha önce de birlikte çalıştığı Pete Townshend Slow Burn’de gitar çalıyor. Legendery Stardust Cowboy adıyla tarihe geçen (Ziggy’nin soyadı da buradan geliyor aslında), 70’lerden bir isim Norman Carl Odam’ın kız arkadaşını düşünen astronotu
anlatan bestesi Gemini Spacecraft, albümün belki de en klasik Bowie sound’lu şarkısı. Bowie’nin 80’lerin tek doğru dürüst alternatif grubu olarak adlandırdığı Pixies’den Cactus’ı da sayarsak albümdeki üç parça dışında baştan sona David Bowie besteleriyle karşı karşıyayız.
Albümün açılış parçası Sunday, Afraid ve I Would Be Your Slave tedirginlik ve güvensizlik duygusu üzerine kurulmuş parçalar. 5:15 The Angels Have Gone, Everyone
Says Hi ve Heathen albümün gerçekten de en çarpıcı parçaları. Bowie albümdeki 12 şarkının tamamında bir terk etme, sona erme, tecrit olma hissinin ağır bastığını söylüyor.
Bu terk ettiği şeyin ne olduğunu ise şöyle anlatıyor: “55 yaşına gelen biri için hayattaki sorular bire, ikiye düşmüştür. Ne kadar zamanım kaldı? Bu zamanda ne yapabilirim?” David Bowie çoğu zaman yaptığı gibi sıkı bir tedirginlik duygusu eşliğinde ama son derece ölçülü ve sakin, sonun yaklaştığını, artık bunun bilincinde olarak yaşadığını söylüyor. Albümde de hissettiriyor. Ama bu defa kendi sonunun…

Mehmet Tez , 15/06/2002, Radikal

1 Comment

  • ahmet 10 January 2013 - 20:34 Reply

    çok teşekkür

  • Leave a reply