Bir dijital çağ sorunu: Biz ölünce sosyal medya hesaplarımıza ne olacak?

0 Posted by - 30 April 2019 - O OLDU BU OLDU

“Aman bana ne, öldükten sonra ne olursa olsun” diyebilirsiniz ama bir daha düşünün. Bu bence sığ bir düşünce. Bir defa, öldüğünüzde mahremiyetiniz sona eriyor. Yasalara göre durum bu. Ben bu bariz gibi görünen detayı yeni fark ettim. Ve biraz üzüldüm açıkçası. Yani özel hayat özel hayattır. Özel olmasa, paylaşılmasında bir problem olmasa sağken paylaşırdınız herkesle değil mi? Ölünce ne değişiyor?

Evet, elbette “bazı” şeyler değişiyor. Ölmek insan hayatında önemli bir değişiklik kabul ediyorum ama yasaların ölülerin mahremiyetini çalması ve nasılsa öldü diye bütün mahremiyeti yakınlarına devretmesi hiç hoş değil.

Bu konuda, yani mahremiyete sahip çıkma konusunda güvenilir yer, ilginçtir, aslında hiç de güvenilir olmayan sosyal medya. Facebook, Twitter, Instagram ve diğerleri.

Ansızın ölürseniz, hesabınızı koruyorlar. Hiç hesapta yokken bir araba sizi ezer, ayağınız takılıp kafanızı kaldırımın köşesine çarpar, yediğiniz tavuktan zehirlenir, boğulur, yanar, donarsanız, ya da yolda yürürken birine ters bakıp bıçaklanırsanız, veya en basitinden kocanızın ya da size kafayı takmış bir erkeğin canını sıkarsanız, velhasıl aniden ölürseniz, gizliliğinize mahremiyetinize saygı gösteriyorlar. Az şey mi? Çoğumuzun hayat boyu görmediği türden bir saygı.

Hesaplarınızın, bütün yazışmalarınızın, özel fotoğraflarınızın, hesabınızdaki herhangi bir verinin ya da browser geçmişinizin anahtarını yakınlarınıza vermiyorlar.
Bana sorarsanız çok da iyi yapıyorlar çünkü bunların yakınlarımızın kullanmasında bir sorun olmasaydı biz sağken kullandırırdık. Anahtarı onlara verirdik. Neden hepimizin bir kullanıcı adı ve şifresi var. Hesaplar özel de o yüzden. Mahremiyet yani.

Mirasınız yakınlarınıza kalabiliyor. Ama hesaplarınız değil. Bir yakınınız ya da uzak akrabanızdan ev, arsa kalabiliyor. Ama etkileşimi sağlam Facebook hesabı, bol takipçili Twitter hesabı ya da elit takipçili butik Instagram hesabı devralamıyorsunuz. Hesap sahibi size ölmeden şifrelerini verip son nefesinde “evladım ne yap yap video koy videosuz paylaşımlarda trafik zor” falan demiyorsa tabii. Yaşadığınız ülkenin miras yasaları ne olursa olsun bu hesapları açarken “kabul ediyorum” kutusunu tıklayıp “enter”a bastığınızda bu gerçeği de kabul etmiş oluyorsunuz.

Peki acaba yakınlar sosyal medya şirketlerinden ölen yakınlarının hesap bilgilerini talep edince ne yanıt alıyorlar? Şuna benzer bir şey: “Çok isterdik ama merhumun özel bilgilerini koruma hakkı dolayısıyla bu bilgileri sizinle paylaşamıyoruz.”
Yani merhum da olsanız mahremiyetiniz koruma altında.

Buraya kadar her şey güzel de, şu soru insanın aklını kurcalıyor. Bayram değil seyran değil bu Facebook neden bizim mahremiyetimizi koruyor? Bizi çok sevdiği için mi? Hayır. Facebook’un (ve diğerlerinin de) iş modeli temel olarak bizden mümkün olduğu kadar kişisel bilgi toplayıp bu ham bilgiyi analiz ederek bize bir şeyler satılmasını sağlamak üzerine kurulu. Son dönem, Amerikan başkanlık seçimleri sayesinde hadisenin sadece mal/ürün satmak da değil, aynı zamanda bizi belli amaçlar doğrultusunda bir şeylere ikna etmek, siyasi fikirlerimizi oluşturmak ve yönetmek olduğunu da gördük. Herhangi bir amaç için kamuoyu oluşturmak diyelim.

Velhasıl ölünce bir işe yaramıyoruz diye üzülmemize (eğer buna üzülünüyorsa) gerek yok. Facebook ve diğerleri için değerli olmaya devam ediyoruz. Kişisel bilgilerimiz yeni algoritmalar oluşturmak için kullanılabilir. Oxford Internet Enstitüsü Facebook’ta 2 milyar ölü hesap olduğunu hesaplamış. Ölü derken yani hesap ölü değil, sahipleri sizlere ömür. Hesaplar data olarak hard disklerde duruyor. Hiç de az bir rakam değil. Ölüler pek yakında sağları geçer.

Konuyu dağıttım, toparlayayım. Tam da zamanın ruhuna dair bir mesele olan dijital çağda ölmek meselesi, geçenlerde yayınlanan bir kitapta ele alındı. Bana da bu yazının ilham kaynağı olan bu kitabı imkanı olanlar belki okumak ister.

“All the Ghosts in the Machine: Illusions of Immortality in the Digital Age” – Elaine Kasket.

Hepimize sıhhatli ve uzun ömürler diliyorum. Kalın sağlıcakla…

Mehmet Tez, Milliyet

No comments

Leave a reply