Bir uzaylının Rio de Janeiro izlenimleri

0 Posted by - 16 December 2012 - O OLDU BU OLDU

Rio de Janeiro’da sosyalleşmenin yolu samba, futbol ve plajdan geçiyor. Bu üçünden birine yakın değilseniz işiniz zor. Sahile gittim, gezdim, amele yanığı oldum, samba yapmayı denedim, yenildim ama ezilmedim. Futbol mu? O toplara hiç girmedim…

*Biz canlı müzik dinlemeye muhtelif barlara kulüplere gidiyoruz ya, Rio de Janeiro’da da aynısı var. Ama müzik samba ve insanlar sahneye bakıp oldukları yerde tek başlarına sallanıp müzik dinlemiyor, birbirleriyle dans ediyorlar. Biriyle tanışmanın en iyi yolu onu dansa kaldırmak. Bizde düğünlerde bile zor olur ve artık sanırım nesli tükenmiş, demode bir alışkanlık bu ama Rio’da değil. Birini dansa davet etmek “cool” bir şey. Birlikte bir-iki şarkı dans ediyor, sohbet ediyor, sonra “Teşekkürler” deyip kendi masalarınıza dönüyorsunuz.Ya da dönmüyorsunuz. Yani Rio’da
samba bilmeyene hayat zor.

* Samba yapmaya uğraştım, mekandaki Brezilyalılar bir-iki figür gösterdi, beceremedim,
titrek titrek bir şeyler yaptım. Yenildim ama ezilmedim.
* Oralara gidip bu ortamları merak edenlere iki öneri: Lapa’da Carioca de Gema ve Sacrilegio. Yan yana zaten bu mekanlar ve her ikisi de biraz Hayal Kahvesi, biraz Babylon gibi. Müzisyenlerle muhabbet ederseniz sizi hiç turistik olmayan caz barlarının yerini de söylerler. Eğer anlaşabilirseniz tabii. Kimse İngilizce bilmiyor da…

* Tanıştığım bir Rio’lu gökyüzünü gösterdi, “Bugün yağmur var. Arjantin’den soğuk cephe geliyormuş, zaten orada iyi bir şey geldiğini görmedim bugüne kadar” dedi. “Bize de hep Balkanlardan gelir o dediğiniz” dedim. Memleketler, kıtlalar, yarıküreler farklı ama bazı şeyler aynı.

* Brezilya, Güney Amerika’da İspanyolca konuşulmayan tek ülke. Burada Portekizce konuşuluyor. O kadar zor ki. Sanki birisi İtalyanca ve İspanyolca’yı almış, içine Katalanca eklemiş ve bu üç dili konuşanlar hiçbir şey anlamasın diye her şeyi deforme edip bozmuş gibi bir dil. Ben İtalyanca bilen, İspanyolca anlaşabilen biriyim. Anlaşabildim mi? Sıfır. Ve not: Turistik yerlerde dahi kimse İngilizce bilmiyor.

* Lapa bölgesine bayıldım. Bir-iki paralel cadde ve sağlı sollu barlar ile restoranların bulunduğu bu bohem mahalle, biraz bizdeki Tünel, Galata, Asmalımescit’in gelişimine benzer bir evreden geçiyor. 18’inci yüzyılda inşa edilmiş pazar binalarında şimdi kadehler tokuşuyor, danslar ediliyor, müzik sokağa dağılıyor. Masa, sandalye de serbest.

* Her yan polis. Güvenlik sıkı. Bizim polislerin en son model copları var ya hani, plajlarda onların iki katı uzunlukta coplarla dolaşan polisler var.

* Doğma büyüme Rio’lu olanlara “carioca” deniyor. Ve carioca’lar kendilerini pek bir beğeniyor, pek cool ve hipster buluyor. Ben açıkçası bu kavramı ve sosyal boyutunu memleketteki “beyaz Türk” kavramına benzettim biraz.

* Rio demek sahil demek, plaj demek. Şehirde yürürken yaya geçidinden geçen mayolu, sörflü bir adam standart görüntü. Ya da plazadaki işinden az önce çıkmış bir carioca’yı takımı ve önü tamamen açık gömleğiyle rüzgara karşı yürürken görmek mümkün. En ünlü sahil Copacabana. Copacabana’nın en gözde ve şık yeri Leblon. Sonra İpanema ve Leme. İnsanlar sahile denize girmeye değil sosyalleşmeye gidiyor. Burada birileriyle tanışmanın, sosyal çevre edinmenin iki yolu var zaten. Samba ve plaj. Ha bir de futbol tabii. O ayrı bir sosyalleşme. Ben o toplara hiç girmedim.

* İpanema’da cankurtaran kuleleri numaralı ve her bir kule belli sosyal kesimin buluşma yeri haline gelmiş zamanla. 8 numarada gay’ler, 9 numarada sanatçılar, oyuncular, kültür camiası, 10 numarada broker’lar buluşuyor mesela. Birileriyle tanışıp çevrenizi geliştirmek istiyorsanız mayoyu, tangayı giyip plaja gitmeniz lazım.

* Çıplaklık Rio için bir yaşam tarzı. Kimse kimseden utanmıyor, kimse kimseye bakmıyor, kimse kimsenin çıplaklığından rahatsız olmuyor. Bizim tersimiz yani.

* İstanbul, Rio’da çok moda. “Ben İstanbul’dan geldim” deyince “Vaaay” falan diyorlar çünkü şu anda Brezilya’nın en fazla izlenen soap opera’larından “Salve Jorge” Türkiye’de geçiyor.

* Flamengo semti bizim Nişantaşı’yla Bağdat Caddesi arası bir yer. Yüzyıl başında buraya akan parayla inşa edilmiş şahane apartmanlar, yine şahane Flamengo plajının arka sırasında Avrupai bir ortam yaratıyor.
Ve tabii şehrin ensesindeki tepelerde favelalar var; o paradan payını alamayanların yerleşimleri. Düzlüklerde zenginler, tepelerde favelalar. Rio’nun coğrafyası böyle…

* 2014’te Dünya Kupası’na, 2016’da Olimpiyatlar’a ev sahibi olacak Rio de Janeiro.
Bu yüzden şehir şantiye yeri gibi. Trafik yoğun ama bir
Köprü gibi değil yine de…

* Rio’daki Aziz Sebastian Metropolitan Katedrali, katedrale değil piramite benziyor. 1964’te yapımı başladığında çok tartışılmış, din adamları karşı çıkmış. Şimdi turistik rotada şehrin mimari değerlerinden biri. Buradan alınacak bir ders olabilir (bkz. Çamlıca’ya cami). Bir de not: Dindarlar, “Burası katedrale benzemiyor” diye gitmiyormuş pek ibadete.

* Hem dindarlar, hem de her şeyi yapıyorlar. Barda İsa heykeli var. Bizde bir barda duvarda bir Kuran-ı Kerim asılı olsa orası yakılır Allah muhafaza…

* Batofogo orta halli, Flamengo ve Urca lüks, Copacabana turistik, Ipanema ve Leblon ünlülerin oturduğu hip semtler. Niteroi bizim Kadıköy gibi “karşı”da. Vapurla gidiliyor. Pek nezih, hafiften Caddebostan sahil gibi.

* Fakir fukara çok. Sigara, para dilenen bol. Bir de her yerde uyuyan insan var… “Şu bina ne güzelmiş” diyorsunuz; hop, altında biri uyuyor. “Katedralin saat kulesi ne acayipmiş” diye bakınıyordum, bacağı alçıda köpekli bir kız uyuyordu altında! Uyuyan uyuyana.

* Her yerde bir ekran var ve bir futbol maçı açık. Cruzeiro-Vasco maçı vardı akşam gittiğimiz restoranın ekranında. Cruzeiro üçledi. Maç maçtır.

* Rio’da güvercin var ama karga yok. Onun yerine akbaba var. Adı Urubu. Uğursuz sevilmeyen bir kuşmuş. Leş yiyor, çöplüklerde takılıyor, bazen de Corcovado’daki meşhur İsa heykelinin etrafında süzülüyorlar.

* Rio’da martı da yok, Gaivota var. İngilizce’de Fregate Bird denen kocaman kanatlı deniz kuşları. Copacabana’da kartal gibi süzülüp denize mermi gibi sortiler yapıyorlar.

* Asıl güzeli Brezilya’da vize de yok. Yani Brezilya’ya vize yok. Bir-iki yer göreceğiz diye banka hesaplarımızı, ecdadımızın ev tapusunu falan göstermemize gerek kalmıyor. Bilet parası biriktirip gitmek, görmek lazım. Turistik yerlerden uzak durursanız hesaplı bir tatil yapabilirsiniz Rio’da.

4 Comments

  • Burak Iscen 16 December 2012 - 23:31 Reply

    Hayalimi gerçekleştirdin……Çok Kıskandım…
    Bu arada o Piramit Katedral’e dindarların gitmemesinin nedenlerinden biri de bildiğim kadarıyla, mimarının en baba ateistlerden daha geçen hafta yitirdiğimiz Oscar Niemeyer olmasıdır…..

  • haldun genç 25 December 2012 - 10:57 Reply

    Benim için de Güney Amerikada bir Caetano Veloso konserine gidip izlenimlerini anlatır mısın?

    • Mehmet Tez 25 December 2012 - 13:17 Reply

      Gönül ister tabii.

  • ceren 28 January 2013 - 00:02 Reply

    rio oncesi super bilgi oldu.. baska oneri, tavsiye var midir?

  • Leave a reply