Bu yazı ebeveynlere: Çocukla (canavarla) müze gezmek

0 Posted by - 08 May 2019 - O OLDU BU OLDU

Çocuğunuzla müzeye gittiniz mi hiç? Enteresan (!) bir deneyim. Bazen aksiyon, bazen macera filmi tadında. Çoğu zaman da korku. İnsan iki buçuk yaşındaki çocuğuyla müzeye değil oyun parkına gitmeli aslında. Ne siz gezip gördüklerinizden bir şey anlıyorsunuz, ne çocuğunuz. Devamlı bir mücadele hali. Şimdi acıktı nerde yiyeceğiz, çişi geldi tuvalet nerede (hep alt katta ya da üst kattadır). –Esiyor, şapkasını çıkar çantadan. –Sen koydun mu? -Yo sen koydun sandım ben.

Leyla yerleri elleme pis, Leyla kordonun diğer tarafına geçmesen keşke. Leyla koşma düşece… (düştü). Leyla bağırma bak burada bağırmıyoruz (o sırada bütün diğer çocuklar bağırmakta). Leylacım arabada otururken ayaklarını tekerleklerin üzerine koyarsan araba ilerlemiyor. Leylacım kalabalık yerlerde başkalarının bacaklarını tekmelemek de nereden çıktı?

Bu kadar da değil. Su içerken üzerine döktü yedek tişört almış mıydık? Ağlamaya başladı galiba aç. Hayır hayır uykusu geldi (c- her ikisi yani kusursuz fırtına).

Derken Leyla uyudu. Üzerine bir şeyler örttük. O uyurken biz de nerede olduğumuzu fark ettik. Londra’nın göbeğinde Trafalgar Meydanı’na bakan büyük bina National Gallery. Burada 15. yüzyıldan itibaren resim sanatının en güzel örneklerini bulabiliyorsunuz. Giriş ücretsiz. Sadece bazı güncel sergilerden ücret alınıyor. Galeriler arasında kaybolmak o kadar zevkli ki. Sessizce (ve uyanacak diye tedirgince) dolaşıyoruz. -Bak Ingres de varmış. -Evet evet şu tarafta Caravaggio’lar var. -Tamam yavaş konuş. –Bak, Van Gogh…

Afternoon at the Beach in Valencia
Joaquín Sorolla
1904

Galerinin alt katında şu anda Sorolla sergisi var. Büyüleyici. Özellikle çocuğunuz uyurken. Joaquin Sorolla y Bastilda’ya ışığın efendisi demişler. O kadar haklı bir tanım ki. Balıkçıların eski bir yelkeni onardığı resmin (“Cosiendo La Vela”, 1896) karşısında kendimden geçtim. Valencia güneşinin (Sorolla’nın memleketi) yelkenle buluştuğunda oluşturduğu kıvrımları öyle bir resmetmiş ki sanki yelken değil ışık şelalesi üzerinize doğru akmakta. Aynı ışık şelelasini 1902 tarihli Female Nude adlı resminde de görebilirsiniz. Balıkçıların kumsala yanaşan tekneyi ineklerle çekerek sahile aldığı “Return from Fishing” serisindeki yelken detayları, sulardaki ışık. Sahilde koşan ve denize giren çocukların ıslak vücudundaki ışık detayları müthiş. Sadece bir fırça ustası değil Sorolla. Aynı zamanda gözlemci. Sahilde elindeki sepette sabah tutulmuş balıklarla dolaşan aynı yaştaki balıkçı çocuğun denize giren yaşıtlarına bakışını da kaçırmıyor. Işık, deniz, kumsal, balıkçılar ve Valencia’nın renkleri arasında kaybolduk.

National Gallery çocuk dostu bir yer. Her yerde bebek arabaları (ve engelliler için) asansörler, özel giriş kapıları var. İkinci katta İngiliz ressamlarının bulunduğu büyük salonun tam ortasına sadece çocuklara ayrılmış kocaman bir alan var. Burada kağıt ve kalemlerle etraflarında gördüklerini resmetmeye çalışıyor çocuklar.

Leyla uyandı. Bir iki tane de olsa güzel resim, figür, renk görüp, güzel ve anlamlı bir sanat eserini hafızasına atabildi mi? Belki. Belki de sıkıldı. Kafam bu konuda hayli karışık. Bir sürü insanın hayatını karatmış da olabiliriz o gün çocuklular olarak. Acaba insanlığa verdiğimiz bu rahatsızlığa değdi mi? Asla tam olarak yanıtlanamayacak sorular. Leyla büyümeden bilemeyeceğiz.

Bu arada ilk paragraftaki görüşümü güncelliyorum. Çocuklarla parka gitmek iyi güzel ama müzeye gitmek de güzel. Özellikle çocuk dostu müzelere. Onurlu (!) mücadeleye devam.

Mehmet Tez, Milliyet

(Görsel: Leyla ve Mehmet Tez National Portrait Gallery’de)

‘Running along the Beach, Valencia’, 1908

 

Young Fisherman, Valencia, 1894

“Cosiendo La Vela”, 1896

(Resimleri de paylaşmak istedim çünkü çok güzeller… MT)

No comments

Leave a reply