En gerçekçi Ay belgeseli: “8 Days To The Moon and Back”

0 Posted by - 06 July 2019 - O OLDU BU OLDU

Mars ya da Ay’a gitmeye meraklı ne kadar çok insan var farkında mısınız? “Çok merak ediyorum, kesin giderim, inanılmaz bir his olmalı” vesaire. İnanılmaz olduğu kesin…

Ben bu gruptan hiç olmadım. Güzelim dünya varken kupkuru bomboş Ay’da ne işim var diyen sığ çoğunluktanım. Ama bu sığlığım bir sürü insanın Mars’a gitmek, Ay’a gitmek, en azından uzaya çıkmak için can attığını –büyük bir şaşkınlıkla- görmeme engel değil. Gelecekte popüler olacağı öngörülen uzay turizmine yatırım yapan firmaları da hesaba katınca insanların “hayatlarını değiştirecek uzay deneyimi” yaşama ihtiyacını küçümsememek gerektiğini anlıyorum.

Geçen hafta bu tip bir yolculuk neye benziyor ilk elden izleme fırsatı buldum. BBC’nin yapımcılığında hazırlanan “8 Days To The Moon and Back” adlı belgesel, Ay’a 1969 yılında Apollo 11 tarafından yapılan ilk seyahati gün gün aktarmaya çalışıyor. Bunu yaparken daha önce hiç yapılmayan bir şey yapıyor. Astronotların orijinal ses kayıtlarını kullanıyor. Sekiz gün süren bu inanılmaz yolculuk sırasında Neil Armstrong, Edwin “Buzz” Aldrin ve Michael Collins’in bütün konuşmaları kaydedilmiş. Bu kayıtların -ve görüntülerin- çok azı yayınlanmış. Bu filmde bu kayıtları ilk kez duyuyoruz. Orijinal görüntülerin de yer yer kullanımıyla filmde gerçeğine çok yakın bir deneyim canlandırılmaya çalışılmış. Başından sonuna olan biteni, astronotların duygularını onlarla birlikte kapsülün içinde takip etmeye çalışıyoruz.

Londra’daki Bilim Müzesi (Science Museum) Eylül’e kadar devam edecek bir “Uzay Yazı” festivaline sahne oluyor. Bu festival, Ay’a gidip gelen Apollo 10 ve Soyuz uzay kapsüllerinin de sergilendiği bir sergi ve pek çok etkinliği kapsıyor. Bunlardan biri de filmin ilk gösterimi ve ardından yapılan bir soru-cevaptı. Buraya filmin yönetmeni, senaristi yanısıra Ay’dan gelen örnekleri inceleyen bir bilim adamı ve uzaya insan gönderen yani astronot yetiştiren bir bilim adamı katıldı.

Şu bilgileir not ettim: Ay’dan gelen örneklerde su varmış. Ancak bu gerçek daha önce ortaya çıkmamış. Teknoloji ve bilim geliştikçe analiz teknikleri de geliştiğinden bu gerçek yakın zamanda ortaya çıkmış. Ay’da kurulacak bir üste görevlendirilecek astronotların Ay’daki suyu kullanması mümkün olabilirmiş. Ay’da bir üs kurulması, Mars öncesi önemliymiş. NASA’nın Ay programını yeniden başlatması ve 2024’te Ay’a yeniden insan göndereceğini açıklaması uzay programlarının geleceği hakkında bize bir şeyler söylüyor. Önümüzdeki 10 yılda Ay’a seyahat gelişmiş ülkelerin gündeminde olacak gibi duruyor.

Benim merak ettiğim, filmde verilen başka bir bilgi oldu. Filmin sonunda Apollo 11 astronotlarının kendi talepleri doğrultusunda bir daha uzaya çıkmadığı bilgisi ekrana yansıdı. Açıkçası bunu biliyordum ama filmin sonuna konmasını ilginç buldum. Bir şey mi anlatılmak isteniyordu? Astronotlar filmde de yansıtılan “bu hayat değiştiren” deneyimi bir daha neden yaşamak istememişlerdi?

Nedenini sormak istedim, süre dolduğundan bunu yapamadım. Ama -galiba- kozmik güçler harekete geçti ve çıkışta uğradığımız pub’da film ekibini ve oyuncuları karşımızda bulduk. Astronotların sekiz günlük yolculuk boyunca kaydedilen bütün konuşmalarını dinleyen ve bunlara arasından seçtikleriyle filmin senaryosunu yazan senarist Philip Ralph’a yanaşıp kendimi tanıttım ve sordum:
“Neden bu bilgiyi filmin sonuna koyma gereği duydunuz?”
“Çünkü bu gerçek. Hiçbiri bir daha uzaya dönmedi. Seyircinin bunu bilmesi gerektiğini düşündük.”
“Sizce neden dönmediler?
“NASA’da çalışmaya devam ettiler ama uzaya çıkmak istemediler. Ay’a gitmek mesleğin zirvesiydi, sanırım bunu bir daha aşamayacaklarını düşünmüş olmalılar.”

Film, üç kişinin dip dibe oturacağı büyüklükte (sarı dolmuşun arka koltuğunu düşünün, o kadar) bir kapsülün içinde Ay’a giden, oraya inen, ve geri dönen asronotların hikayesini ilk kez bu kadar gerçekçi bir biçimde anlatıyor.
Uzaya gitmeyi elde kokteyl dünyanın ardından doğan güneşi romantik romantik seyretmek sanan olası uzay turistleri başta meraklı herkesin mutlaka izlemesi lazım.

(Not: Film BBC’de 3 Temmuz akşamı yayınlanacak. İmkanı olup izleyebileceklere duyuralım. Filmle ilgili yorum ve bilgileri o gece sosyal medyada açılacak #8Days hashtag’inden takip edebilirsiniz.)

Mehmet Tez, Milliyet

No comments

Leave a reply