THE CUT ELEŞTİRİSİ: FATİH AKIN’IN AŞIRI ACIKLI HİKAYESİ

0 Posted by - 08 December 2014 - O OLDU BU OLDU

Fatih Akın’ın The Cut adını taşıyan son yapımı 5 Aralık Cuma günü vizyona girdi. The Cut, Osmanlı topraklarında Ermenilere çektirilen acı ve eziyeti anlatan bir yol filmi. Niyet takdir edilesi, böylesi cesaretli bir işe kalkışmak da öyle. Ancak, bu bir sinema filmi ve eseri değerlendirmek zorundayız. Yoksa, yine bir şeylerin üstünü örtmüş olacağız.

Adına ister soykırım, ister katliam, ister tehcir, ister 1915 olayları deyin, Ermenilere ve diğer gayrimüslimlere yapılan zulüm görmezden gelebileceğiniz, sessiz kalabileceğiniz bir şey değil. Kelimeleri gönlünüzce tercih edebilirsiniz ama yaşananları değiştiremezsiniz. Fatih Akın’ın ‘aşırı acıklı hikayesi’, yaşanmış olaylara değil, Fatih Akın’ın neresinden tutarsanız elinizde kalan filmine bir gönderme.

Amerikalıların ve Ermenilerin İngilizce, Türklerin ve Kürtlerin Türkçe, Arapların Arapça, Kübalıların İspanyolca konuştuğu, yer yer doğruyu bulan ama kafası oldukça karışık bir film, The Cut. Her şey çok doğru başlıyor; ana karakter Nazareth evinden Türk askerleri tarafından alınıyor, kardeşini yanı başında doğruyorlar, Ermeni bir kadına tecavüz ediliyor, ailesinden geriye hiçbir şey kalmıyor.
Ne kadar vurucu değil mi? Ama öyle olmuyor ne yazık ki. Aklınızdan geçirseniz daha etkileyici olabilir, içselleştirebilirsiniz. Film, o kadar dağılıyor ki yaşanan acıdan uzaklaşıyorsunuz.
Şuradan sağa, 100 mt. ileriden sola diye yol tarifi alarak Türkiye’den Lübnan’a, oradan Küba’ya, oradan da Birleşik Devletler’e ulaşan, duyduğu her dili anlayabilen Ermeni bir demirci var karşınızda. Ne kadar içine girebilirsiniz?

Filmin misyonunu hafife almak tabii ki olmaz, Türkiye halklarının Türk’ünden Kürt’üne kendi tarihi ile sanat aracılığıyla yüzleşmesi ve normalleşmesi en çok isteyeceğimiz şey. Ancak film o konuda da sınıfta kalıyor. 10’ar, 20’şer kişilik tehcir yolu ve katliam prodüksiyonları çok zayıf. Yaşanan acı paketlenip 10 dakikada önünüze sunuluyor, yutmak ya da tükürmek sizin elinizde. Sonrası, dilsiz bir demircinin kızını bulmak için yolları aşındırdığı, hiçbir numarası olmayan, klişeden adım atacak yer bulamadığınız bir ’yol hikayesi’. Oysa, Fatih Akın yol hikayesi anlatmayı sever ve bunu iyi beceren bir isim. Ne hikmetse en iyi yaptığı şeyin de hakkını verememiş bu sefer.

Filmi hiç mi beğenmedin, en kötü ihtimalle güzel müzik dinlerdin Fatih Akın filmlerinde. Can’den Curtis Mayfield’a geniş yelpazede harika şarkılar eşlik ederdi Fatih Akın filmlerine. Ne yazık ki, o da yok. Hindi Zahra’nın, Ermeni sedalarına yakın makamlarda gezinen -Cano Cano-su, dönemin ve coğrafyanın kültürünü yansıtma konusunda yetersiz. Bir tek kapanış şarkısı için ‘fena değil’ demek mümkün.

Dedik ya, neresinden tutsanız elinizde kalıyor, avucunuzda toplumsal hafıza yerine Fatih Akın’ın aşırı acıklı hikayesiyle eve dönüyorsunuz.

Berk Sayan

No comments

Leave a reply