GEZİ DİRENİŞİNE DAİR: AYYAŞ DEĞİL HALKIZ!

4 Posted by - 02 June 2013 - O OLDU BU OLDU

Screen shot 2013-06-02 at 12.09.49 PM

Bugün gazetelerde herkes ne güzel yorumlamış gezi direnişini. Kimi Taksim CHP sayesinde açıldı diyor, kimi başbakan sağolsun izin verdi, lütfedip gazı kesti de halk meydana çıktı diyor, kimi Cumhurbaşkanı sağolsun o telefon etti diyor.
Sanki başbakan koşarak meydana gelmiş ve polislere “durun vicdansızlar yapmayın” diye göğsünü siper etmiş.
“Gazı sıkın burayı temizleyin, kafamı bozmayın” diye emir veren kim?

Burası tıkır tıkır işeyen bir demokrasi olmadığından ve biz bunu kanıksadığımızdan, bir şey olduysa muhakkak bir telefon gelmiştir, emir gelmiştir diye düşünülüyor.
Kardeşim o meydan açıldıysa halk sayesinde oldu. Meydanı kimse açmadı. Halk o meydana girdi. Gerekirse gene girer. Artık kimsenin ne devletten, ne polisten, ne gazdan, ne sudan, ne de mermiden korkusu yok. Kalabalığa karışıyorsun ve bir dakikada her korku geride kalıyor. Haklı olmanın verdiği o güç var ya, her türlü bombadan daha güçlü.

Birçok köşe yazarı bizim, yani orada hak ve özgürlükleri için toplanan, ses veren direnen sıradan insanların, kibire, “ ben yaptım oldu”culuğa, tek adamcılığa hayır diyenlerin, “yettiniz artık” diyerek hiçbir şeyden korkmadan, sonuçlarını falan düşünmeden, “ne olursa olsun yeter” diye meydana koşanların kafasını anlayamamış. Anlayamıyorlar çünkü bu tip bir şey ilk kez oluyor.

İnsanlar kalabalık gördüğünde şöyle düşünüyor: Bunları biri toplamış.
Başbakan dedi ya siz 100 bin kişi toplarsanız ben 1 milyon toplarım. Toplarsın tabii. Kim bilir neyin karşılığında hangi menfaati takas ederek…
Lisanınıza bile yansımış. Size göre insanlar kendileri toplanmaz birileri onları toplar, güder.

Biz orada kendimiz toplandık. Koyun değiliz, bizi kimse toplamadı, gütmedi. O yüzden şaşkınlık. O yüzden polisin çaresizliği. Kapalı kapıların ardından dönen bir pazarlık falan yok çünkü. Gaza suya, şiddete, plastik mermiye, tomaya karşı oturarak, durarak direnen sıradan insanlar.

İlk, ikinci ve üçüncü gün, özellikle 31 Mayıs gecesinde Beyoğlu İstiklal’deydim. Meydana açılan taraftaki barikatta en ön sıralara kadar ilerledik.
Biz. Her zamanki arkadaşlarım dostlarım, mahalleden tanıdığım selamlaştığım adını bile bilmediğim insanlar. Okurlar. Sektörden birçok arkadaş. Liseden üniversiteden sınıf arkadaşlarım, mahalleden çocukluk arkadaşlarım hepsi oradaydı. Haber mi verdik birbirimize? Organize mi olduk? Biri bizi çağırdı mı? Hayır. Hepimizi yıllardır aynı itilmiş kakılmışlığı yaşıyoruz.

Varolduğumuz, fikirlerimiz, alışkanlıklarımız, hayat tarzlarımız için neredeyse her gün özür dilettiler bize son 10 yıldır.

Sezaryenle doğurma, üç çocuk yap, ayran iç, bira içme, festivale gitme, onu değil bunu dinle, orada öpüşme, oraya gitme, onu yapma, orada otur, buradan geçme.

Sana ne kardeşim, sen kimsin de bana karışıyorsun?

İşte olan budur.
İnandığımız, mutlu olduğumuz şekilde yaşayamayacaksak, milli gelir, iş güç hepsi yalan dolan kağıt üstünde birer rakamdır. Bize parayla pulla gelmeyin. Hak ve özgürlüklerle gelin.

taksim-kalabaligi

31 Mayıs gecesi şahane bir birlik duygusu vardı. İstiklal tarafında önlere gidiliyor, barikatta ön saflarda dakikada en az dört beş tane fırlatılan gaz bombalarına ve tazyikli suya direniliyor daha sonra arkadan gelenler öndekilerin yerini alıyor.
Sabaha kadar böyleydi. İlk sıralarda gözü ağzı burnu gazdan yananlara “fısfıs timi” müdahale ediyordu. Su, süt ve talcid karışımı gözlere fısfıslanıyor, 10-15 saniye içinde gelen ferahlama, arkaya doğru yürüyüş ve bir süre sonra her şey tekrarlanıyor.
Bu insanların hiçbiri partili değil, hiçbirinin baskın bir siyasi görüşle ilişkisi yok. Sıradan insanlarız hepimiz. Ama ezilmiş, itilip kakılmış yıllardır hor görülen, en ufak sözüne, talebine önem verilmeyen, yok sayılan, kağıt üstünde az sıfırlı rakamlar olarak görülen insanlar. O kadar aynı şeyleri hissediyoruz ki tanımadığım insanlarla göz göze gelmek ve bir bakış yetiyor.

Dört ve beşinci günlerde elbette bu şahane ruhun içine sızıp faydalanmak isteyenler ve bu kalabalığın gücünü istismar etmeye çalışanlar oldu.
Adını zikretmeye gerek yok. İrili ufaklı bir çok siyasi parti, dernek orada boy göstermeye başladı.

Beni en fazla rahatsız edense Ergenekonculardı. Sayıları çok değildi ama onların anlamadığı Gezi direnişinin bir Cumhuriyet mitngi olmadığıydı.
Oradaki gezi direnişi bir darbe çağrısı değil, demokratik sisteme seçimlere karşı falan değil, tam tersi otoriterliğe ve tek adamlığa tepkiydi. Sosyal medyayı biraz inceleyen birisi bu alanda gerçek direnişçiler tarafından yapılan uyarıları görecektir.

Basında görüyorum bir sürü iktidar yanlısı kalem bunu kullanmaya başladı. Bunu bekliyorlardı zaten. Bu onların iyi bildikleri, yıllar içinde uzmanlaştıkları bir konu. Sanki herkes darbe çağrısı yapıp 10. yıl marşı söylemeye başlamış gibi anlatıyorlar.
İnanmayın. Bu gruplar aralara sızdı ama tektüktür. Bu hareket başka bir harekettir.

Gezi direnişini buna indirgemeye çalışanların çabası boşuna. Bir haftadır ölenlere yaralananlara ağzını açmayanlar şimdi üç beş slogan duydular diye “vay darbe mi istiyorsunuz siz” demeye başladı. Onların demokratik hassasiyetinin belli bir kapsama alanı var. Biz dışında kalıyoruz. Ne gam, haklı olmak öyle güçlü bir şey ki her türlü dezenformasyona bağışıklığı var.

Vicdanlı kalemlerin, sağduyulu insanların bunu anladığını zaten yazılarından görüyoruz. Bu sivil bir hak ve özgürlük eylemidir. “Yeter artık burada biz de varız, çoğunluk her şey demek değildir” çığlığıdır.

Bu saatten sonra Türkiye’de hiçbir şey aynı olmayacak. Birşeyler değişecek, düzelmeye doğru ilerleyecek. Belki iddialı laflar bunlar bilmiyorum.
Ama emin olduğum bir şey var. Bundan sonra birileri “ben yaptım, karar verdim yapacağım size ne” türünden laflar etmeden önce 10 kere düşünecek. Ve inat ederse halkın tepkisini de görecek.

Gazetelere baktım, mensubu olduğum basını izledim. Orada olan biri olarak bazı şeylerin bilerek ya da bilmeyerek farklı yansıtıldığını gördüm. Bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.
Bir de bu açıdan bakılsın okunsun istedim.

http://occupygezi.com/guide/
http://occupygezipics.tumblr.com/

6 Comments

  • Burçin Devrim Akın 02 June 2013 - 12:58 Reply

    Hafifi de lazım ağırı da…Sevgiler selamlar.

  • asli bulbul 02 June 2013 - 13:25 Reply

    ben sizi cok severim, devamli takip ederim, ama bugunden itibaren yillarin aliskanligi milliyet almayi biraktim, artik sadece netten takip edecegim sizi.

  • Sevimin Aşkanası 02 June 2013 - 13:30 Reply

    Elinize , aklınıza sağlık cuk oturmuş..

  • Fatima 02 June 2013 - 16:46 Reply

    Helal be Mehmet Tez!

  • Burçin Devrim Akın 02 June 2013 - 20:47 Reply

    mehmet, bu direnişi tüm düşünsel ve eylemsel detayları ile anlatan başka bir yazı okumadım şu ana kadar, zizek ise kendine has dili ile kalabalık bir referanslar ve çıkarımlar dizisi ile ”global” olma derdiyle gevelemiş. Yazını en az 20 yere linkledim. dahasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Selam sevgi hoşgörü.

  • Gezi Parkı Hakkında Okuyabileceğiniz En Çarpıcı Köşe Yazıları | ListeList 04 June 2013 - 16:02 Reply

    […] Mehmet Tez (Hafif Müzik) – Gezi Direnişine Dair: Ayyaş Değil Halkız! […]

  • Leave a reply