İstanbul cazda ilk beşte!

0 Posted by - 06 December 2010 - O OLDU BU OLDU

Reza Ackbaraly ekibiyle Baba Zula konserinde de çekim yaptı.

Klasik müzik ve caz dinleyicisinin ilgiyle takip ettiği Fransız müzik kanalı Mezzo TV’nin program müdürü Reza Ackbaraly geçen hafta İstanbul’daydı. Ekibiyle gelen Ackbaraly dört konseri baştan sona kaydetti. İstanbul konulu özel program Mart ayında yayımlanmaya başlayacak…

Mezzo TV Türkiye’de klasik müzik ve caz dinleyicisinin giderek daha fazla ilgi gösterdiği bir kanal. Burada operadan dünya müziğine konserlerden canlı yayınlar, festivallerden performanslar izlemek mümkün. Paris’ten yayın yapan kanalın program müdürü Reza Ackbaraly geçen hafta ekibiyle birlikte İstanbul’daydı. Dünyada 39 ülkede toplam 14 milyon izleyiciye ulaşan kanalda Mart ayında yayımlanacak İstanbul özel programı için çekimler yaptı.

Tam olarak ne yapıyorsunuz gittiğiniz ülkelerde?
Benim görevim program müdürü olarak yayın yaptığımız ülkelerdeki insanlara “Bakın bu aynı zamanda sizin de kanalınız” mesajını verebileceğimiz programlar yapmak. Onlara hep Batının büyük şehirlerinden, görkemli salonlarından yayın yapmak yerine kendi şehirlerinden, ülkelerinden bizim gözümüzle manzaralar da sunmak istiyoruz. Bunun için kayıtlar yapıyoruz. 39 ülkeye yayın yapıyoruz ve bu ülkelerde gidip görecek, kaydedecek çok şey var.

İstanbul’a nasıl bir beklentiyle geldiniz?
İstanbul’daki müzik ve gece hayatına dair bilgilerim vardı. Bizim camiadaki insanlar arasında da konuşuluyor. Ayrıca Türkiye’de çok büyük festivaller var bunu biliyoruz. Kültür zengin, geleneklerinizde müziğin önemli bir yeri var. Bu sizi bizim yayın yaptığımız diğer ülkeler arasında çekici yapıyor.

“4 saatlik programda İstanbul götüntüleri de yer alacak”

Nasıl bir program olacak bu?
Dört saatlik bir yayın olacak. Konser kayıtları ve İstanbul görüntüleri… Mart ayında yayınlanmak üzere burada Paganini Trio (Burhan Öçal, Tuluğ Tırpan ve Atilla Aldemir), İlhan Erşahin, Baba Zula, Mercan Dede konserlerinde çekimler yaptık.

39 ülkeye yayın yapıyorsunuz. En ilginci hangisi?
Fransa, Polonya, Macaristan, Hollanda, İspanya, İsrail bizim en fazla izleyicimiz olan ülkeler arasında. Ancak Türkiye de şimdi bu ülkeler arasında sayılabilir. Giderek artan bir ilgi var. Her gittiğimiz yerlerde ilgin ve yerel müzisyenler bulabiliyoruz çok ayırt edemeyeceğim. Bizim için dünyaca ünlü bir caz sanatçısını çekmek değil, tanınmamış ama yetenekli yerel bir ismi ekrana taşımak ve tanıtmak önemli.

“En çok opera istek alıyor”

Türkiye dışında başka ne tür çekimler yaptınız bu aralar?
Farklı türde etkinlikleri takip ediyoruz. Bolşoy Balesi’nden canlı bir yayın yaptık. La Scala’dan bir canlı yayınımız olacak. Belgrad Caz Festivali’nden görüntüler alacağız.
San Sebastian’da Jazzaldia Festivali’nden görüntüler alacağız. Daha sonra Kopenhag’da bir çekimimiz olacak. Giderek daha fazla ülkede çekimler yapmayı planlıyoruz anlayacağınız.
Klasik müzik yayınlarından da sorumlu musunuz? Yoksa sadece caz mı?
Benim uzmanlık alanım caz ve dünya müziği. Mezzo’nun seçtiği bütün müzikler, bu alandaki yayınlar ve programlardan sorumluyum. Kanalda yüzde 70 klasik, yüzde 20 caz, kalan bölümde de dans ve dünya müziği var.

En çok istek alan tür hangisi?
Opera çok istek alıyor. Caz da fena değil. Biz dünyada bu alanda özelleşmiş tek kanalız. Elit bir kitlemiz var. Her ülkenin en elit tabakası bizi izliyor. Bu da büyük bir avantaj bizim için.

Yani kitlenizi memnun etmek ve genişletmek için pop müzikler değil tersine sofistike şeyler koymalısınız. Kendinizi şanslı hissediyor olmalısınız.
Öyle de diyebilirsiniz.

“Hint asıllıyım, bilgisayar okudum ama caz müzisyeni oldum”

Siz de caz müzisyenisiniz programcılığa nasıl geçtiniz?
Ben aslında bilgisayar ve fizik mühendisiyim. Eğitim almama rağmen bu alanda hiç çalışmadım. Sanat yönetmeni yardımcısı olarak Fransız Grammy ödüllerinde çalışıyordum. Mezzo TV beni transfer etti. Orada da bir süre sonra programlardan sorumlu oldum.
Hint asıllıyım ama Paris’te doğup büyüdüm. 15 yaşında gitar çalmaya başladım. Bir yandan da geleneksel çalgımız olan tablaya merak sarmıştım. İki kültürlü olmanın avantajlarını kullandım. Kendimi geliştirdim. Hem caz gitar çalıyor hem yerel çalgılara merak sarıyordum. Sonra caz camiasına girdim ve bir yandan da programcılık yapmaya başladım. Şimdi ikisini birden sürdürmeye çalışsam da kanaldaki işim ağır basıyor.

İki kültürlü olmak cazda avantaj mıdır?
Cazda bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

“Caz ölmedi, değişiyor”

Reza, caz öldü mü? Dünyada ve Türkiye’de de zaman zaman sorulan bir soru bu.
Şöyle yanıtlamaya çalışayım. Bizim Mezzo’da yaptığımız gelenekten moderne geçişe vurgu yapmak. Bugge Wesseltoft ya da İlhan Erşahin gibi gelenekten hareket eden çağdaş müzisyenlere de, geleneksel caz sanatçılarına da yer veriyoruz. Bu iki uç yani gelenek ve onun devamı olan çağdaş arayışlar hep caz içindedir. Hayır cazın öldüğünü düşünmüyorum. Sadece değişiyor.

“İyi çalmak yetmez, doğaçlama yeteneği olmalı”

Bir diğer tartışma konusu da şudur: Bu caz mı şimdi? “İşte bu cazdır” diyebilmek için kriterleriniz nedir? Neye caz deniyor şimdi?
Kriterlerim basit. Bir defa iyi çalacak. Enstrümanına en üst düzeyde hakim olacak. Sahnede izlemesi zevkli ve heyecanlı olacak. Çünkü caz performansa dayalı bir müziktir.
İkincisi doğaçlama yapmayı becerebilecek. Mesela çok yetenekli ve harika bir tekniğe sahip bir klasik müzik piyanistini düşün. Ama doğaçlama yapamıyor, sadece notlara bağlı kalıyor. Bu caz değildir. Yani cazın farkı burada. Hem iyi olacak hem de üzerine o enstrümana anlık hislerini önceden planlanmamış biçimde yansıtabilecek.
Üçüncüsü ise orijinal bir iş çıkarabilme vizyonu.

Bunu açalım mı? Tam olarak nedir orijinal olmak?
Şahane yeteneklisiniz, muhteşem çalıyorsunuz e peki sonra? Bütün bunu ben ne için kullanıyorum? Müzisyenin kendine bu soruyu sorması lazım. Böyle çok iyi müzisyenler tanıyorum ama hepsi o kadar. Mesela Wayne Shorter Quintet gibi çalabilmek hatta aynısını yapmak mesele değil. Bun uyapabilecek çok müzisyen var. Ama neticede ben o tip bir şey dinlemek istediğimde gider onu dinlerim. Seni neden dinleyeyim? Hem asla ondan daha iyi de çalamazsın.
Bu alanda başarılı cazcılar hem geleneği ayakta tutan hem de bunun üzerine modern bir bakış getirenler. Brad Mehldau gibi.

Ne yapmak lazım? İşe yarar bir öneri verebilir misiniz?
2010’dayız dünya küçük, internet çağı, herkes herkesi tanıyor. Herkes her şeyi dinliyor. Müzisyenin merakı ve heyecanı olmalı. Kendi çevresindeki kültürle geleneksel müziği birleştirebilmeli. Bunu saydığım kriterler içinde yapmalı. Budur. Ella gibi söyleyen on tane daha sanatçıya ihtiyacımız yok. Yeni renklere ihtiyacımız var.

En büyük üç caz şehrini sayın desem?
Öncelikle New York. Orada iki yıl yaşadım. Herhalde bir başkent olacaksa orasıdır. Ardından Paris gelebilir. Caz tarihinde de yeri önemlidir. Şu anda da hala bu önemini devam ettiren bir şehir. Üçüncü sırada Londra gelebilir. Çok büyük ve farklı müziklerin olduğu bir şehir gerçi. Ama şimdi çok yenilikçi sanatçıları bir araya getiriyor. Jamaikalılar, Afrikalılar elektronik dans ve caz kültürüne eklemleniyor. Orası bu konuda çok canlı bir yer. Paris’te de cazda Afrika etkisi çok önemli ve canlandırıcı.
İstanbul da dördüncü sırada yer alabilir. Burada çok hareketli bir konser trafiği var. Büyük isimler buraya gelmeyi seviyor. Festivaller canlı geçiyor. Zengin bir müzik kültürü ve yetenekli sanatçılar var. Bütün şartlar mevcut diyebilirim.

Caz ve klasik dışında bir şey dinlemez misiniz?
Elbette dinlediğim şeyler var. Nick Drake gibi folk ve folk tarzında yeni şeyleri seviyorum. Daha çok kız arkadaşım dinletiyor bu tip müzikleri.

Röportaj: Mehmet Tez

Fotoğraf: Ercan Aslan

Milliyet

1 Comment

  • Tweets that mention İstanbul cazda ilk beşte! | hafifmuzik — Topsy.com 06 December 2010 - 13:27 Reply

    […] This post was mentioned on Twitter by neslihan gok kazdal and Tugce Tackin, mehmet tez. mehmet tez said: İstanbul cazda ilk beşte! – http://hafifmuzik.org/?p=11144 […]

  • Leave a reply