“Konseri beğenmedim paramı geri ver!”

6 Posted by - 07 February 2016 - O OLDU BU OLDU

40 lira verip konser biletini satın aldık ya da 6.99 liraya albümünü indirdik diye o sanatçının sahibi olmuyoruz. Patronu da değiliz. O halde neden öyleymiş gibi davranıyoruz?

*

Beş lira verip bir bardak kahve satın aldı diye kendinde, karşısındaki garsona kötü davranma, patronluk taslama hakkını bulan müşteriler var ya. İşte onlar her yerde var.
Geçenlerde İzmir’de bir mekanda şöyle bir olay gerçekleşiyor. Grup konsere başlıyor ve daha ilk şarkıda bir seyirci dışarı çıkıyor, sesi beğenmedim diyerek parasını geri istiyor. Sonra olaylar büyümüş, çirkinleşmiş, karşılıklı saygısızlığa teslim olunmuş. Hadisenin beni ilgilendiren kısmı burası değil.
Ben şu sorunun yanıtını aramaya girişiyorum bu pazar izninizle: Bir konseri beğenmediğimizde paramızı geri isteyebilir miyiz? Böyle bir hakkımız var mı?

*

Bu sorunun yanıtını mantığımla değil kalbimle veriyorum: Yok. Yani bana gelip “Finlandiya’da böyle bir kanun çıktı” falan demeyin. Siz gidip istersiniz, mani olan yok, en doğal hakkınız. Ama bence bu yanlış. Hatta bu bir tür davranış bozukluğu bence.
Maç kötüydü gol olmadı diye paranı geri istiyor musun? O halde neden sanatçıya bunu yapma hakkını kendinde buluyorsun?

*

Yanıtlamaya çalışalım:

a) Neden kişisel olabilir. Bazı insanlar dünyadaki herkes kendilerini kazıklamak istiyor zanneder ve yaşam boyu agresif bir defans haliyle yaşar. Bu bizim millette sık görülen bir durum. Anneler babalar çocuklarını böyle yetiştiriyor.

b) Neden, duruma özel olabilir. Öyle bir durum, kendine has bir an yaşanır, öyle bir olay olur ki gider paranı da istersin, itirazını da edersin, tepkini de koyarsın.

c) Neden, vahşi kapitalizm olabilir. En etkin ve evrensel açıklama bu sanırım. Müzik ürün, dinleyici de tüketici ya da müşteriye dönüşünce, kendinizde “bu çorba soğuk” deyip garsonu darlama hakkını görüyorsunuz. Lokantayla konserin farkı ortadan kalkıyor. Halbuki bunlar çok farklıdır.

*

Ben burada bize özgü kültürel bir durumdan değil, bugün kapitalist sürecin seyirciyi, dinleyiciyi müşteriye çevirmesinin global insan davranışındaki sonuçlarından söz ediyorum. “Amy” filminde Amy Winehouse’un Belgrad konseri sırasında çekilmiş, şarkı söyleyemediği ve neredeyse bayılmak üzere olduğu bir görüntü var. Burada seyirci ne yapıyor? Yuhalıyor, alay ediyor, küfür ediyor. İşte bundan bahsediyorum. Kadın belki düşüp ölecek ama kimsenin umrurunda değil çünkü verdikleri üç kuruş bilet parasının karşılığını bekleyen azgın hayvanlar gibiler. Amy Winehouse’u bu paranın karşılığını vermek zorunda olan bir köle olarak görüyorlar.

*

Sanat, özünde insan faktörü olan, yaratıcılığa insan ruhuna hitap eden bir alan. Yatırımı/emeği bir ömür süren, pahalı, meşakkatli, zorlu bir iş. Sonuçları her zaman net ve öngörülebilir de değil. Yani yatırımını geri alamazsın her zaman. Matematiğe uymaz. Başarı garantisi ve ölçüsü yok. Ele avuca gelmez. Müzikten örnek verirsek, insanlar müzisyen olabilmek için, gitarist, davulcu, piyanist, basçı olabilmek için hayatlarını veriyorlar. Biz evde maç seyrederken o adam gitar çalışıyor. Biz gece dışarı eğlenmeye çıktığımızda o adam hala gitar çalışıyor. Biz pazar sabahı yaya yaya kahvaltı edip televizyona bakarken o adam gene gitar çalışıyor, parmakları kanayana kadar akor basıyor. Üstelik bunun için maaş da vermiyorlar. Ben gitardan örnek verdim bütün diğer enstrümanlar, solistler için de durum aynı.

*

Hele hele klasik müzik dünyasına, caz gibi, enstrümanla insan arasında meşakkatli, acılı bir mücadelenin yaşandığı tarzlara girersek hiç çıkamayız. Bir sanatçının yetişmesi için ne emekler, ne servetler, ne maddi manevi yatırımlar gerekli, hayal etmeye çalışın.
Çoğu zaman beş yaşlarında başlayan ve hayat boyu süren bir gelişme, olgunlaşma sürecinden söz ediyoruz. Yıllar yıllar sonra bu müzisyen, şanslıysa belki bir grup kuruyor, sahneye çıkıyor, kendini dinletebiliyor. İki şarkı icra ediyor. Ve sen 20 liraya bilet aldın diye zengin de olmuyor üstelik, keşke olsa.

*

Sanat ağaçta yetişen, gökten yağmur gibi yağan, patates gibi kendi kendine toprakta büyüyen bir şey değil. O yüzden öyleymiş gibi davranmamalıyız. Bilet alırken sese, hoparlöre para vermiyoruz, o sanatçının birikimine, kalbine, zihnine, yılların emeğine para veriyoruz. Bunu bilirsek zaten detaylara takılmayız.
Şarkılar, resimler, romanlar, şiirler insanlığın mucizesidir. Nimettir. Sanata ulaşmak ve anlamak için çaba sarfetmek sanatın muhatabını da sanatçının seviyesine yükseltir ve yüceltir.
Sanatçıyı beğenirsin beğenmezsin, iyi ya da kötü bulursun, eleştirirsin o ayrı konu. Ama gidip paranı geri istemekte saygısızca, küstahça bir ders verme, haddini bildirme arzusu var.
Belki de beni bu kadar rahatsız eden ve bu yazıyı yazdıran, bu kabul edemediğim alt metindir.

FacebookShare/Bookmark

1 Comment

  • muzik 21 March 2016 - 11:37 Reply

    Kesinlikle katılıyorum.

  • Leave a reply