“MEYDAN/THE SQUARE”: BİR BELGESELDEN NOTLAR

0 Posted by - 02 March 2014 - O OLDU BU OLDU

Geçen hafta izledim. Notlar almadan edemedim. Dahası paylaşmadan edemiyorum. Bu pazar bu filmi izleyin bence…

Filmin adı Meydan / The Square. Yönetmeni Jehane Noujaim. Konu Tahrir Meydanı ve Mısır’da son iki yıldır yaşananlar.

İlk dikkatimi çeken şu. Meydanda toplanılıyor, devrim başlıyor, neticede Mübarek görevi bırakmak zorunda kalıyor. İnsanlar sevinçlerinden ağlıyor, Müslümanı seküleri birbirine sarılıyor. Büyük bir umut doğuyor. Ardından ordu meydana geliyor, “Tamam bize bırakın artık Mübarek gitti” diyor. Meydan dağılmayınca askerler gelip çadırları yakmaya, insanları dövmeye itip kakmaya başlıyorlar. Aralarında sivil giyimli eli sopalı insanlar var. Evet “eli sopalılar”.

Medya devrime karşı argümanlar geliştirerek halkı devrimcilere karşı tavır almaya zorluyor. Meydana toplanan her kesimden özgürlükçü ve pasif direnişçi halk sayesinde Mübarek gidiyor, halk seviniyor. Ancak halk çabuk unutuyor. “Bunlar da kim bir sürü serseri” algısı ortalıkta dolaştırılmaya başlanıyor.

Mübarek’in ardından görevde olan ordu bu anlamda medyayı besliyor. Onlar “Deri giymiş çıplak adamlar başörtülü bacımızın üzerine idrarlarını yaptı”, ya da “camide seks partisi yaptılar” demiyorlar. Onun yerine “Aslında oraya esrar içmeye gittiler, hırsızlık yapmaya gittiler, bunlar bir avuç maceraperest serseri” söylemini yayıyorlar.

“Özgürlükleri değil Müslümanlığı ön plana koydunuz”

Gezi’nin bir açılıp kapanması gibi Tahrir de bir açık bir kapalı dönem geçiriyor. Askerler üç kişiyi yanyana konuşurken görse ayırıyor, meydana kimseyi almamaya başlıyor. İçtenlikle birlik olmak ve 30 yıllık zulme, geri kalmışlığa, tek adam yönetimine ve hırsızlığa, yolsuzluğa, işkenceye başkaldırmak, bunu meydanda pasifçe toplanıp slogan atarak yapmak. Eylem buyken Müslüman Kardeşler meydana ağırlığını koymaya başlıyor. Bu baştan beri meydanda olan bazı Kardeşler mensuplarını da rahatsız ediyor ama tek tük… Bir anda meydanda İslami sloganlar atılmaya başlanıyor, diğer kesimlerden devrimciler ve Hıristiyanlar azınlıkta kalıyor.

Kardeşler’in orduyla pazarlığa oturduğu konuşulmaya başlanıyor. Devrimciler bu durumdan rahatsız oluyor, tartışmalar başlıyor. Bu filmde “devrimciler” denildiğinde her görüş, kesim ve dinden örgütsüz gençler ve halk kastediliyor. Kardeşler örgütlü bir İslami hareket. Tek yerden emir alıyorlar. Bir telefonla herkes dokağa dökülüyor. Şeriat sloganları atılıyor. Devrimcilerin böyle bir gücü yok.

“Hepsi sahte, hepsi montaj”

Devrimi başlatan özgürlükçü kitlenin sözcüleri “Devrimi gaspettiniz, çaldınız, geçmişte zulüm gördüğünüz için üzgünüz ama şu anda halka ve size zulüm eden askerlerle sadece kendi siyasi talepleriniz içi anlaşıyorsunuz. Bizi dışlıyorsunuz. Medya halkı devrime düşman etti ve siz buna seyirci kaldınız. Özgürlükleri değil Müslümanlığı ön plana koydunuz” diyorlar. Kimse dinlemiyor.

Kanlı çatışmaların tırmandığı, ordunun halka ateş açtığı bir dönemde seçimlere gidiliyor. Hastanelere gaz atılıyor, insanlar önce gaz fişekleriyle ardından gerçek mermilerle vuruluyor. Doktorlar dövülüyor, revirlere bile askerler saldırıyor, kalabalıklar panzerlerle eziliyor, tam bir vahşet.

Şiddetin görüntüleri Youtube’a yükleniyor ama yetkililer her videoyu yalanlıyor. montaj deniyor, sahte deniyor, inkar ediliyor.

Seçimler bu ortamda yapılıyor. Birçok kişi siyaset sahnesinde ne Kardeşler’in temsil ettiği totaliter İslamcı hareketi, ne de ordunun yönlendirdiği baskıcı rejimi temsil etmeyen bir siyasi hareketin yokluğundan yakınıyor. “Biz ne yapacağız?” diye soruluyor. Neticede seçimleri Kardeşler kazanıyor. Ardından başkanlığı da Kardeşler’in adayı Mursi kazanıyor. Yönetimde İslami totaliter bir eğilim hakim oluyor. Kardeşler ise “Milli irade tecelli etti, halkımız bunu istedi” diyorlar.

“Protesto eden haindir, şeytandır”

Bir devrimci “Mursi ve Kardeşler demokrasiyi kullandı. Mübarek’te bile olmayan yetkileri aldılar. Mursi Allah değil. Yüzde 51’le seçilmiş bir Mısırlı”, diyor.
Pek çok devrimci sözcü “Biz Müslüman ve Mısırlıyız. Ama Müslüman Kardeşler vatandaşı değiliz. Olmak zorunda da değiliz” diyorlar.
Bir diğeri “Tuvalete gidip geliyorsunuz, o arada Anayasaya 40 madde daha eklemiş oluyorlar, hepimizi kandırdılar” diye yakınıyor.

Meydan gene doluyor. Mursi kendisini protesto edenleri tehdit ediyor. Çapulcu demese de “bunlar haydut” diyor. “Cezalandırılacaksınız” diyor. “30 Haziran’daki protestoya gidenler haindir” diyor.
Din adamları ve yorumcular televizyonlarda, gösterilerde “Allah 30 Haziran’da gösteri yapacakların belasını versin. Onları kahredip bizi kazandırsın. Onlar şeytandır” diye konuşuyor.
Bir yorumcu “Mursi aşamayacağınız bir çizgidir. Ona dokunursanız kan dökülür” diyor. “Dinimizi tehlikeye atıyorsunuz” deniyor.

Hem benziyor hem benzemiyor

Sonra? Meydana yüzbinlerce insan gitti, belki milyon. Ordu yönetime el koydu. Müslüman Kardeşler’in kanı döküldü, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce her kesimden masum Mısırlı acı çekti zulüm gördü. Hala da görüyor. Kimse mutlu değil. Ne demokrasi var ne özgürlük.

Bu hafta vizyona giren, tamamı gerçek çekimler, insanlar ve olaylardan ibaret bu belgesel filmi izleyin. İyi düşünün. Notlar alın. Hem çok tanıdık geliyor, hem çok yabancı, hem çok yakın, hem çok uzak…
Bir Recep İvedik 4 değil tabii ama ilginizi çeker belki…

No comments

Leave a reply