MILES DAVIS’İN ARDINDAN: MILES’I BİR DE KENDİSİNDEN DİNLEYİN

0 Posted by - 29 September 2014 - LİSTE, O OLDU BU OLDU

Yeryüzünün en arıza cazcısı Miles Davis’in ölüm yıldönümü 29 Eylül. Trompetini üflemediği zamanlar burnundan soluduğu söylenir, öylesi güçlü bir nefesin soluk alış verişi de sert oluyor haliyle.

80’lerin hemen öncesinde verdiği 5 senelik arayı saymazsak, 1944’ten başlayarak, hayatını kaybettiği 1991 yılına değin aktif olarak müzik yapan usta kariyerine 48 stüdyo albümü, 2 soundtrack çalışması sığdırdı ve 72 ayrı albümde dostlarına destek çıktı. O 72 albümden seçtiğimiz 9 ayrı şarkıyla baş başa bırakacağız sizi. O sırada da sahnedeki tavrından bahsedeceğiz ve Miles’ı Miles’dan dinleyeceğiz. Miles’ın siyahi damarı, onun küpüne zarar veren öfkesiyle bir araya gelince neler oluyor, Miles otobiyografisinde müziğin geleceği hakkında neler demiş, bakalım.

Sonny Rollins – “I Know”

Miles Davis, sahnedeyken seyirciye sıklıkla sırtını dönerdi, kendisi açıkça dile getirmese de bunu beyaz dünyanın eğlence sektörüne karşı alınmış bir tavır olarak yorumlayanlar var. 50’lerin ırkçı Amerikasında siyahi bir müzisyenin sırtını dönecek kadar cesaretli olması, saygıdeğer bir duruş. Sahnede diğer müzisyenleri takdim etmez, onlar solo çalarken sahneyi terk ederdi. Bu tavrı, müzisyenlerle değil de seyirciyle alakalı olduğunu ve kendisini o sahnede ‘eğlence için tıngırdatan’ bir müzisyen olarak görmek istememesinden ötürü takındığını varsayabiliriz.

Sarah Vaughan – “It Might As Well Be Spring”

“Bugün müziğin nereye gittiğini soruyorlar bana. Kesinlikle kısa cümlelere doğru gidiyor. Biraz kulağı olan herkes bunu duyabilir. Müzik değişiyor. İçinde yaşadığımız zaman ve teknoloji müziği değiştiriyor.”

The Metronome All-Stars (Dizzie Gillespie, Fats Navarr…) – “Overtime”

“Ruha kesinlikle inanırım ama ölümü düşünmem. Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki ölümü düşünmeye zamanım yok.”

Charlie parker – “Scrapple From The Apple”

“On sekiz yaşındaydım ve bazı konularda çok toydum. Kadın ve uyuşturucu gibi. Fakat çalma yeteneğime güveniyor, New York’ta yaşamaktan korkmuyordum. Yine de şehir gözlerimi açtı diyebilirim. Özellike gökdelenler, gürültü, arabalar ve her yerde hazır ve nazır o ilkel kalabalık. New York’un hızı şimdiye kadar alışık olmadığım bir şeydi. St. Lois ve Chicago’nun hızlı olduğunu düşünürdüm ama Ney York’un yanına bile yaklaşamazlardı. İlk alışmam gereken şey insanlar oldu.”

Cameo – “In The Night”

“1968’de gerçekten dinlediğim müzik Jimi Hendrix, James Brown ve Sly Stone’du. Jimi Hendrix de blues kökenliydi benim gibi. O yıllarda müziğimde gitar sesine yaklaşmaya çalışıyordum”

Chaka Kahn – “Sticky Wicked” (Prod. Prince)

“Dinle. Hayatımda duyduğum en büyük haz -elbiselerim üstümdeyken- 1944’te St. Louis, Missouri’de Diz ve Bird’ü beraber çalarlarken dinlediğim andı. On sekiz yaşındaydım, Lincoln Lisesi’nden yeni mezun olmuştum. Diz’le Bird’ü B’nin orkestrasında dinlediğimde kendi kendime, ‘Ne? Nedir bu?’ dedim. Öyle müthiş bir şeydi ki; korkunçtu. Dizzy Gillespie, Charlie ‘Yardbird’ Parker, Buddy Anderson, Gene Ammons, Lucky Thompson ve Art Blakey, hepsi bir arada; B’yi henüz saymadım: Billy Eckstine bizzat. Çok orospu çocuğu bir orkestraydı. O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi. O orkestranın çalış şekli duymak istediğim her şeydi. Müthişti. Ve ben çıkıp onlarla çalıyordum.”

Toto – “Don’t Stop Me Now”

“Amerika’nın sesi radyosunda “Silahlı Kuvvetler Günü” için yaptığım bir programı yeni bitirmiş ve Judy adında çok güzel bir beyaz kızı taksiye bindirmek için dışarı çıkmıştım. İnsanların yapış yapış olduğu sıcak ve nemli ağustos günlerinden biriydi. Kız taksiye bindiğinde, ben de terden sırılsıklam bir şekilde Birdland’in önünde duruyordum. Tam o sırada, beyaz bir polis yanıma gelip orda durmamamı, uzaklaşmamı söyledi. O sıralar boks yapıyordum, formdaydım yani. Önce, “Bu orospu çocuğunun aslında kafasından ne geçtiğini biliyorum, şunu bir güzel pataklasam mı?” diye düşündüm. Ama onun yerine, “Uzaklaşmak mı? Niye ki? Üst katta çalıyorum ben, bak ‘Miles Davis’ yazıyor ya, o benim ismim” dedim. “Nerede çalıştığın beni ilgilendirmez, burda durma. Gitmezsen seni tutuklarım” dedi. Dik dik suratına baktım, bir adım bile atmadım. “Seni tutukluyorum” dedi (…) ona doğru yürüdüm, amacım, vurması için gerekli mesafeyi ona tanımamaktı. Adam tökezleyip elinde tuttuğu kelepçeleri yere düşürdü. Eyvah diye düşündüm, şimdi onu ittiğimi falan sanacaklar (…) birden bir kalabalık toplandı etrafımıza ve ne olduğumu anlayamadan kafama bir şey yedim. Beyaz bir sivil polis arkadan gelip başıma vurmuştu. Kan içinde kalmıştım (…) sonra polisler beni bir arabaya attıkları gibi karakola götürdüler. Kanlar içinde fotoğraflarımı çektiler. Orda oturuyorum, bir orospu çocuğundan daha öfkeliyim, buna rağmen gelip, “Demek şu bahsettikleri kabadayı sensin ha?” diyorlardı. Başıma bir kez daha vurmak için bahane yaratmaya çalışıyorlardı. Her şeyi sindirerek, tüm hareketlerini izleyerek oturmak zorunda kaldım.”

miles davis

Quincy Jones – “Jazz Corner Of The World / Birdland”

“Öyle aç gözlüler ki, her şeyi kirletiyorlar. Bunu yapan beyazlardan söz ediyorum. Dünyanın her yerinde yapıyorlar bunu. Ozon tabakasını deldiler, herkesi bomba atmakla tehdit ediyorlar, akılları fikirleri, başkalarının toprağını gasp etmekte, ordular inşa ediyorlar. Yaptıkları utanç verici, acıklı ve korkunç, yıllardır bunu herkese yapıyorlar…”

Betty Davis – “You And I”

No comments

Leave a reply