Müzik yazarlığı şart mıdır?

0 Posted by - 19 January 2013 - O OLDU BU OLDU

 

Duayen müzik yazarlarından Ira Robbins “Müzik yazarı mı? Artık kimin ihtiyacı var ki?” diye sordu. Ben bu sorunun yanıtını geçen hafta gittiğim bir yemekte buldum…

Her ne kadar Milliyet Pazar’ın kısa sürede gelenekselleşen şaşaalı yemekleri kadar olmasa ve masada “selebriti” bulunmasa da, ben de ara sıra birileriyle yemeğe çıkıyorum, hatta bu yemeklerde bazen enteresan konular konuşulabiliyor.
Bunlardan biri geçen hafta Deezer ile ilgiliydi. Deezer nedir? Çok ama çok özetle anlatayım. Ayda 5 liralık ya da 10 liralık iki paket var. İnternetteki bu müzik platformuna bir kez kaydolup bu paketlerden birini seçtiğinizde müzik dinleme ve indirme sorununuzu hallediyorsunuz. Oraya gir onu dinle, buraya gir şu albümü yükle, flash bellek var mı albümü kendime atayım, ama bu dosya çalışmadı falan kalmıyor. Ayda 5 liraya, bilemedin 10 liraya her tür müzik elinizin altında, bilgisayar, tablet ya da telefonunuzda.
Korsancıysanız bile sabit diske para veriyorsunuz. Bunda ona da gerek yok. Evde gigabaytlarla terabaytlarla müzik depolamak yerine her şey internette ve dilediğiniz zaman ulaşabileceğiniz uzaklıkta. (Arşivciyseniz de plak alın ayrıca, dijital müzik saklamak da ne demek.)
Ayrıntı bol ama dünyada 160 ülkede faaliyet gösteren Fransa çıkışlı bu müzik platformunun sunduğu hizmet bu. Şimdi Türkiye’ye de dükkan açıyorlar. Siz bu yazıyı okurken sistem açık olacak.

Şarkıları etiketleme enstitüsü

Dijital satışı anlamayıp “neden CD satamıyoruz” diye daha yakın zamana kadar korsan CD kırma eylemleri yaparak derdine çare arayan yapımcılar ve muhtelif sanatçılara rağmen gelişen bir dijital pazarımız var ya… Hani internet servis sağlayıcıları, telefoncular ve bizzat dinleyicinin kendisi sayesinde gelişen pazar.
Önce iTunes, şimdi Deezer, pek yakında da Spotify ve diğerlerinin memlekete gelmesine neden olan büyüyen pazar. İşte bu pazara nasıl dinleyici, pazarlamacılar ve yapımcılar uyum sağlama durumundaysa şarkılar da öyle.
Şarkıların bu sisteme dahil olmak için etiketlenmesi lazım. İngilizce “Tag’leme”.
Dijital müzik platformları pek çok karmaşık yazılım ve algoritma kullanarak sizin müzik zevkinizi anlamaya ve size ona uygun yeni şeyler önererek size albüm satmaya ya da dinletmeye çalışır. Bilgisayarınıza girer, arşivinizi kontrol eder ve madem bunları seviyorsun, o halde bunları da seversin der. Veya internette sevdiğiniz sanatçının radyosunu dinlerken yazılım size bu sanatçının benzerlerinden bir playlist oluşturur.
Peki yazılım şarkıları nasıl tanıyor? Dinleyip onlardan keyif alarak, sözleriyle içlenip ritimleriyle coşarak mı? Hayır. Etiketlerine bakarak. Peki bu etiketleri kim yapıştırıyor şarkılara? Dünyada bu iş plak firmaları ve onlara bu konuda danışmanlık yapan aracı firmalar tarafından yapılıyor. Yani oradaki “uzmanlar” (ve bunlar kesinlikle müzik yazarı değil kategorici) bir şarkının shoegaze, pop, indie folk, dream pop, 70’s revival, artrock, indietronica, shibuya-kei, breakbeat, ambient, chillwave, lounge, ethnic, caz, alternative rock, rock, trip hop, industrial, rave, punk, post-punk, post-rock, house, minimal house, metal, hardcore, thrash, glam olup olmadığına karar veriyor. Daha yazamadım ama 10 bin vuruş daha müzik tarzı yazılabilir.
Bizim memleketteki gibi müziklerin yerli ya da yabancı diye ikiye ayrıldığı, ne dinliyorsun sorusuna “yavaş şeyler” gibi yanıtlar alınan bir ülkeye göre fazla karmaşık görünüyor her şey.

Bunlar güzel, bunları indir sen

Başlıktaki soruyu soran Ira Robbins diyor ki özetle “Biz zamanında albümler hakkında uzun uzun yazılar yazar onlar hakkında düşünürdük. Şimdi müzik yazarlığı kısa, net ve satış hedefine yönelik: “Bu şarkılar güzel, bunları download et”e döndü bütün iş…”
Deezer yöneticileriyle yediğimiz yemeği ve Ira Robbins’in yazdıklarını birleştirince şu sonuca vardım: “Nasılsa yazılımlar var, onlar önceden etiketlenmiş şarkıları bize öneriyor biz de dinliyoruz, müzik yazarını niye okuyalım ki?” diyen biri kesinlikle haklı. Yazılımın önerdiği müzikle yolunu bulmak bir tercihtir. Müzik yazarına gerek yok cidden. Neticede bir gün dünyada müzik yazarı kalmazsa insanlar “ne olur gelin iki albüm yazın, perişan olduk” diye sokaklara dökülmez.
Benim “Bunlar güzel, bunları indir” türü yazarlığa itirazım da yok ayrıca.
Gel gör ki eski kafalıyım. Bu cümleyi hala nefes alan, hisleri olan, bir şarkıyı etiketinden değil sözünden, melodisindeki kıvrımlardan, ritimlerindeki bir ufak ses detayından anlayan, seven ve bana bu şekilde önerecek “Bak bunu seversin sen” dediğinde gözümün içine bakan birinden duymayı, okumayı seviyorum.
Yazılım bilgisayarıma girip şarkıları etiketlerinden yoklasın bana birşeyler önersin itirazım yok, ama ben hala sevdiğim birinin evime gelip plaklarımı karşıtırıp iki muhabbet etmesini tercih edenlerdenim. Ve müzik yazarlığının akibeti cidden umrumda değil, genel anlamda gazetecilik ölmediği sürece…
Not: Türkçe şarkı etiketleme işini başka bir yazıya bırakıyorum. Bunu birlikte yapalım çok eğleniriz. Şarkıları ve etiket önerilerinizi yollayın.

No comments

Leave a reply