Pilav üzeri yumurta, nargile, lokma, çedar ve diğerleri…

0 Posted by - 26 March 2019 - O OLDU BU OLDU

Önce etçiler sökün etti. Görgüsüzlük tabandan değil yukarıdan geldi. Zenginler, meşhurlar örnek oldu. Üzerlerine “Bu et bilmem ne dizisindeki oyuncunun malı ve burada bekletiliyor” yazan etleri butları yemek salonuna yaptıkları camekânlı dolaba astılar ki herkes görsün. Çünkü görgüsüzlük kendine saklayınca yavan. Paylaşılınca görgüsüzlük oluyor. O camekânlara baka baka yediler etlerini.

Kupkuru, kaskatı (görgüsüzlerimiz etin tahta gibi olana kadar pişmişini seviyor) etleri köfteleri baharatlayıp baharatlayıp koydular tahta masalara. Vitrinine iki tane et asan “Etlerimiz özel olarak Balıkesir’den geliyor, haftalarca bekletiyoruz” kalıbını ezberleyen her esnaf Kısm-et, İsm-et, Ahm-et, Fikr-et diye markalaşma yarışına girdi. Memlekette normal kasap kalmadı. Herkes et danışmanı oldu.

Son yılların en büyük ihracat ürünü, “çiğ etleri tokatlayıp mıncıklayarak şov yapan adam”ımızla gururlandık. Görgüsüzlük ilk kez bir endüstriye dönüşüyordu. ”Yemek nimettir, oyun olmaz”dan gelinen nokta ayrıca göz yaşartıcıydı. Ama tabii görgüsüzlük olduğu yerde kalmıyor. Devamlı gelişiyor. Bu defa halkımız et sever zenginlerimize okkalı yanıtlar vermeye başladı.

Bu yanıtın ilk izlerini “sunumcu”larda görmeye başladık. Kaşarlı tostun üzerine dantel koyup servis eden, peynir ekmeği kalp şeklinde kesen, bakkaldan aldığı tavuk salamı, hindi sucuğu pembe kurdelelerle sarıp masaya koyan vatandaşlarımız coştu. Instagram cicili bicili yumurta, zeytin, simit, lavaş, lahmacun, çiğ köfte fotoğraflarından geçilmiyordu. Yeni nesil görgüsüzlük dipten gelen sessiz bir dalga gibi sosyal medyayı salladı. Adeta bir demokratikleşme yaşandı. Düşük bütçeli görgüsüzlük de bal gibi olabilirdi işte. Bolca like geldi, güzel trafikler, etkileşimler alındı. Gelir seviyemiz, sınıfsal konumumuz, eğitimimiz, kökenimiz farklı olabilirdi ama hepimiz neticede görgüsüzdük. Görgüsüzlük bizi birleştiren çimentoydu. En iyi anlaştığımız konuydu. Tepeden ve dipten gelen görgüsüzlük birbirine yaklaşırken kusursuz fırtına için bütün şartlar hazırdı.

Giderek serpme kahvaltılar masaları daha bir şevkle işgal etti. Çay koyacak yer, dirsek dayayacak boşluk kalmayana kadar doldurdular masaları. Serpme kahvaltı yaparken nargile içilen, aynı anda maç izlenen ve okeye dönülen çok amaçlı görgüsüzlük tesisleri çoğaldı. Kavunlu naneli karışık Çin malı nargile tütünü gibi olduk. Acil közlemeler çoğaldığında ben takibi bırakmıştım beynim yanmasın diye.

Ancak son dönemde gördüğüm kadarıyla dizginlenemeyen yeni bir heyecan dalgası var. Pilavın üzerine patates, kuru fasulye, döner, tavuk koyup üzerine kalp şeklinde ketçap sıkan adam ve Youtube kanalı yepyeni bir ekol mesela. Her köşe başındaki esnafımızın kendince, karınca kararınca yepyeni bir görgüsüzlük icat ettiğini ve bunu kendi Youtube “çenıl”ında şevkle paylaştığını görüyorum. Hamburgerin üzerine erimiş çedar, lahmacunun üzerine erimiş çedar, nohut pilav üzeri erimiş çedar, her şeyin üzerine kırılan 30 kadar yumurta, tost adı altında türlü çılgınlıklar, şirin yaramazlıklar… Üzerine çikolata ve bilumum sıvı ya da erimiş bir şeyler dökülerek servis edilen lüks lokma endüstrisinin giderek büyümesi de elbette gözümden kaçmıyor.

Neo muhafazakâr bıyıkları, nargileleri, havaya atıp tuttukları etleri, yumurtaları, pilavlarıyla yepyeni bir nesil gümbür gümbür geldi. Geçen yıl bu zamanlar “İleride bugünlere bakanlar sanırım bir sürü nargile kafe, bolca serpme kahvaltı ve limitsiz çay görecek” diye yazmıştım. Ama halkımız her zaman olduğu gibi şaşırtmaya devam ediyor.

Mehmet Tez, Milliyet

No comments

Leave a reply