Primavera Sound’da neler oldu?

2 Posted by - 06 June 2014 - O OLDU BU OLDU

Barselona’dan, Primavera Sound Festivali’nden bildiriyorum. Burada dert tasa yok. En büyük sıkıntı konsere nasıl yetişeceğim, ne yiyeceğim, öne nasıl giriliyor?

Bu yıl 15’inci yaşını kutlayan Primavera Sound belki de 2000’li yılların ruhunu
en iyi yansıtan canlı müzik organizasyonu. Kökleri 70’lere uzanan pek çok büyük festivalin aksine o yeni dönemin müziklerini, indie, alternatif sanatçıları ve dinleyiciyi bir araya getiriyor. Hakikaten ana akım dışında alternatif müzik dinleyen biri için burası cennet. Herkes marjinal, herkes kendine özgü, herkes gönlünce vakit geçiriyor, kimse kimseyi yargılamıyor. Biz çok uzak kaldık böyle şeylerden.

Dünyanın bütün hipster’ları burada. “Hipstermetre” diye bir şey olsa normalin yaklaşık 100 katı hipster’a maruz kaldığımız kayıt altına alınırdı. Ama cidden zor iş hipster’lık. Babaanne topuklularıyla o kalabalıkta yürümeyi deneyin bakalım.

Ya da göğsünüze kadar inen hipster sakalıyla ve boyunda fular Thai yemeği kaşıklayın, anlarsınız ne demek istediğimi.
Ortalık enteresan saç-sakal, gözlük, ayakkabı, hırka, şal, çoraptan geçilmiyor. Rengarenk bir kitle, herkes tarz, herkes kendine yakıştırmış. İnsan kendini zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissediyor. Biraz 30’lar, biraz 60’lar, 70’ler, çokça 80’ler ve ufaktan 90’lar. Arada benim gibi tarzsız tipler de var. Şort, spor ayakkabı, tişörtle yetiniyoruz. Yüzyılın bütün renklerinin kılık kıyafette bu kadar belirgin olduğu başka festival görmedim.
Bazı kareler dönem filmi setinden alınmış gibi.

Primavera Sound yeşili az bir festival. Deniz kıyısındaki Parc Del Forum’da yapılıyor. Burası bir fuar alanı ve ortam beton. Ama Barselona’da betona tarz katmayı biliyorlar. Museu Blau, Telefonica binası, festival alanındaki teras ve balkonlar, hepsi şahane bir şekilde tasarım zevkini yansıtıyor. Dolayısıyla insan “Burada neden ağaç yok?” demiyor doğrusu. Betonun da bir yolu yordamı var.

Konserlerden notlar

Festivalde her gün irili ufaklı aşağı yukarı 100 konser var. Her birine 10 dakika ayırsan yemeden içmeden
16 saat eder. Konser seçmek o yüzden işin en zor kısmı. Ne yaparsan yap bir şeyler kaçıp gidiyor. İzlediklerimden gözlemlerim şöyle…

* Midlake: Teksaslı sakallı adamların bendeki yeri ayrıdır. Ama o şahane folk sound’larını burada tutturamadılar. Enerjisi düşük, sıradan bir konserdi.

* Warpaint: Valla kızlar iki büyük sahneden biri olan Heineken sahnesini doldurdu. Davulcu şahane. Gitarlar, vokaller nefis. Sound tertemiz. Herkes ne yaptığını biliyor, sallama tek nota, tek vuruş yok. İstanbul’da Babylon’da çalmışlardı. Ama burada kalabalıkla çok daha iyiler.

* Future Islands: Sahneye çıktı mı herkes rock yıldızı kesiliyor. Soft synthepop şarkılarını bildiğimiz Future Islands konseri AC/DC konseri gibiydi Pitchfork sahnesinde.

* Chvrches: Çok yeni olmalarına rağmen “büyük” olmuşlar. Çok kalabalıktı, sound şahaneydi, şarkıların konser versiyonları daha dans ağırlıklıydı. Önümüzdeki yıllarda ana sahneye doğru yükselirler.

* Neutral Milk Hotel: 90’ların kült ekibini görece küçük bir sahnede, çok büyük bir kalabalık izledi. Ortalık o yıllarda grubun hayranı olmuş orta yaşlılar yanında 1991 model giyinmiş çok genç bir kitleyle de doluydu. Bol ve yırtık çiçekli gömlek, uzun saçlar ve beyzbol şapkası…

* Arcade Fire: Arcade Fire konseri şu ara izleyebileceğiniz en iyi rock konseri. Biz en büyük rock gruplarını büyük oldukları dönemden 20 yıl sonra izleyebiliyoruz genellikle. Bir grubu en iyi olduğu dönemde gözlemlemenin zevki ayrı. İki saat durmayan, aksamayan bir müzikli gösteriydi: Win Butler’ın katartik şarkı söyleme tarzı, grup arkadaşı ve karısı Regine Chassagne’ın teatral sahne personası, birbirinden yetenekli müzisyenlerin her şarkıda farklı bir alete geçmesi…

* Pixies: Hiç çaptan düşmemişler. Sound aynı sound, ses aynı ses. Ekipteki değişikliği de yadırgamadık. Pixies ne kadar hit varsa ardı ardına patlatıyor ve bir Pixes konserinden ne bekliyorsanız veriyor. İstanbul’da izleyeceklere haber vermiş olalım.

* Caetano Veloso: 60’lardan beri saykodelik kafaların, tropik ritimlerin adamı Caetano Veloso şaşırtıcı derecede fazla insana çaldı. Hipster’lar onu seviyor. Benimm şansıma “Nine Out of Ten”i çaldı. “Muito” albümünden “Tempo De Estio”yu artık başka zaman dinleriz.

* Deafheaven: Gittiğim konserler içinde en serti, en gürültülüsü ama cidden en ilginçlerinden biriydi. Shoegaze post-heavy metal nasıl olabilir bir düşünün. Odur.

No comments

Leave a reply