RÖPORTAJ: Göksel yeni albümünü ve yeni hayatını anlatıyor!

0 Posted by - 10 May 2009 - O OLDU BU OLDU, RÖPORTAJ

Göksel 70’lerden 12 klasik pop şarkıyı yeniden yorumladığı yeni albümüyle geri döndü. “Başkalarının şarkılarını kendiminkilerden daha iyi söylüyorum” diyor. Bir Orhan Pamuk karakteri gibi, ikinci el kıyafetleri de daha çok sevdiğim gibi…”

ASMALIMESCİT’teki kafelerden birindeyiz. Göksel omletini küçük parçalara ayırıyor. Böyle sıradan bir şey yaparken bile gayet nazik ve anlamlı görünmeyi becerebilen nadir insanlardan. Sanki onu çevreleyen bir ışık halesi var. Kısa süre önce yeni albümünü yayınlamış bir besteci ve yorumcudan ziyade 70’lerde bir film setindeki molada zaman geçiren bir Türk filmi aktrisi gibi. Ya da Masumiyet Müzesi’nde Orhan Pamuk’un keyifle uzun uzun tasvir ettiği genç, güzel ama içten içe hüzünlü kadın karakterlerden biri. Zamanın ve mekânın dışından gelmiş gibi görünüyor ve bu, onda çocukluktan gelen bir özellikmiş gibi doğal duruyor. Zira Sabır’la ilk kez ortaya çıktığında da aynı şeyi düşünmüştüm. ‘Doğal retro’ bir kafası var Göksel’in. Şarkılarının düzenlemelerinden, ses tonundan yoruma, giyim kuşama kadar… O yüzden bugün 70’lerden özenle seçilmiş 12 klasik şarkıyla karşımıza çıkması çok da şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan bu kadar zaman bunu yapmamış olması… Göksel’in bunları anlatırken hayata yeniden başlamış bir hali var. Bunu tahmin etmek kimse için zor olmamalı aslında. Eşi ve tüm müzik kariyerini, ve aslında pek çok kararını da emanet ettiği prodüktör Alper Erinç’le bir süre önce ayrıldılar. Az sonra “Bir mentor’un var mı hayatta, kimden fikir alırsın?” diye sorduğumda “Artık yok,” diye yanıt vermesi de bundan zaten. – Yorumculuk senin gibi besteleri de olan bir müzisyene yetebilir mi? – Pek çok insan için bu bir sorun olabilir. Ama ben beş tane albüm yaptım kendi bestelerimden oluşan ve 50 küsur bestem var. Bu konuda bir sıkıntım yok.
– Peki mutlu eder mi? – Bu albüm beni başlangıç noktama götürdü. Ben şarkı söyleyerek başladım ve şarkı söylemeye âşıktım. Delice bir tutkuydu. Sonra şarkı yazmaya başladım. Stüdyoya ilk girdiğim andan itibaren de beni üzen şey şuydu: Orada sahnedeki gibi şarkı söyleyemiyordum. Aslında günün şartlarından da kaynaklanıyor bu. Dijital imkânlar artık bir şarkıcının şarkı söylemesine çok fazla imkân tanımıyor. (Bu Türkiye’ye özgü bir durum da olabilir mi acaba?) Nedense kendi şarkılarımdansa başkalarının şarkılarını daha iyi yorumluyorum.
– Bir şarkıyı alıp ona yeniden hayat vermek çok değişik bir his olmalı… – Ben aslında ikinci el kıyafetleri de çok severim. Bu da onun gibi bir his. Yaşayan bir şey var. Bir de bu Gönül Yazar’ın şarkısını (Mektubu mu buldun mu?) dinledikten sonra bana gelen his şu oldu: Sanki Fikret Şeneş bir mekup yazmış, onu Gönül Yazar bulup okumuş, şimdi de ben buluyorum ve ben okuyorum gibi bir his. O beni çok heyecanlandırdı.
– Eskiden daha mı saftı her şey sahiden, yoksa 70’lerde büyüdük diye bize mi öyle geliyor? Bu kadar fark var mı? – Var ya, çok var bence. 70’lerde büyümemiş insanlar da bu şarkıları çok beğeniyor çünkü. Biz ne kadar şanslıymışız. Benim çocukluğumun büyük kısmı 70’lerde geçti. 80’lerde de geçti ama 70’lerde bilinçaltıma girdi bazı şeyler. – Neler mesela? – Ne bileyim, Suadiye’de oturuyorduk ve denize yürüyerek gidebiliyorduk. Babam müziği çok seven ve Türk Sanat Müziği dinleyen biriydi. Radyo dinlerdi. Radyoyla büyümüş biri ve inanılmaz bir repertuvarı vardır. Şarkı söylemek bana babamdan geçti. İlk albümüm babamın bana aldığı Ajda Pekkan’ın Süperstar albümüydü. Bir kaset. O zaman modern olan şey kasetti. “Bu şimdi genç kız oluyor, bunu sever,” diye düşünmüş olmalı. 10 yaşımdaydım o zaman.

Şarkılar, kimliğimle örtüştü
– Türk filmi seyreder misin? – Evet, çok. Beni tatlı tatlı uyutmuşlar yani, onu mu demek istiyorsun. (Gülüyor) “Hayır. Aslında hiç alakası yok,” diye yanıtlıyorum. İstediğim o dönemin çocuk gözünden yansımasıyla, gerçeği karşılaştırmak. Yargılamak değil. Bu, bir kuşağın içinde bulunduğu bir durum. Çocuklara oturup da siyasi durum hakkında brief verecek halleri yoktu anne babaların. Bizi elbette korumaya çalıştılar. Çaktırmamaya çalıştılar. Belki de bu sayede ayakta kalabildiler. Yapabilenler, becerebilenler, imkânı olanlar böyle yaptı. Kim olsa aynını yapardı. “80’ler dönemini sevmiyorum,” diyor Göksel. O bir tüketim dönemi. Türk filmleri bizi tatlı tatlı uyuttu belki ama içimizde saf bir şeyler kaldı. – Albümdeki şarkılar eskiden de hep dinlediğin şeyler mi? – Evet. Bu şarkıları o zamanlar da severek dinlerdim. – Sözleri de sanki sen yazmışsın gibi… – Evet. Benim kimliğimle örtüştü. Çok laylaylom olmasın… (Gülüyor) Dinlerken duygulandıran şeyler olsun… Böyleyim ben. – Seçerken başka neye dikkat ettin? – O kadar çok şarkı dinledim ki… Ama Rashit grubundan Orkun Tunç da bana çok yardımcı oldu. Arşivcilerle tanıştırdı beni. Bir ay boyunca gece gündüz şarkı dinledim ve çoğu da kötüydü. Çok saçma şeyler de yapılmış. O zamanlar şöyle bir moda varmış. Mesela bir şarkı ünlü olmuş, tutmuş ya. Aynı sene bütün popüler kadın şarkıcılar o şarkıyı söylemiş. Defalarca dinliyorsun aynı şarkıyı. Düzenlemeleri bile aynı.

70’lere özel ilgim var
– Aslında 70’ler hiç de dertsiz yıllar değil. Saflık var mı ondan da emin değilim. Darbeler, muhtıralar, idamlar, ekonomik kriz, kuyruklar, teröre varan siyasi kamplaşmalar. Bütün bunların dışında bir pop müzik var ve çok da steril. – Ben tatlı bir dönem olarak hatırlıyorum. Eve çok yansımasa da dışarıda ürkütücü bir şeyler olduğunu sezebiliyorduk. – 70’lere karşı özel ilgin var mı? – Belli olmuyor mu? (Üzerindeki kıyafeti gösteren bir hareket yapıyor, önümde duran albüme bir bakış atıyor ve gülüyor.) – Oluyor. – Evet. Her zaman vardı. 2001 yılında Günün Birinde ve Niyet’i söylemiştim. Onlar da 45’lik şarkılarıydı. O dönem bayağı bir nostalji furyası oluşmuştu. O kadar çok insan cover yaptı ki. Ben devam ettirmek istememe rağmen vazgeçmiştim. – Kirli dünyamızın kirli müziği! – Şarkıların yeni halleri özüne sadık bir biçimde kaydedilmiş. Çok fazla değiştirip bozmamışlar. Sanki aynı şarkıları, aynı zaman diliminde ama daha iyi bir teknolojiyle kaydetmişler gibi. – Gerçekten böyle mi? – Şarkıların orijinal hallerini bozmayı sevmiyorum. Benim bu şarkılarda sevdiğim saflık ve temizlik. Yani şarkının akıp gitmesi. Analog ve akustik hissi. O dönem dışında bir şey yansıtmasını istemedim. Kirli dünyamızın kirli müziğine benzesin istemedim.

1 Comment

  • Anonymous 11 May 2009 - 15:17 Reply

    Gazetede yazdığınız zaman da yazılarınızı bulmak epey zordu hatta bazen olmuyordu.

  • Leave a reply