Röportaj // Mehmet Uluğ, Ahmet Uluğ ve Cem Yegül 20’nci yılında Babylon’u anlatıyor

0 Posted by - 20 November 2013 - O OLDU BU OLDU

(2009 yılında Babylon’un 20. yılı dolayısıyla yaptığımız röportajı tekrar yayınlıyoruz. Mehmet Uluğ’u kaybettik. Bütün müzik camiasının başı sağolsun.)

babylonrop

Rock’n Coke’tan Efes Pilsen Blues Festivali’ne, Akbank Caz Festivali’nden One Love ve S.O.S.’e sayısız festival, etkinlik… Babylon gibi bir kulüp, Doublemoon ve Pozitif Edisyon gibi uluslararası iki plak şirketi. 20. yılını kutlayan Pozitif, şimdi de Ayazağa’da kapalı konser arenası kuruyor..

İstanbul’da eğlence ve kültür-sanat yaşamında önemli anlar ve tarihler var.
Ama bir milat arıyorsanız Pozitif’in 20 yıl önceki kuruluşunu listenizin üst sıralarına koyabilirsiniz. Çünkü, kimsenin öngöremediği bir biçimde eğlence hayatı pek çok alanda Pozitif’ten önce ve Pozitif’ten sonra diye ikiye ayrılıyor.
1989’da babalarının Baro Han’ın üst katındaki ofisinde, sevdikleri caz müzisyenlerine Türkiye’de konser verdirmek üzere çalışmaya başlayan Ahmet-Mehmet Uluğ kardeşler ve arkadaşları Cem Yegül’ün bugün geldiği nokta artık ülke sınırlarını çoktan aştı.
Babylon Lounge’da masaya oturduk, zaman zaman ‘yönetim kurulu toplantısı’ tadında o zamanı, şimdiyi ve geleceği konuştuk.

– Çok büyüdünüz. Bu size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?
– Mehmet: Eskiden kendimize karşı sorumluyduk. İlk 10 yıl. Şimdi sorumluluk hissi çalışanlara ve seyirciye. Pek çok etkinliği bir arada yürütmeye çalışmak, bu boyutta bir şirketi yönetmek ve tüm bunları yaparken Pozitif ruhuna sadık kalmak zorundayız.
– Ahmet: İlk çıktığımızda bir tutkunun peşindeydik. Ve tek amacımız inandığımız kaliteli müziği sunmaktı. 20. yılda bu dengeyi tuttururken dört tane şirket, garsonlarıyla birlikte 100’e yakın çalışanla, devamlı bir kriz döneminde ayakta kalmak gibi endişelerimiz var. Bütün bunları yaparken müzikte belli bir çizgiyi devam ettirmek, diğer yandan da vahşi bir dünyada etik değerlerden ödün vermeden durabilmek zorundasınız.
– Mehmet: Bir de tabii belli müzisyenlerin bize yüklediği bir sorumluluk da var galiba… Sanki vakıfmışız gibi bir beklenti oluştu. Özellikle cazcılar arasında. Yurtdışında bu tip işleri devlet çok destekliyor.

– Bir nevi ‘kültür bakanlığı’ gibi bir beklenti mi?
– Mehmet: Aynen öyle. Bu da bizim çözeceğimiz bir şey değil. Bozuluyorlar da.
Şimdi bir festivalde aynı cazcıları kaç kere çıkarabilirsiniz ki…

– Akbank Caz’dan mı söz ediyorsunuz?
– Mehmet: Elbette. Akbank Caz’da çıkmak istiyorlar ve her sene çıkmak istiyorlar. Biz her sene farklı isimlere yer vermek istiyoruz. Üzülüyorlar, bozuluyorlar, öyle olunca biz de üzülüyoruz. Korumamız gereken çok zor dengeler var.
– Ahmet: Birtakım insanlar var ki hakikaten müziğiyle çok hak ediyor, çok kaliteli ve müziğiyle çok başka bir boyutta.
Ama ticari açıdan başarılı olamıyor.
Oradaki dengeyi tutturmak çok zor.
Babylon’da onu yapmaya çalışıyoruz ama her zaman bir vakıf ya da devlet gibi desteklememiz mümkün değil.

TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYDUK
– Hiç özeleştiri yaptınız mı 20 yıllık döneme bakıp? Şurada yanlış yaptık gibi…
– Mehmet: (Gülerek) Çok yanlış karar aldık ama bir şekilde hepsi doğruya dönmüştür sonradan. Mesela Babylon yerine şu anda Alman Hastanesi’nin bahçesine bakan bir bina almış olabilirdik ve her şey farklı olurdu. Orada bir eski eser vardı ve son aşamaya gelmiştik. Az daha alıyorduk.

– Asmalımescit’e ilk kez ne zaman demir atmaya karar verdiniz?
– Mehmet: Babamızın ofisi vardı Baro Han’da, şimdiki Ada Müzik’in üstünde.
Amerika’dan döndüğümüzde orada çalışmaya başladık.
– Ahmet: İlk konserimizden itibaren sanatçılarımız Pera Palas’ta kaldı. Yemeğe gittiğimiz yer Yakup’tu. Yani biz bu mahalleyle başladık her şeye zaten 20 yıl önce. Babylon’u önce ofis olarak kiralamayı düşünüyorduk. Kulüp yapma fikri sonradan çıktı ve çok düşündük burada açılır mı, açarsak da insanlar gelir mi diye.

– O dönem hayli ücraydı Asmalımescit…
– Mehmet: Babylon’un kapısından çıktığınızda sol tarafa inemezdik.
Tehlikeliydi.

– İşlerin bu noktaya geleceğini tahmin ediyor muydunuz?
– Mehmet: Hiç beklemiyorduk. Biz sadece kendi sevdiğimiz cazcıların konserlerini yapmak istiyorduk.
– Cem: Kulüp fikri hep vardı ama kafamızda.
– Ahmet: İlk konserlerden sonra kafamızda gelişen en uç düşünce festival yapmaktı.
– Mehmet: ‘Bir konser için o kadar sponsor bul, reklam topla’ yerine, bir seferde hepsini yapalım diye düşünüyorduk.

– Sonra nasıl gelişti olaylar?
– Ahmet: Vizyon konusu daha çok Mehmet’in kafa yorduğu şeyler arasında.
Zaman zaman o bize açar bu konuyu. Ama yine de hiçbir şeyi gelecekte şöyle yapacağız diye yapmadık. Taş üstüne taş koyduk ama hiçbir zaman o duvarı yapacağız diye planlamadık.
– Cem: Uzun vadeli planlar pek yapmadık.

DOĞAYLA MÜZİK BULUŞMALI
– Ne var gelecekte?
– Mehmet: Bir kere ilk hedefimiz hakikaten uluslararası bir şirket olmak.
Yani Türkiye’de yerleşmiş ama tüm dünyada çalışan bir şirket olmak. İşte eventleri Times’da, Newsweek’te, CNN’de çıkan bir şirket olmak Veya Azerbaycan’da, Romanya’da ve hatta Paris’te event yapabilen bir şirket olmak.
– Cem: Şu anda da uluslararası bir şirketiz aslında. Uluslararası arenada sanatçılar, menajerler ve ajanslar tarafından tanınıyoruz ve popüleriz.
– Mehmet: Ama daha da fazla olmalı.
İkinci konu kurumsallaşmak. Şimdiye kadar her şeyi biz bizzat üçümüz yaptık.
Ama artık biz yapmayalım istiyoruz.
– Ahmet: İlk zamanlarda posteri de biz asıyorduk, zarfı da biz postalıyorduk.
– Mehmet: İşin o yönü tabii geride kaldı ama mesela Cem bugün hâlâ booking’lerle uğraşıyor. Ahmet hâlâ broşür metinlerini okuyor, kontrol ediyor. Artık bu olmasın.
– Cem: Ve biz eventlerimizi genişletebilelim.

– Pozitif’in ‘butik işletme’ imajı bozulmayacak mı büyüdükçe?
– Ahmet: Neredeyse beş yıldır zaten bunu tartışıyoruz. Ama büyümek zorundasın. Yoksa ufalıyorsun. Bisiklete binmek gibi, durduğun zaman düşüyorsun.
Başka bir şansın da yok.
– Mehmet: 20 yıl önce Beyoğlu’nun arka sokaklarında bir kulüp açmak alternatif bir girişimse, bugünkü yapıda bir şirketin olanaklarıyla onun muadili şudur: Türkiye’nin güçlü doğasıyla müziği buluşturmak. Kapadokya olabilir, antik tiyatrolar olabilir. Doğanın gücüyle müziği birleştirmek. O kadar fazla insan gelir ki yurtdışından, bu uluslararası boyutta da ses getirir.

– İki tane de plak şirketiniz var…
– Ahmet: Biz krizlerden hep büyüyerek çıktık. Ve bir sinerji yarattık. Bir yandan festivaller, bir yandan kulüp, bir yandan da plak şirketleri. Yurtdışında da ciddi bir dağıtım ağımız var. Pozitif Edisyon zaten yurt dışını hedefleyerek kurduğumuz bir şirket. Türkiye’den iTunes’a giren ilk plak şirketi biziz. Bunu prestijimiz ve yurtdışındaki yüzümüz olarak görüyoruz.
– Mehmet: Mesela Fatih Akın, bizim Almanya’da yayınlanan albümlerimizi görüp heyecanlanıyor ve filmi yapmaya (İstanbul Hatırası) öyle karar veriyor. Film dünyada gösteriliyor, ondan dolayı sanatçılar dünyada turlamaya başlıyor. O çok olumlu bir hareket. Bizim yurtdışına açılan yüzümüz.

İNSANLAR UKALA VE SEÇİCİ OLDU
– 20 yılda etkinliklere katılan insan profili nasıl değişti?
– Ahmet: Üç-dört sene öncesine kadar çok kalabalık, birbirinden farklı ama bir arada eğlenen ve çok nitelikli bir kitle vardı. Manu Chao konseri örneğin…
Zengini de, fakiri de müzik ile bir araya geliyordu. Mesela Babylon. Bir noktada popüler oluyor, trendy oluyor ve bir sürü insan oraya popüler diye geliyor. Biz kendimizi hiçbir zaman ona kaptırmadık.
– Cem: 20 yıl önce insanlar çok daha naifti, bilgisizdi ama her şeye daha açıktı.
Şimdi Pozitif’ten ve yan kuruluşlarından sonra sektör çok gelişti ve Pozitif’in bu gelişmeye çok katkısı oldu. Babylon benzeri kulüpler, Pozitif’in yaptığı gibi festivaller yapılmaya başlandı.

– Çeşit arttı, insanlar artık buluşmuyor, ayrışıyor. Böyle mi?
– Cem: Aynen. Sektör büyüyorsa insan var demektir. Bu iyi. Ama daha seçici oldular, daha fazla bilgilendiler, daha ukala oldular.
– Mehmet: 15 yıl önce herhangi bir caz konserinin biletleri hemen biterdi. Bugün aynı anda Wayne Shorter İş Sanat’ta çalarken, Ron Carter Babylon’da çalıyor, Cemal Reşit Rey’de başka bir etkinlik oluyor… Çok seçenek var ve insanlar seçiyor doğal olarak.
– Ahmet: İstanbul seyircisi çok fazla doymuş durumda ve çoğu zaman bu çeşitliliğin değerini bildiklerinden emin olamıyorum.
(19 Nisan 2009 tarihinde yapılmıştır.)

No comments

Leave a reply