Sokak müzisyenleri meselesi (!)

0 Posted by - 20 August 2011 - O OLDU BU OLDU

Siyasiyabend

“Bu yıllardır devam eden bir durum aslında. Dönem dönem rahat bırakırlar, sonra birden polis veya zabıta gelir, ‘İzniniz bitti, gidin’ der. Hatta üç ay gelmedikleri zaman ‘Başlarına bir şey mi geldi acaba?’ deriz. Ama bu sefer sandalye-masa toplama operasyonuyla çakışınca çok dikkat çekti.”
Sokak müzisyenleri meselesini merak ediyorsanız işin aslı bu. Kim diyor? Alatav isimli grubuyla sokaklarda çalan müzisyen Ahmet Öztürk (Radikal, 18 Ağustos, Elif İnce’nin haberi). Bundan ötesi edebiyata girer.

Ne ilk ayağı masa toplama olan gizli bir operasyon (!) devreye sokulmuş durumda, ne bundan sonra sırada mini etek yasağı gelecek, ne de insanların başları kapatılacak.
Sadece Beyoğlu Belediyesi’nin, eleştirilmesi son derece doğal, yersiz, plansız programsız uygulamalarından biri daha.
Belediye başkanı müzisyenlerle değil gürültüyle mücadele ettiklerini söyledi. Madem derdiniz gürültü o zaman tavsiyem hoparlörlerini sokağa çevirip sesi sonuna kadar açarak dandik müzik yayını yapan Beyoğlu butiklerini de ziyaret etmeleri.
Bu durumu eleştirmek yerine koca koca adamlar, kadınlar Twitter’da Facebook’ta ortalığı birbirine katıyor. Daha ne olup bittiğini bile bilmeden. Sanki bütün sokak müzisyenleri bir anda ortadan kalkmış ve onlarsız yaşayamayacaklarmış gibi (sanki bir kere bile gidip görmüşler gibi) davranıyorlar. Feryat figan…
Facebook’ta “Sokak Sanatlarına Özgürlük” isimli bir grup kurulmuş. Kurulsun. Ne güzel. Ama hiçbir işe yaramayacak ki. Onbinlerce kişi de üye olmuş. Cem Yılmaz’ın dediği gibi acaba hadise çıksa kaçı gelir sokağa? Kaçı gidip baktı acaba müzisyenler orada duruyor mu diye? Kaçı Alatav’ı dinlemiştir? Kaçı Siyasiyabend’i biliyor? Ama mesele “şeriat korkusu” olunca gerek yok. Parmağını kaldırıp “katıl” tuşuna basıyorsun. Tamam. Birisi ortaya yalan yanlış bir laf atıyor, haydi linç başlasın. Asıl meseleyi çözmeye gerek yok. Karşı tarafa vuralım yeter. En fenası da artık öyle bir bölündük ki kimse kimseye kuru kuruya yardım elini uzatmıyor. İşin içinde karşı tarafa çakmak olursa o başka tabii. “Haydi şortları giyelim, haydi sokakta içki içelim, haydi otobüste öpüşelim.” O zaman saçmalamak serbest…
Galiba hepimiz delirdik ve başkalarını da delirtmek için kanırttıkça kanırtıyoruz. Demokrasi değil, Büyük Çıldıray Projesi bunun adı…

“Kartlı” sokak sanatı mı olur?

Sokakta sanat yapanlar, müzik yapanlar, duvarları boyayanlar şehrin doğal birer ürünüdür. Belediye istediği kadar kovalasın, duvarın çatlağında biten çiçek misali onlar kendilerine yaşam alanı bulur. Belediyelere kalsa tek sokak sanatı elektrik trafolarını köy evi gibi boyamak olur ki, o da sizi bilmem ama beni hiç kesmez…
Ne Ahmet Misbah Demircan’ın vereceği karta, ne özenle taradığı saçlarını savurarak bahsettiği sanat kriterlerine ihtiyaç var. Sokak sanatları “rağmen” olur. İzne tabi olmamalı. Banksy’nin Londra belediyesinden duvar boyamak için kart istediğini düşününsenize… O kartı beklese Banksy, Banksy olabilir miydi?
Beyoğlu Belediye Başkanı bunu anlamalı. Gürültü kontrolü tamam,
ama bu işi düzenlemeye girişmemeli.

“Part time” vicdan

12 şehit verdiğimiz gün Twitter ve Facebook yıkıldı. Saat 20.00’de F-16’lar Kandil’i bombalarken savaş naraları, “yıkın oraları, dümdüz edin” mesajları zirve yaptı. Öyle ki arada başka bir konudan bahsetmeye cesaret edenlere nefret mesajları yağdı. Herkes Yılmaz Özdil kesildi. Zaten için yanıyor, tepen atmış, moralin bozuk, bir de işin gücün yoksa ikinci sınıf Yılmaz Özdil’lerden fırça ye…
Şehitler varken neden güldün, neden şunu dedin, neden oraya gittin?
Twitter’da bir-iki küfür sallamadın, ana avrat küfretmedin diye neredeyse vatan haini ilan edileceksin. Diyelim ki anladık, sineye çektik. Milletimiz hassas dedik. Peki sonra ne oluyor?
Gece yarısı itibarıyla Real Madrid-Barcelona maçı başlıyor. Hooop topluca futbola geçiliyor. Her şey unutuluyor. Siz küfür yediğinizle kalıyorsunuz.
Part time vicdan böyle işte. Boş zamanlarında bir-iki tivit at rahatla. Gece uykuya faydalı herhalde.

No comments

Leave a reply