Tarkan’ın Türkiyesi

4 Posted by - 17 June 2017 - O OLDU BU OLDU

mtez

Türk insanının kalbine açılan kapının anahtarı Tarkan’ın elinde. Ve onu kullanmasını biliyor. “Ahde Vefa”da Türk klasiklerini yorumlayarak beğeni toplamıştı, 14 şarkılık yeni albümdeyse yeni bestelerle bunu yapmaya girişiyor

Bir arkadaşım albümü eline aldı, arkasını çevirdi biraz baktıktan sonra espriyi patlattı: “Resmen eski Türkiye”. Söz müzik Tarkan, söz müzik Sezen Aksu, söz müzik Nazan Öncel, söz müzik Ümit Sayın, söz Aysel Gürel, aranjmanlar Ozan Çolakoğlu.
Demek böyle olduk. “Eski Türkiye ha” dedim içimden. Kim itiraz edebilir ki? Yani bu saptamaya itiraz edebiliriz de, popta eski Türkiye’ye ben itiraz etmem. Bayılırım hatta.

20 Mart 2016’da “Tarkan’ın hatırlattığı değerler” başlıklı bir yazı yazmış, şöyle demişim: “Tarkan ‘Ahde Vefa’ ile yeni nesillere kalplerimizde yer etmiş klasik şarkıları tanıtma ve aktarma misyonunu üstleniyor. Müzikal olduğu kadar tarihi bir görevi de icra ediyor. Albümün en önemli misyonu ise manevi yönü.”

İşte bu manevi yön dediğim şey Türk insanının kalbine giden kapıyı açan bir tür anahtar. Ve bu anahtar yeni albüm “10”da da yine kapıları kilitleri açmayı başarmış gibi duruyor. Nedir o menevi yön? “Ahde Vefa”da şöyle demiştim: “Bu şarkılar bizim hepimizin DNA’sında var olan, kimliğimizin bir parçası haline gelmiş şarkılar. Bu şarkılar ortak değerlerimiz. Bu şarkılar evimizdir.”

Tarkan bu defa kimliğimize işlemiş kendi müziğini ve bestelerini seslendiriyor. Bu bildiğimiz sevdiğimiz Tarkan usulü klasik bir pop albümü. Ne daha azı, ne daha fazlası.

Burada şunu söylemem lazım. Tarkan Türkiye’nin en rahat starı olabilir. O kadar çok seveni var, o kadar sadık bir kitleye sahip ve müziği o kadar doğru bir kanaldan yürüyor ki, ne yaparsa yapsın kabul ediliyor ve el üstünde tutuluyor. Konserleri hep ağzına kadar doluyor. Albümleri hep listelere tepeden giriyor, şarkıları ezberleniyor, bütün sahiller, taksiler, ordu kantininde kimsenin konuşmadan büyülenmiş gibi seyrettiği o televizyon hep Tarkan’ı gösteriyor.
Kuruyemişçinin, elindeki fıstıktan bir tane ağzına atarak yüzünüze bakmadan para üstünü verdiği o kalabalık köşe dükkanın ekranında da Tarkan var, ilerideki pub’ın zamanı gelince futbol maçı açılan dev ekranında da. Rakı masasında da, Açıkhava’da da, dolmuşun radyosunda da, Çeşme’deki beach’te güneşin altında da dinleniyor işte.
(Not: Yazının yayınlanmasının ardından gelen bilgilere göre ilk gün piyasaya verilen 250 bin adet CD tükendi.)

O yüzden Tarkan yaratıcı olmalı mı? Tarkan yenilik yapmalı mı? Müziğini revize etmeli mi gibi sorular yanlış sorular. Doğru soru şu: Tarkan ne yapıyor da bu kadar çok seviliyor?

Şarkıları dinlerken albüm kitapçığına ve sözlere bakalım. “Yolla” sözleri Tarkan’a müziği Tarkan ve Ozan Çolakoğlu’na ait bir radyo hit’i olarak tasarlanmış. A1 denen türden hareketli bir şarkı.

Söz ve müziği Gülşah Tütüncü’ye ait “Çay Simit”te dilimizdeki ve kültürümüzdeki ikilikler üzerine gidilmiş. Etle tırnak gibiyiz, bal kaymak gibiyiz, ayla yıldız gibiyiz. Ayrılamayız denmiş. Sadece gül diken metaforu biraz havada. “Köprüleri yıkamayız, gemileri yakamayız” deniyor. Bilmiyorum mesajsa mesaj. İki sevgili ya da iki kesim de olabilir pekala.

“Ben Senin”, itiraf edelim ki ilk bakışta “hay ben senin…” diye algılanıyor. Söz müzik Sezen Aksu. Zaten ondan başkası da “Ben senin cemazülevvelini soruşturuyor muyum?” diye şarkı söyletemez Tarkan’a. Düşünsenize Sezen Aksu’dan söz istiyorsunuz, gelen söz “Ben senin cemazülevvelini soruşturuyor muyum” oluyor. Ne diyebilirsiniz ki? Kişisel bir meydan okuma “beni böyle kabul etsinler” şarkısı.

“Çok Ağladım” eli yüzü düzgün bir dans şarkısı. Minör tonlarda üzgün üzgün sağa sola sallanabilirsiniz. “Yolla” nasıl radyolarda coşması gereken bir A1 ise, bu da daha ziyade muhtelif DJ ve prodüktörlerimiz tarafında remikslenmek üzere albüme alınmış değerli bir B yüzü parçası gibi geldi.

“Her şey Fani” hüzünlü bir Sezen Aksu şarkısı. Hüzün ki, en iyi bildiği şeydir Sezen Aksu’nun, Tarkan’a da yakışıyor doğrusu.

“Kedi Gibi” tipik “seksi” bir Tarkan şarkısı. Söz müzik kendisine ait. “Kuzu Kuzu” gibi, aşka çağırıyor, sevişmeye çağırıyor. “Gel vur tam onikiden” diye başlayan şarkıyı ben başka nasıl yorumlayabilirim. “Beni korlara ver, al uçur kanatlarında, beni sar sarmala at kuyularına.” Metaforlardan metafor beğenin.

Burada bir parantez açalım, müzisyenlerden de söz edelim. Ben bir Türk popu albümünden bahsediyorsam artık Mehmet Akatay perküsyonlarda demek istemiyorum galiba. Çünkü bu yetenekli sanatçımız neredeyse hepsinde var. Bu isimden bahsetmezsem bundan sonra bilin ki var zaten, eğer yoksa Mehmet Akatay’ın yer almadığı bu albüm diye açıklarım. Aynı şey gitarist Erdem Sökmen için de geçerli.

Sadece Tarkan albümleri için aynı kuralı Ozan Çolakoğlu (aranjör ve prodüktör) Alp Ersönmez (bas), Can Şengün (gitar), Volkan Öktem (davul) için uygularım. Her birinin solo (ve birlikte de) müzik çalışmaları ve kariyerleri bulunan bu değerli müzisyenler Tarkan’ın artık müzikal yoldaşları, birlikte yürüdüğü yol arkadaşları oldu.

Ben bu isimlerin Tarkan’la çalışmaya sadece profesyonel açıdan baktıklarını düşünmüyorum. Onun müziğini, duruşunu, sözlerini ve müzik konusundaki titizliğini de benimseyen, Tarkan’a saygı duyan, onunla çalışmaktan keyif alan bir ekip bu.

Parantezi kapatalım ve gelelim albümün genel manzarasına. Tarkan önceki albümünde birleştiriciydi, ortak değerlere vurgu yapıyordu. Burada da öyle. Tarkan slogan ya da manşet atmıyor. Hepimizin içindeki sessiz fırtınalara, her gün “boşver sıkma canını bu günler de geçecek, dayan, hayatın iyi yanlarını görmeye çalış, sinirlenme, umutsuzluğa kapılma” dediğimiz şeylere oynuyor. Tabiri caizse oralarımıza dokunuyor. Bu aşk üzerine sarfedilen bir sözle olabiliyor, veya çocuklara yazdığı bir şarkıyla.

“Affedin Bizi Çocuklar” geleceğe dair endişelerin, çocukların yetişkinlerin günahlarının hatalarının bedelini ödemesiyle ilgili. Çocuklardan özür diliyorsak, iyi bir şey yapmamışız demektir. “Ne ara efendisi olduk bu diyarların, ne hakla hükümdarı, sahibi?” yanıt bekleyen güzel bir soru. Söz ve müziği Tarkan’a ait bu şarkı şahane bir rock baladı olarak da düzenlenebilir. Bal gibi bir Şebnem Ferah şarkısı gibi tınlayabilir. Albümde de akustik gitarların önde olduğu rock tadında bir düzenlemeye sahip. Son şarkı olarak kapanışa konmuş.

Albümdeki en “alaturka” şarkılar Tarkan’ın söz ve müziğini yazdıkları. Tarkan sanat müziği anlayışını popa uyarlama işini çok iyi biliyor. Aslına bakarsanız zaman içinde ustalaştığı bir konu bu. Çünkü şovsa, eskiden de şov vardı, sesse eskiden de ses vardı. Danssa eskiden de vardı. Ama bu bestelerdeki Türk Sanat müziği makamları, Türk ritimleri, giderek ustalaşarak Tarkan’ın müziğinde baş köşeye kuruldu. “Bal Küpü” mesela böyle bir şarkı.

Nazan Öncel’in söz ve müziğini yazdığı “Acımasız” da Tarkan’a çok yakışmış. Nazan Öncel, Sezen Aksu gibi acı üzerine yazmayı bestelemeyi iyi biliyor. Öncel bu durumlarla dalga da geçebilen, mizahi bir söz yazarı aslında. Ama burada işi şakaya vurmak falan yok. “Acımasız”ca yazmış aşk acısını.

Ümit Sayın’ın duygusal baladı “O sevişmeler” işte tam olarak bu yazının başında bahsettiğim “eski Türkiye” esprisini olumlar nitelikte. Kaliteli 90’lar pop müziği havası hakim.

Ben bu albümde aşk şarkıları arasına sızmış minik minik mesajlar, saptamalar, ihtimaller, umutlar, çağrılar buldum. Belki de böyle bir şey yok, artık cümleten gündemi takip etmekten kafayı yedik, nereye baksak gündeme dair bir mesaj algılıyoruz. Takdir elbette dinleyicinindir.

Yazının başındaki espriye bir göndermeye bitirirsek, aslında Tarkan ne eski ne yeni Türkiye. Tarkan’ın müziği, en güzel ve naif şekliyle sadece Türkiye. Özlediğimiz Türkiye.

No comments

Leave a reply