Türkiye’de müzik yayıncılığı neden bitti?

1 Posted by - 14 August 2010 - O OLDU BU OLDU

14mlcmt-mehroll2billboard

Geçen yıl Roll veda etmişti. Şimdi de Billboard dergisi sessiz sedasız kapandı. Türkiye’de müzik dergiciliği giderek daha sıkıntılı bir hal alıyor ve işlerin bu noktaya gelmesinde herkesin payı var…

Geçen yıl Roll’un kapanmıştı, öncesinde Rolling Stone ve Dream Dergi. Geçenlerde Billboard dergisinin kapandığını duyunca şaşırmadım, üzüldüm. Sektörle ilgili olanların beklediği bir gelişmeydi bu. Yaklaşık bir buçuk yıl önce kendi dergim Rolling Stone kapandığında hissettiklerimi hatırlamaya çalıştım. Elbette kızgındım. Hayal kırıklığına uğramıştım. Okurları yüzüstü bıraktığımızı düşünüyordum. Dergiyi kapatmadan önce alınacak bazı tedbirler olduğuna inanıyordum. Falan filan. Karmaşık hisler yani…
Yayın yönetmeni olarak iyi eleştirileri, övgüleri nasıl kabul ettiysem elbette her türlü sonucu da üstlenmem gerekirdi. Dergi kapandığında bunun sorumlusu olarak önce kendimi gördüm. Demek ki bir yerde yanlış yapmıştık.
Basında bir alışkanlık vardır. Başarılı olursanız promosyoncusundan, en uzaktaki müdürüne kadar herkes bu başarıyı sahiplenir. Onlar iyi çalıştığı için başarı sağlanmıştır. Ama herhangi bir olumsuz sonuç alındığında fatura muhakkak yazı işlerine kesilir. Reklamından, pazarlamasına, satış ve yayın stratejisine kadar bir sürü insan fikir beyan eder, derginizin kaderiyle ilgili önemli kararlar alırlar. Ama bu fikirler ters tepti mi herkes ustaca aradan çekilir, topla karşı karşıya yazı işleri kalır. Sonuç: Şut ve gol.
Kimseyi suçlamıyorum. Yazdıklarımı bir özeleştiri olarak da okuyabilirsiniz.
Benim bakış açımdan müzik dergiciliği nasıl sona erme noktasına geldi onu anlatmaya çalışayım.

*Bir kere yöneticiler geleceği görse de tedbirlerini almadılar. Dergiciliğin başta web, yeni mecralara (cep telefonları ve tabletler) kaymakta olduğunu hissediyorlardı ama değişmek zor geldi. Alışkanlıkları değiştirmek zordur. Yeni şeyler öğrenmek yerine bildikleri eski numaralara başvurdular.

*İnternet yayıncılığı dergilerde yayımlanan haberleri web’e aktarmak sanıldı. İnternet kullanıcısına ve bu mecralara uygun içerik üretmek çok geriden geldi. Hala da kafalar karışık bu konuda.

*Dergilerde sadece satış rakamına odaklanıldı. Ne reklam veren, ne de reklamı satan içerik ve okur profiliyle ilgilendi. Oysa dünyada okur profili önemlidir. Pek çok etkin derginin satışları düşüktür. Bu dergiler okurlarının nitelikleriyle hayatta kalırlar.

*Popüler müzik dergisi yayıncılığında ibre sadece çocuklara hitap eden dergilere döndürüldü. Bu şekilde içerik de zayıfladı. Poster ve çıkartma verince satış rakamları yükseldi ama bu reklama dönmedi. Zira satın alma gücü yetişkinlerde. Reklamveren sektörler sınırlı kaldı.

*Dergiye özel pazarlama stratejisi geliştirilmedi. Paket reklam satış, dergilere göre değil sektöre göre reklam alma, dergilerin kimliklerini arka plana attı. “Benim elimde şu özelliklere sahip şöyle bir dergi var” diye anlatmak yerine reklamverene “toplamda şu kadar satan beş dergimiz var” diye gidildi. Sonuçlar ortada…

*Promosyona harcanan para iyi yazılara, iyi fotoğraflara harcanmadı. Dergilerin içeriği zayıfladı.

*Elbette yazıişlerinin de hataları var. Popüler olsun, entelektüel olsun müzik dergileri özgün içerik üretme konusunda pek çok nedenden dolayı başarılı olamadı. Yeterince iyi gazetecilik yapamadılar. Türkiye’de çok zengin bir müzik yelpazesi var. Bunun çok küçük bir bölümüyle ilgilendi dergiciler.

*Ve okuyucu. Onlar dergi değil hayran oldukları isimlerin posterlerini satın almayı tercih ettiler. O sayı hayran oldukları sanatçı varsa aldılar, yoksa almadılar. Yeni şeyleri merak etmediler. Tıpkı festivallerde kendi sevdikleri grupların çaldığı saatte gidip başka hiçbir müzisyeni ve grubu merak etmeyen hayranlar gibi…

*Dünyada dergiciliğin öldüğü yıllardır tartışılıyor. Bence öldüğü falan yok. Biçim değiştiriyor. Hem yapısal hem finansal olarak. Buna uyum sağlayan hayatta kalıyor, sağlayamayan dükkanı kapatıyor. Dergicilik her zaman “niş” bir işti. Hep de öyle kalacak. Hep müşterisi olacak. Tek fark şu olacak: Okur bayiye gitmeyecek. Dergiler bir şekilde okurun ayağına (yani telefonuna, tabletine, bilgisayarına) gidecek. Dergicilerin durumu, birkaç yıl önce mp3 karşısında “CD satamıyoruz diye dövünen” müzik sektörüne benziyor. Halbuki dijtal çağa ayak uyduran şarkısını satıyor, parasını kazanıyor bugün.
Sonuç? Türkiye’de dergicilik çok güzel günler yaşadı. Ben de bunun bir parçasıydım bir dönem. Şimdi inişte. Ama yine çıkışa geçecek. Ben buna inanıyorum.

9 Comments

  • Tweets that mention Türkiye’de müzik yayıncılığı neden bitti? | hafifmuzik — Topsy.com 14 August 2010 - 11:58 Reply

    […] This post was mentioned on Twitter by Eda Demir, mehmet tez. mehmet tez said: Türkiye’de müzik yayıncılığı neden bitti? – http://hafifmuzik.org/?p=9111 […]

  • egemen limoncuoğlu 14 August 2010 - 16:27 Reply

    – internet platformuna müzik dergisini başarıyla taşıyabilen ecnebi örneklerin de sayısının (hala) öyle çok olmadığını düşünüyorum ben.
    sert rock türleri için akla ilk gelen site blabbermouth, indie için de pitchfork. ne metal hammer’ın ne nme’nin ne de rolling stone’un sitesi aklımıza ilk gelmiyor. -mesela- haberleri ilk onlardan almıyoruz genellikle.
    – türkiye’de 30lu yaşlarında -hatta 25 üstü- olup da aylık düzenli müzik dergisi takip etmeye istekli kaç kişi olduğu da biraz şüpheli. üniversite bittikten sonra o yaşa kadar ilgilendiği şeylerle hala ilgilenmeyi sürdürenlerin oranı herhalde %20 filandır. bu durumda dergilerin belli bir yaş kitlesine hitap etmek zorunda kalması bir nevi zorunluluk haline geliyor gibi. oysa evet yurtdışında -mesela classic rock gibi- belli bir yaş grubunu hedef alan dergilerin satışları hala hatırı sayılır rakamlarda geziniyor.
    – ecnebi bir dergiye şöyle bir göz atınca ilk gözümüze çarpan irili ufaklı sayfa sayfa verilmiş konser ve albüm reklamları da bir önemli mevzu bence. bizde böyle bir şey hiç bir zaman gerektiği kadar olmuyor, olamıyor. olduğu zamanlarda da eş dost muhabbeti dönüyor, ‘para’ mevzu bahis olmuyor
    – reklam departmanlarının da müzik dergisi, şu dergisi bu dergisi özellinde ekstra bir çalışma yapamadıkları aşikar. bu konuda yeterli donanıma da sahip olmadıkları da. bir müzik dergisi diğer dergilerden farklı (ya da ekstra olarak) nerelerden, kimlerden reklam alır bu konuda kafa patlatıldığını sanmıyorum. mesela sıkça yabancı dergilerde karşılaştığımız “seri ilan” mantığındaki şeyler biz de hiçbir zaman olmuyor. o konu üzerine kimse gitmiyor. oysa tam sayfa reklam ver(e)meyecek pek çok dükkan, marka, bar bu tip şeylere sıcak bakacaktır. ama tabii nike’den alınacak reklam kadar iştah kabartıcı olamıyor bu tip daha uğraştırıcı (ve daha ‘dar gelirli’) çalışmalar.
    – bir de sticker, poster vb. “çocuklara göre” promosyonlardan hiç vazgeçmeyen ve varlığınu uzun yıllardır sürdürebilmiş bir dergimiz de mevcut. demek ki belki böylesi promosyonlarla dergi alacak kitlenin sınırlı sayısı esas sorun.
    aklımdakileri şöyle bir sıralayayım dedim…

  • esra 16 August 2010 - 13:12 Reply

    çünkü artık internet var, siteleri var. türkçe olarak siz varsınız, http://www.poptrend.org var, yabancı bissürü site var..

    dergiye gerek duyulmuyor, o yüzden satmıyor.

  • 11:14 16 August 2010 - 22:08 Reply

    Yaş 25. 2000-2007 arası aralıksız Blue Jean okudum. Rolling Stone TR çıkmaya başladığı andan itibaren de iki dergiyi 2007 Haziran’a kadar takip ettim. Sonra Blue Jean’den keyif almadığımı fark ettim ve Rolling Stone’la dergi kapanana dek yoluma devam ettim.

    Erken yaşlarda dergi tadını almış biri olarak acı verdi ayrılık. Temmuz ortası Bulgaristan’da Rolling Stone BG’ye de rastlayınca derinde de olsa bir yaram olduğunu anladım. Türkiye’nin nüfus olarak 7’de 1’i olan bir ülkede bu iş yürüyor ve aklım ermiyor ya da üzerinde düşünmeye üşeniyorum.

    Neyse…

    Netten hissiz bir şekilde takibe devam.

  • lovecraft 17 August 2010 - 00:53 Reply

    Bu sorunu, müzik sahnesinin sanatçısını, dinleyicisini, yapımcısını, yazarını vs. toptan ele alarak irdelemek, “çözüm için ne yapmalı ne yapmamalı?” sorusuna cevabı verir düşüncesindeyim. Ülkeden gerçek manada tek bir indie-alternatif yıldız çıkmaz, popüler sahneye -en azından listelerde şöyle bir gözükecek- herhangi bir isim bulunmaz iken, bu işi belgeleyen dergilerin gideceği son nokta ne olabilir acaba? bilemiyorum, ama yaşananlar o son noktayı işaret ediyor. İnatla hala yayınlanan ve şahsi fikrime göre Türk dergicilik tarihinin medaar-ı iftiharlarından olan bir dergiye -sanırım tahmin edildi- yazıyorum, gururla ve onur duyarak. Umarım geldiğimiz bu üzücü noktada tutunacak tek dalımız kırılmaz, herkesin desteğini bekliyorum şahsen.

  • Umut 18 August 2010 - 16:23 Reply

    Bir okuyucu olarak bence dergiler ‘gençlik faşizmi’ne yenik düştü. Satınalma gücü yetişkinlerde (gerçi harçlığımla hem B.Jean hem Walkman alabildiğimi hatırlıyorum) ama sadakat gençlerde (o yüzden Eralp Baydar’ı hala severim diğer BJ editörlerine hala gıcık olurum) ve dergiler bu dengeyi tutturamadı.
    Sürekli alttan gelen yeniyetmelere hitap edecek içerik üreterek eski okuyucusunu kaybetti. İçerik dışında kendini yenilemedi. Yeniyetmeler için ise zaten azalan okuma oranı bir de internet mecrası ile duman olunca dergicilik başa döndü.
    Eski okuyucusunu kaybetmeyen bir Roll vardı herhalde,(bu yüzden en büyük eleştiri kimin kaç kere kapak olduğu istatistiği idi) ilk sayısından son sayısına kadar takip ettik ama bayiye ‘yeni sayısı geldi mi’ diye sorduran her dergi gibi o da kapandı.(Bir+Bir i çıkarabiliyordunuz Roll’u neden kapattınız diye de bir sorumuz var o ayrı.)
    Rolling Stone’un hikayesini Mehmet Bey’den bekliyoruz.

  • Tuna Kiremitçi’nin eleştirisi üzerine! | hafifmuzik 06 October 2010 - 11:47 Reply

    […] köşesinde benim bir süre önce müzik dergilerinin kapanmasına dair yazdığım yazıya geç bir yorum getirmiş. Konu belki biraz daha fazla tartışılır ve gündeme gelir dileğiyle […]

  • Arman 07 October 2010 - 11:10 Reply

    Bu kadar zaman sonra bu başlıktaki yorum dikkat çeker mi bilmiyorum ama hala içimde yara olan Rolling Stone hakkında bir şeyler yazmak isterim. Ben Amerikan kültürünü seven bir insanım. Dizilerini, filmlerini, kitaplarını, müziklerini seviyorum. Rolling Stone TR çıktığında da, dergi toplama kariyeri Cnbc-E’den ibaret olan ben büyük bir zevkle aldım. Sonradan değişen ve beni üzen boyutunu sevdim, içeriğine bayıldım. Hala Rolling Stone US okuyan biri olarak sizin çıkardığınız derginin içerik açısından bir sorunu olmadığını söylemek isterim. Bence Erol Günaydın, Cem Yılmaz ve niceleriyle yaptığınız haberler yeterince gazetecilik ve dergicilik niteliği taşıyordu. Resimlerdeki kaliteniz ve yazıdaki Rolling Stone üslubu şahaneydi. Tek sorun bence atanız ve markanız altında biraz ezilmiş olabilirsiniz. Özellikle dergi boyutunu değiştirdikten sonra kapaklarınız gerçekten çok kötüydü. Sürekli beyaz fonda sıradan resimlerle süslü bir kapak okuyucuyu ister istemez çekmemiş olabilir. Tabii ki True Blood kapağını Türkiye’de kullanmanızı beklemiyorum ama Cem Yılmaz, Christina Aguilera, Angelina Jolie kapakları o kadar güzeldi ki; sonradan gelen kapaklar bende de bir soğuma yaşattı. Türk dinleyicisinin yeniliklere açık olmadığı ve bu yüzden de o sayıda sevdiği biri yoksa dergiyi almadığı kesinlikle doğrudur. Ama ben derginiz sayesinde nice inde grup ve sanatçıyla tanıştım, kısıtlı olan müzik zevkim tamamen değişti. Şu an iTunes listemde istediğim her şeyi dinleyecek kadar vaktim olmadığından şikayet eder hale geldim. Bunun için size ve derginize teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

    Tabii ki dergide olanlardan kendinizi sorumlu hissetmelisiniz. Ama düşündüğümde yayın grubunuzun reklam ayağında yaptığı hatalar dışında içeriğiniz konusunda ben hiçbir zaman bir sıkıntı hissetmedim. Her ay heyecanla bayiime gittim ve dergimi aldım. Sıkılmadan hemen hepsini de okudum. Kapakların kalitesindeki düşüş kitabı kapağına göre tartan biz Türk’ler için bir geri çekilme sebebiydi bence. Sizin yanlış yaptığınız iki şeyden biri buydu. İkincisi ise Rolling Stone markasının getirmesi gereken cesaretle gazetecilik yapamayışınızdı. Daha geçen sayılardan birinde otun yasallaştırılması ile ilgili şahane bir yazı vardı RS US’de. Ya da Wyclef Jean’in başkanlık adaylığı hakkında. Hepsini bayıla bayıla okudum. Sizde böyle sivrilen yazılar olmadığından dikkat çekememiş de olabilirsiniz.

    Umarım bir gün Rolling Stone’a tekrar bir şans verilir ve umarım ekibiniz hatalardan ders almış bir şekilde yeniden toplanır. Çünkü ne Billboard, ne Dream içerik açısından RS’nin yanına bile yaklaşamıyorlardı. RS bir müzik dergisi değil, bir popüler kültür dergisidir. Peter Travers’ın sinema eleştirileri beni nice sinema dergisinden daha çok bilgilendiriyor örneğin.

  • mehmet seksiitez 14 July 2011 - 23:14 Reply

    internet dergiciliği de öldürdü. 2000 yılına kadar bütün haftasonu blue jean dergisi okurdum. sonra o derginin içeriği de bozuldu. bütün haftasonu okuduğum dergiyi 2 saatte bitirmeye başladım. sonra nayim dilmener gibi arşivci yavşaklar eleştirmen diye çıktı ortaya

  • Leave a reply