Uzaylının Çeşme rehberi

0 Posted by - 31 July 2011 - O OLDU BU OLDU


Alaçatı sokaklarından, Aya Yorgi’nin beachlerinden, Ilıca’daki Sheraton’dan, Çeşme Marina’dan, Port Alaçatı’dan bildiriyorum. Ama benimkisi biraz “uzaylı” gözü. Yol yordam bilmeyen İstanbullu’nun izlenimleri…

*Çeşme şahane denizi, doğası, koylarıyla çok güzel bir yer. Ciddiyim. İnsanlar buraya geliyorsa şaşrımamak lazım. Gelmemeleri acayip olurdu. Ama son yıllarda o kadar fazla geliyorlar ki her taraf inşaat, her yerde bir hazırlık…

*Çeşme’nin has adamı olmak için size altın bir tavsiye: Zengin olun. Kalkık yakalı lakostlar, muhtelif markalı gömlekler, rolex’ler, adını bilmediğim bir takım pahalı markalardan şortlar, garip şekilli ayakkabılar (bkz. sıradan insanın bilmediği pahalı marka ayakkabı morfolojisi) giyin.

*Hadi bunlar yok diyelim, bir Range Rover’ınız, Audi Q7’niz, iri yarı bir Mercedes’iniz ya da 7.35 BMW’niz olacak en azından. Neden mi? Mesela marka olmayan şort ve terliğinizle sıradan biri gibi dolaşıyorsanız görünmezsiniz. Ama o şortun cebinizden bir anahtar çıkarıp karşı kaldırımdaki cipi “vık vık” ettirdiğiniz anda herkes sizi görür. Welcome to Çeşme. Bodyguardlar sizi içeri alır. Tamam diyelim hiçbiri yok, en azından bir Armani terlik falan uydurun canım.

*Bunca tesis, bunca yatırım bunca mekan, bunca otel hep yılda bir buçuk ay için. Çeşme Marina dükkanlar 12 ay açık olsun diye işletmelerden kira almıyor, cirodan yüzde alıyormuş. Herkes sezonun uzamasını istiyor. Bana kalırsa Çeşme’de sezon uzasa, yıla yayılsa belki fiyatlar da biraz normale döner.

*Kime sorsam “sezon bitince Çeşme çok sıkıcı, kimse kalmıyor” dedi. Halbuki bana burası asıl o zaman güzelmiş gibi geldi. Yani Çeşme neticede çok güzel bir yer, bu kadar ilgi çekmesi boşuna değil ve burada sezon aslında sezon bittikten sonra başlıyor olabilir. Bunu bir düşünün bence.

*Aya Yorgi Koyu’nda beach club’lar var. Beach club nedir derseniz kumun ve denizin üzerini baştan başa tahtayla kapatıyorsunuz, üstüne dev kadar minderler koyuyor, müziği sonuna kadar açıp fiyatları da normal şehir fiyatlarının beş katı yapıyorsunuz, beach club oluyor. Kızgın güneşin altında ellerinde blush’larla trendy kızlarımız kadınlarımız çoğunlukta. O güneşte şarap adamı ne uyutur ama değil mi… Hop güneşin altında kestirmeye…

*Aya Yorgi gece ayrı bir olay. Koy ışıl ışıl. Kelime oyunu değil, gerçekten. Koyun ortasında duba şeklinde dev ışıklı Absolut şişesi var denizin içinde. Her taraf markaların sponsorluğunda etiketlenmiş.
Burada Kafe Pi, Babylon, Marrakech, Paparazzi ve Sole Mare adındaki beach club’lar var. Her birine günde yaklaşık günde 2-3 bin kişi girdiği söyleniyor.

*Babylon nezih bir yer. Burada caz kulübü ya da marjinal mekan olarak biliniyor biraz. Geçen yılın en popüler beach club’ı. Ama bu yıl sadece hafta sonu geceleri açıkmış.

*2011’de en “trendy” en fazla dolan ve herkesin en fazla gitmek istediği beach Marrakech. Çünkü burada güzel kızlar ve yakışıklı adamlar var. “Çikolatalar püskevitler, anne bizde niye yok” şeklinde takılanlar çoğunlukta.
Zengin bir kısmet çıkması büyük ihtimal, olmadı eğlenirsiniz. Herkes birbirini süzüyor, herkes iyi yere dükkan açıp görünür olmak istiyor.

*Buranın DJ’i sabit dıp tıs ritimle gece boyu sallanmaya müsait ne varsa çalıyor. Black Eyed Peas, Ajda Pekkan, Bon Jovi… Ortaya karışık. Ama bana sorarsanız müzik kimsenin umurunda değil. Heavy metal de çalsa gene gelir bu kitle buraya.

*Paparazzi daha rock, 80’ler, 90’lar çalan bir yer. Ben gittiğimde Cake çalınıyordu. Müşterisi daha genç. Bir bira alıp takılabileceğiniz bir yer. Marrakech’in yanında bohem bile kalıyor.

*Beach’lerde fotoğraf fobisi var. Arkadaşlarınızla bir iki flaş patlatırsanız bir güvenlik yanınıza gelip neler olduğunu soruyor. Çünkü muhtemelen etrafta fotoğrafı çekilirse başı ağrayacak birileri oluyor.

*Beach’lerden çıkışta ne mi oluyor? Inside diye bir yer var. Sabah 4’te açılıyor. Eve gitmiyorsanız adres orası.

*Port Alaçatı, Alaçatı’nın marinası. Girişte Port Alaçatı evleri var. Evinizin arka tarafına arabanızı, önüne teknenizi park ediyorsunuz. Önlü arkalı çok şık. Miami’deki Star Island havasında. Hemen devamındaki Port Alaçatı, Çeşme Marina’ya göre daha sakin ama zaman geçirmekten hoşlanacağınız bir yer. Ben Deli Deli diye bir yere gittim. Adı kötü ama DJ fena çalmıyordu. Biraz 90’lar tarzı funky house. Beach club’lar gibi bağıra bağıra konuşmanıza gerek yok. Rahat rahat sohbet edebilirsiniz.

*Çeşme Marina iki yıllık ama pek çok bölümü geçen yıl açılan yeni bir yer. Pek kimse burayı bilmiyor ve bence bu bir eksiklik. Babylon’un bir diğer mekanı olan Monk by Babylon çok güzel bir caz kulübü havasında, Marina’nın en neşeli yeri. Burada çalan canlı müzik her yana yayılıyor.

*Çeşme Marina’da yemek yemek için Tuval’e gidiliyor. Buranın en lüks restoranı, herkes orada. Şanslı ve hatırı sayılır biriyseniz deniz kenarında bir masa buluyor ve buranın özel yemeklerinden söylüyorsunuz. Alaçatı’daki Tuval gibi Marina’daki Tuval’in de bonfilesi meşhur. Ama tabii deniz kenarında balık yeniyor. Ahtapotu, midye çorbası, deniz ürünlü raviolisi ve salataları tercih ediliyor. Güzel bir de şarap da açtınız mı ortam tamam.

*Alaçatı dar sokaklar, artık her biri birkaç milyon dolarlık taş evler, onların içinde şık restoranlar, kafeler, barlar diyarı… Buralarda büyük şehirlerimizin ileri gelenleri sohbet edip şıkır şıkır bir ortamda bir Ege Kasabası’nda İstanbul lüksünü yaşıyorlar. Alaçatı sokakları Çeşme’deki kısa “uzaylı” ziyaretimde gördüğüm en şık yerler. Bütün beyaz türkler, beyazlaşmış olanlar ve beyazlamaya çalışanlar ve ayrı bir kategori olan bronztürkler, hepsi burada.
Bu insanların gece yarısından sonra Aya Yorgi’ye gidip çıldıracaklarını söylese biri inanmazsınız ama öyle.

*Neredeyse yüzlerce yer var Alaçatı sokaklarında. Maria’nın Bahçesi, Sisarka, Riba, Karina, Tuval, Yaya, El Beso (köşe masası tam sokağa hakim, buraya oturmak için kesin kavga çıkıyordur), Rosemary, Picante, Kalamata, Bistro Bumba, Roka Bahçe… Benim yürürken şöyle ilk bakışta gözüme takılanlar. Daha onlarcası var say say bitmez. Deniz çupraları, orfozlar, fener balıkları, dil balıkları, bonfileler, bin türlü meze, otlar, kalamar, ahtapot, zeytinyağlılar… Mekanlar, mönüler farklı ama hava aynı. Taş ev, enteresan aydınlatma, otantik objeler, tahta masalı bahçeler, avlular… Gayet çekici…
*Orta Kahve’nin ilerisinde, pek gözde bir yer olan Köşe Kahve’nin tam karşısında bulunan, sokakta boş yeri olan tek kahve olduğundan hemen oturduğum 15 Eylül Kıraathanesi’nde üç dört yıl önce boş boş okeye dönen amcalar varmış. Şimdi bronz tenli yakışıklı, siyah önlüklü Converse ayakkabılı garsonlar var. Espresso’lar, Capuccino’lar havada uçuşuyor.
*Köylüler daha önce bu sokaklarda yer alan ahırlarını falan yok paraya satıp yerine yapılan ve para basan restoranları görünce ne hissediyorlar acaba… Soracaktım ama köylü göremedim ortalıkta.
*Ana sokak üzerindeki Bey-Evi oteli restorasyonun ardından çok şık görünüyor. Dikkatimi çekti. İçeri girip eski halinin resmine baktım. Büyük para ve emek harcanmış, belli. Çeşme’de aşağı yukarı her yere yapılan yatırım, harcanan emek ve para böyle. Bazen dekor ya da film seti gibi her yer.
*Pek çok butik otel var Alaçatı’da. Butik otellerden Padma pek havalı. En gözde yerlerden biri. Ama en ilginci La Capria diye bir yer. Normalde merkezin biraz dışında toz toprak içinde bir caddede bir grup ev gibi görünüyor. İçerisi vaha gibi. Odalar gecelik 400 Euro’dan başlıyor. Çok zevkli döşenmiş bir yer. Ortada bir havuz var. Haliniz vaktiniz yerindeyse, canınız 5 yıldızlı otelde değil küçük bir yerde kalmak istiyorsa buraya geliyorsunuz. Gözden uzak takılıyorsunuz. İçieride bir de Da Vittorio Restaurant var.
*Şimdi sizden gelecek mesajları ve önerileri tahmin edebiliyorum. Onlar da gelecek sefere…

5 Comments

  • Ceren 31 July 2011 - 18:56 Reply

    eskiden ailecek oraya giderdik, şimdi fiyatlar yüzünden zor gidiyoruz, mesela aya yorgiden direkt denize şezlong parası vermeden girebiliyorduk artık o da mümkün değil ama alaçatının hareketli havası insanın içini açıyor gerçekten de :).

  • Muhsin Keskin 01 August 2011 - 08:44 Reply

    Çeşme’deki beach’ler (en azından bir kısmı) üstüne: http://muhsinkeskin.com/2010/07/26/babylon-vs-sole-mare/

  • Mustafa 01 August 2011 - 12:34 Reply

    Söylediklerine aynen katılıyorum. Tuval’in yemeklerinde pek bir cacık yok yalnız. Hele çok meşhur balıkçı dedikleri Dalyan’daki Cevat’ın Yeri’nde yemekler vasatın altında hem de fiyatlar çok pahalı. iki kişi birimiz balık yemeden 250 TL hesap ödedik. Pek tavsiye etmiyorum. El Beso güzeldi.

  • dilek 03 August 2011 - 11:51 Reply

    tam anlamıyla kazık. öyle sakin bir ege kasabası filan değil(turizm mevsiminde tabi). hele birde herse gelsin dediğim garson kız suratıma mal mal baktı ya. bittiğim andı. denizine, içindeki konfora, dokusuna diyeceğim yok.ortalıkta kıroların olabildiğince az olmasına lafım yok. ama orayı sömürmeye de gerek yok. Öncel gibi yapacaksın yapacaksan kışları orada olacaksın. sonbaharda, ilkyazda. kendine sote yer belirleyeceksin.

  • Enis 04 September 2011 - 00:45 Reply

    Geçenlerde Alaçatı’nın ara sokaklarında dolaşırken, muhtarlık önünde yaşlıların konuşmalarına kulak misafiri olduk.

    “Eskiden köpek bağladığımız evler bile otel oldu” diyordu biri.
    Bir başkası da “bizim hiç bir evde cumba yoktu. Bunlar her eve cumba ekliyorlar” diyordu.

  • Leave a Reply to Mustafa Cancel reply