VAZGEÇMEK ÜZERİNE BİR YAZI

10 Posted by - 13 April 2013 - O OLDU BU OLDU

İki insan arasındaki ilişkinin gerçekten bittiği an hangi andır biliyor musunuz? Taraflardan birinin diğerinden vazgeçtiği an. Vazgeçmenin üzerine yıllarca devam eden ilişkiler, ilişkilerden yıllar sonra gelen vazgeçme anları var. Nedeni, nasılı her ilişkide farklı. Ama vazgeçme anı önemli. Çünkü vazgeçmek önemli.

İnsanlık tarihini ya da basbayağı kişisel tarihini biraz eşeleyen biri bu konuda önemli bulgulara ulaşabilir.

Vazgeçtikten sonra sevgi, saygı, güven her şey silikleşir. “Sen öyle yaptıydın ama sen de öyle dediydin”lerin hepsi anlamsızlaşır, hazırcevaplık, ikili mücadelelerde kazanılan küçük zaferler, ince hesaplar önemini yitirir. Cümleler, kavramlar, hisler uzayın sonsuzluğunda giderek silikleşerek kaybolmaya başlar. Moleküllere, atomlara ayrılarak çözülür ve yok olur. Çünkü vazgeçmek bunların hepsini anlamsızlaştırır.
“Vazgeçme süreci”nin ardından, sanki hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmamış gibi ortada bir boşluk kalır. Kimileri bunu sükunet ya da huzur olarak anlamlandırsa da her sessizlik ve boşluk anlamlı ya da huzurlu değildir. Bazen şeyler sadece yok olur. Bazen sessizlik sadece sessizliktir.

Emek olayına bakıyorum. Dinliyorum. Haberleri okuyorum. Şunu görüyorum. Emek sinemasını her şeye rağmen, hiç kimsenin uyarısını, bu uyarıların bir maddesini dahi kâle almadan yıkmakta direnmek. Buna müsade etmek ve desteklemek, vazgeçmekle ilgili. Birileri birilerinden vazgeçti.

Taksim’in altını oyarken vazgeçti, kışlayı dikme kararı alarak vazgeçti, “Çamlıca’ya cami yapacağım, şeklini de kafama göre yapacağım” derken vazgeçti.
İstanbul’u boydan boya yaran kanal açıp “size mi soracağız” derken vazgeçti.
2B’de vazgeçti, Belgrad Ormanı’nı yapılanmaya açacak kararlarla vazgeçti.
Çevre ve Şehircilik adı altında bir bakanlık kurarken vazgeçti. Ülkenin dört bir yanını vasat binalarla donatarak, her yeri aynılaştırarak vazgeçti.
Tarihi eserleri çanak çömlek diye ezerek vazgeçti, 5 bin yıllık höyüğe törenle beton dökerek vazgeçti.
Dereleri kurutarak, yataklarını değiştirerek vazgeçti, Kaz Dağları’nı madencilere deldirerek, oydurarak, tıraşlatarak vazgeçti.
İtiraz edeni meczup durumuna düşürerek vazgeçti.
“Bir dakika ama…” diyenin ağzına ağzına su sıkarak vazgeçti.
Güzelim İstanbul dururken her gün yeni bir kararla güzelim İstanbul’un çakmasını inşa ederek vazgeçti.
Memleketin hayvanlarını, bitkilerini zerre kadar umursamayarak vazgeçti.
Şehirdeki az sayıdaki yeşil alanı park yapıyorum diye betonlayarak vazgeçti.
En güzel koya nükleer santral yapma planıyla vazgeçti.
Haydarpaşa’yla vazgeçti, üçüncü köprüyle vazgeçti, İstanbul’un son ormanlarını yapılaşmaya açarak vazgeçti.
Sesini yükseltene “prim” verilmedi.
Gönül almak, ikna etmek, diyalog, tartışma, akıl, izan, hepsi moleküllere ayrılıp uzaya karıştı, anlamsızlaştı.
“Ne oyunuzu istiyoruz, ne rızanızı, ne fikrinizi, ne kültürünüzü… Sizden vazgeçtik.” Bize söylenen budur.
İki insan arasındaki ilişki vazgeçmeyle tam olarak biter.
Herkes üzülür ama hayat devam eder. Herkes kendi yoluna gider.
Güçlü güçsüzden vazgeçtiğinde böyle bir imkan yok. Vazgeçilen ölene kadar sürgüne mahkum demektir.
“Alt tarafı bir sinema” diyebilirsiniz. Ama Emek sadece bir sinema değil.
Ormanlar tahta değil, dereler su değil, binalar taş değil. Ayrıca taş olsa dile gelir…

1 Comment

  • SonsuzluğaDair 14 April 2013 - 02:54 Reply

    Çok komikmiş. Benim.

  • Leave a reply