Yayalaştırma

1 Posted by - 01 July 2013 - O OLDU BU OLDU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin internet sitesine göre İstanbul’da şu anda 61 yayalaştırma projesi var. Hepsinde “tarih ve doğa iç içe” olacak. Ve biz bunun anlamını artık çok iyi biliyoruz

Taksim’de o cumartesi günü sevgi, saygı, kardeşlik ve huzur dolu bir ortam vardı. Hani o her biri legal örgüt ve kuruluşların “illegal” pankartlarıyla AKM’yi bir dilek ağacı gibi bezedikleri cumartesi. Polisin zulmünden korunmak için barikat olmuş bir-iki araba dışında tek bir aracın olmadığı, o araçların da artık birer modern sanat eseri haline döndüğü bir ortamdı. Her yanda duvar yazıları, herkes fotoğraf çektiriyor. Sanki Berlin duvarı az önce yıkılmış, insanlar özgürlüğün sarhoşluğu ve şaşkınlığı içinde birbiriyle kucaklaşıyor…
Çoluk çocuk gelenler, bebek arabalarıyla kalabalığın arasında dolaşanlar, onlara yardımcı olan nazik insanlar, satıcılar, sanatçılar, öğrenciler, esnaf, halk… Yüzlerde bir gülümseme, rahatlama, bir özsaygı…
O gün dikkat ettim Taksim’in bu şahane ütopik mutluluğunun nedenlerinden biri de trafik olmayışıydı. Arabalar girmiyor, insanlar giriyor ve o şekilde Taksim’de dolaşmak bir anda dünyanın en güzel şeyi oluyor. Gümüşsuyu’ndan Gezi’ye Sıraselviler’e kadar yürü dur…
Belediye “yayalaştırma”dan söz ediyor ya. İşte halk, vatandaş, şehir sakini ne derseniz deyin, orada kendi yayalaştırmasını yapmıştı. Hepimiz yayaydık, AKM halka açılmıştı (içinde hiçbir şey olmasa da), genzimizde biber tadı vardı ve hayat o an için çok güzeldi.
Daha sonra orayı daha iyi yayalaştırmak için biz yayaları oradan çıkardılar. Bir sonraki cumartesi anne-babaların, amcaların teyzelerin, çoluk çocuğun üzerine biber gazı ve kimyasal ilaçlı su sıktılar.
Yayalar ortadan kalkınca Gezi Parkı ve Taksim şahane bir şekilde yayalaştırılmış oldu.
Yayaların gezeceği yerlere polis barikatları kuruldu, yayaların oturup soluklanacağı ağaç altlarına, çimlere binlerce çiçek ekildi (Başbakan’ın çiçekten sorumlu insanları rakamı açıkladı ama hatırlamıyorum), Gezi Parkı çimlere basılmayacak şekilde bahçeleştirildi. Sırrı Süreyya’nın kepçenin önünde durduğu yere beton döküldü “tretuar çalışması” ve dolayısıyla yayalaştırma tamamlandı. Kadir Topbaş bunu hepimize müjdeledi, Başbakan “Parkı halka açtık” dedi. Şu an içeride sadece polis ve kepçeler var. Basın girişi yasak.
Belediyemiz ve hükümetimiz şehri yayalaştırmak istiyor. E tabii bunun için daha fazla beton atmak, “kışla-kültür müzesi AVM’si” gibisinden “tarihi” binaları daha çok yapmak lazım. Mesela Gezi’de yer alan, Osmanlı döneminden kalan iki taş havuz, polisin parka girmesinin ardından kayıp. Onları da herhalde yayaların ayağına takılır diye kaldırdılar. Ne de olsa milletin hizmetkarı insanlardan söz ediyoruz.
O saksıların aynısını betondan yapıp koyarlar. Cillop gibi olur.
Yani “Halkımız tarihle tanışacak ve vazodan kışlaya tarihin aynısını biz betondan yapıyoruz, milletimizin önüne tertemiz koyuyoruz” diyorlar.
Yayalaştırma çok güzel ve faydalı bir şey. Yalnız küçük bir sıkıntı var, bu yayalaştırma projelerinde yayalar bayağı ayak bağı oluyor.
Şimdi Beşiktaş, Kadıköy ve Haydarpaşa yayalaştırma projelerini de merakla bekliyoruz. Bakalım nasıl yayalaşacağız.
Karaköy’ü de komple “yayalaştırma” projesi var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesine girin bakın, üşenmedim saydım, İstanbul’da şu anda 61 adet yayalaştırma projesi var (yanlış saymadıysam). Her yer yayalaşıyor. Her yer yemyeşil olacak. Hepsinde de tarih ve doğa iç içe olacak. Bunun anlamını artık biliyoruz.
Her yere kışlalar yapılmasa da bir şeyler yapılacak elbet ve etrafında saksılarda falan birtakım çiçekler, sağda solda güller olacak.
Ve elbette kaç çiçek, kaç gül ve kaç akibeti belirsiz ağaç fidanı dikilecek, hepsi rakamlarla açıklanacak. Her şey çok şeffaf olacak. Rakamları bilerek rahat uyuyacağız. Sonra sabah kalkıp yerine karar vermemize izin verilen otobüs durağında gururla otobüs bekleyeceğiz. Yaşasın yayalaştırma. Ay lav belediye.
Ay lav yerinden yönetim.

No comments

Leave a reply