3 plak, 3 hikaye

0 Posted by - 20 August 2017 - KÖŞE YAZISI

mtezBu hafta size üç plaktan söz edeceğim. Her birinin benim için ayrı bir hikayesi var…

“I Learned The Hard Way” – Sharon Jones and the Dap Kings (2010): İnsan taşınma sırasında bir sürü şeyi kaybediyor ve kaybettiği bir sürü şeyi de buluyor. “Bazı şeyler vardan yok oluyor, bazıları da yoktan var oluyor” gibi taşınmanın felsefi boyutlarına ve alt metinlere, analojilere doğru ineceğim neredeyse, o derece taşınmalardayız bu ara.
I Learned The Hard Way - Sharon Jones and the Dap Kings
Neyse bu plağı ne zamandır görememiştim. Kolinin en üstünden karşıma çıkıverdi. Yakında yitirdiğimiz büyük soul vokali, müzik emekçisi ve label sahibi (Daptone) Sharon Jones’u anmak için iyi bir fırsat diye düşündüm.

Bu güzel kadını İstanbul’da izledim. Yüz yüze tanışma fırsatı buldum. Çok şanslıyım. Bu plağı da o zaman imzalatırım diye satın almıştım. İyi de etmişim. Sharon çok güzel şarkılara ve birkaç albüme daha imza attı ve maalesef aramızdan genç yaşta göçüp gitti. Albümün arkasına karaladığı “Love Ya, Sharon Jones” yazısı hâlâ duruyor ve müziği cayır cayır yayılıyor odaya.

“Go” – Dexter Gordon (1962): 1962 yılının bunaltıcı bir ağustos gününde Dexter Gordon, o dönem yaşadığı Paris’ten New York’a uçtu. Stüdyoya girdi ve ekibiyle yarım günde bu albümü kaydetti. Daha sonra bu albümün ilk baskılarından bir tanesi, tam olarak ne zaman bilinmez, Budapeşte’deki bir Amerikan üssünün kütüphanesine buradaki askerler dinlesin diye gönderildi. Üzerindeki US ARMY damgası buradan kalma.
Go - Dexter Gordon
Sonra bu plak, Shades’in sahibi Süleyman’ın eline geçti. Süleyman bu plağı dükkanın görünen bir bölümüne değil, hemen iki kapı yandaki depodaki diğer plakların arasına yerleştirdi. Bundan birkaç kış önce karlı bir cumartesi günü ben, İstanbul’dan sıkılarak dostlarımın şaşkın bakışları arasında Ankara’ya hafta sonu tatiline geldim. Tunalı’da buzun üstünde kaya kaya yürürken, Shades’e doğru pasajın içinde girdim.

Alt kata indim ve dükkandaki plaklara bakmaya başladım. Daha sonra caz plaklarına bakmak için depoya girdik ve “Go” karşıma çıkınca satın aldım. İstanbul’a getirdim. Birkaç kere dinledikten sonra rafa koydum. Unuttum gitti. Taşındıktan sonra açılan kolilerin arasından bir baktım bana bakıyor. Dinlemeden olmaz.

“Gran Riserva” – Dzihan & Kamien (2002): Bu albümün özelliği double değil, triple albüm olması. Çünkü bu long play albümde yer alan ve Mısırlı Ahmet’in perküsyonlarda eşlik ettiği 8 dakika 31 saniyelik “Sliding” daha kaliteli ses versin diye 45 devir kaydedilmiş. Bu yüzden tek yüzü başlı başına kaplıyor. Yani masraftan kaçınmamışlar, satın alırken ben de kaçınmamış, maaşı yatırmıştım. Kaliteli müziğe desteğimiz olsun.
Gran Riserva - Dzihan & Kamien
Bence 11 şarkılık bu albüm downtempo alanında gezmeyi tozmayı sevenler için Rolls Royce’a binmek gibi bir şey çünkü nefis bir sound mühendisliği var ve plaktan dinlenmeyi hak ediyor. Babylon’un Asmalı’da ve caz odaklı olduğu zamanlarda bu adamları birkaç kez dinlemiş ve cidden bayılmıştım.

Plağı muhtemelen 2003’te, Nişantaşı’nda, artık muhtemelen kafe ya da kahvaltıcı olmuş bir müzik dükkanından aldım. Aslında hemen karşısındaki Gerekli Şeyler’in vitrinindeki dev Red Sonja’yı inceliyordum. Amacım biraz çizgi roman almaktı ama kader ağlarını örmüş işte. Neye niyet neye kısmet. Dükkandan bir şey almadan çıkıp karşısındaki plakçıdan bu albümü aldım. Sonra evde bir kahve yapıp güzel güzel dinlediğimi hatırlıyorum. Geçen gün plak tasnifi esnasında karşıma çıktı. Eski bir dost görmüş gibi heyecanlandım, hemen bir kahve yaptım.

Mehmet Tez – Milliyet

No comments

Leave a reply