“ALKAN AVCIOĞLU ÇİĞDEM VİTRİNEL’LE KONUŞTU: ‘FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU’NUN İLHAM KAYNAKLARI”

2 Posted by - 12 December 2014 - KÖŞE YAZISI

İlk filmi ‘Geriye Kalan’ ile Altın Portakal’da En İyi Yönetmen ödülünü kazanan Çiğdem Vitrinel’in merakla beklenen ikinci filmi ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ bugün vizyona giriyor. İlhami Algör’ün kitabından uyarlanan filmin yönetmeniyle ilham aldığı filmleri konuştuk.

İlk gösterimini gerçekleştirdiği 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Görüntü Yönetmeni (Vedat Özdemir) ödülüyle dönen ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ İlhami Algör’ün aynı adlı romanından uyarlama. Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları’nın başrollerini paylaştığı filmin senaryosunu yönetmen Çiğdem Vitrinel ile birlikte Ceyda Aşar kaleme aldı.

“Kitap bir nevi bilinç akışı tekniği ile yazılmış, zaman ve mekanda sıçramalarla ilerleyen bir anlatıma sahipti. Dolayısıyla sinemaya uyarlamak zordu. Ceyda Aşar ile birlikte hikayeyi belirli bir olay örgüsü olan daha geniş bir zaman dilimini kapsayan bir öykü haline getirdik.” diyor yönetmen Çiğdem Vitrinel.

c.vitrinel FOTO
(Çiğdem Vitrinel)

Kendi deyimiyle “henüz hiçbir kitabı yayınlanmamış yazar” Arif’in hikayesini anlatan filmde kitapta yer almayan kısımlar da var. “Kitapta Müzeyyen ile tanışmaları yoktur aslında ama biz koyduk mesela, ya da yayınevi editörü gibi yan karakterler ekledik. Ama kitabın iç ses anlatımına sadık kalmayı özellikle istedim” diyor Vitrinel: “Çünkü bu filmin aşk, ilişkiler, hayat ile ilgili konuşan, düşünen ama meselesini dramatize etmeyen bir film olmasını istiyordum.” Vitrinel “işte budur” diye referans gösterebileceği bir film olmadığını belirtiyor ama çekim sürecinde ilham aldığı filmler olarak da 4 ismin üzerinde duruyor.

Sensiz Olmaz (High Fidelity), 2000
Yön:
Stephen Frears
Filmin uyarlandığı Nick Hornby’nin kitabını okumadım ama filmin sağlam bir senaryosu vardı ve çok başarılı çekilmişti. Bu filmde de iç ses kullanılır. Hatta pek çok yerde seyirci ile direkt göz teması kurulur. Bir erkeğin büyüme, olgunlaşma hikayesi anlamında samimi ve dürüst bulduğum bir filmdir. Aynı zamanda insanlara genel yaklaşımı ve film tekniği anlamında ‘Fakat Müzeyyen’e en yakın bulduğum iştir. Filmin başkarakteri, orta yaşlarını geçmekte olan plak dükkanı sahibi Rob (John Cusack), kadınların kendisini niye terk ettiğini anlamaya çalışırken ilk gençlik aşkına kadar gider ve her biri ayrı hayat dersi olan tecrübe ve düşüncelerini seyirci ile birebir paylaşır. Zaman içinde düşündüğü bazı şeylerin kendi arızalı ve kompleksli bakış açısı olduğunu görmesi, aklından geçenlerle yaptıkları arasındaki mesafe filme enfes bir mizah katar. Akıllı romantik komedi denen türün başarılı bir örneğidir.

high fidelity

Evde (Dans la Maison), 2012
Yön:
François Ozon
‘Fakat Müzeyyen’ üzerine çalışırken “kahramanı yazar olan filmler” diye ayrı bir kategori olabileceğine iyice ikna oldum. Anlatıcısı yazar olan filmlerin hepsiyle bir kardeşlik bağı hissettim. Ama en etkileyici olan Ozon’un ‘Evde’ isimli filmi oldu. Bu filmin gerçek ile kurgu arasında gidip gelen oyuncu, şakacı dilini sevdim. Çünkü bizim filmde de aslında seyirci hep Arif’in anlattığı, çizdiği evrenin içindedir. Ne kadarının kendi kurgusu ne kadarının gerçek olduğunu bilmeyiz. Müzeyyen gerçekten var mıydı yoksa sadece bir roman kahramanı mı emin olamıyoruz?

dans la maison

Kahve ve Sigara (Coffee and Cigarettes), 2003
Yön:
Jim Jarmusch
Aslına bakarsanız bu 11 epizotluk filmde neler konuşulduğunu şu anda doğru dürüst hatırlamıyorum bile. Jim Jarmusch’un dünyasından aşina olduğumuz karakterlerinin cafelerde, restoranlarda, otel lobilerinde (bazen ortamdaki garsonda muhabbete dahil olur) özellikle kahve ve sigara üzerine yaptıkları gündelik konuşmalarından ya da konuşamadıkları şeylerin ağırlığından oluşan bir film. Bizim filmle çok alakası yok yani. Ama ‘Fakat Müzeyyen’deki kuş bakışı masa çekimlerinin tek ilham kaynağının bu film olduğunu itiraf etmeliyim. Bu plonje masa çekimleri için sanat yönetmenimiz Elif Taşçıoğlu ile titizlenerek çalıştık. Çünkü Arif’in dünyasını görmek, onu tanımak anlamında önemliydi.

Coffee and Cigarettes

Orada Olmayan Adam (The Man Who Wasn’t There), 2001
Yön:
Joel Coen
Coen kardeşlerin başyapıtlarından biri. Senaryo olarak da görsel olarak da. Arif’in yani bizim filmin kahramanının da biraz orada olmayan adam olduğunu düşündüğüm için filmin senaryosunu yazarken tekrar izlediğim filmlerden biri olmuştur. Söz konusu Coen’ler olunca sıradan bir kara film gibi gözüken hikaye seyircisine Albert Camus’un ‘Yabancı’sını okurken aldığı hazzı verebiliyor. Sonuçta Jim Jarmusch’un dediği ve bütün iyi sinemacıların bildiği gibi: “Hikaye dediğin nedir ki? Bir yerden başka bir yere, başka insanlara gidersin, değişen bir şey olmaz”. Sonuçta iyi bir filmin sorduğu soru hep aynıdır: “Bütün bu yaşadıklarımızın anlamı ne?” Coen’ler de suç filmi gibi gözüken bu filmde tam olarak bunu sorar, hayatın belirsizliğine, kontrol edilemezliğine dokunurlar.
Arif de kendi yazdığı hikayeye bile müdahale edemeyen, sadece izleyici olmakla yetinen duruşuyla bir nevi orada olmayan adamdır. Kadının gideceğini bilir ama hiçbir şey yapmaz.

The Man Who Wasnt There

ALKAN AVCIOĞLU

** Alkan Avcıoğlu’nun bu yazısı 12 Aralık 2014 tarihli BirGün Gazetesi‘nde yyaınlanmıştır.

No comments

Leave a reply